Dünya nüfusu son verilere göre 8 milyona yaklaşmış durumda. Toplam doğum ve ölüm verileriyle birlikte araştırmalara göre, nüfusta her geçen saniye ortalama 2.6 insan artışı gerçekleşiyor. Bu durum da tüketimin artmasına sebep oluyor. Tüketici nüfus bu kadar artarken kaynaklarımız yeterli olacak mı? Nüfus artışı ne gibi kötü sonuçlar doğurabilir? Kusursuz bir dünya olsaydı her şey daha mı güzel olurdu? İşte bu soruların cevabı yıllar öncesinde yapılan bir deneyde saklı.

İlk Gözlem

25. Evren Deneyi: Geleceğin Karanlık Ütopyası 1

Hayvan davranışları üzerine çalışan John B. Calhoun, tüm bu soruların cevaplanma serüvenini 1947 yılında başlatıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında artan nüfusun getireceği sonuçları görmek için sıçanlar üzerine bir deney düzeneği hazırlıyor. 28 ay boyunca bütün ihtiyaçlarını eksiksiz karşılıyor ve avcı tehlikesini ortadan kaldırıyor. Süreç sonunda 5000 sıçan beklenirken düzenekte sadece 200 sıçan bulunuyor. Ayrıca sıçanlar arasında gruplaşmalar gözleniyor.

1958 yılından itibaren kendi laboratuvarında aynı deneyleri sıçanlar ve fareler üzerinde uyguluyor ve bu yaptığı deneylere “evrenler” adını veriyor. Yaptığı her deneyde üreme bir süre sonra duruyor ve popülasyonda azalmalar meydana geliyor. Tekrarlanan deneylerin ardından “25. Deney” denilen en ünlü çalışmasına imza atıyor. Peki bu deneyi diğerlerinden özel kılan ne?

Deney Düzeneği

25. Evren Deneyi: Geleceğin Karanlık Ütopyası 2

1972’de Calhoun, 2.5 metrekare alanı ve 90 cm duvar yüksekliği olan, her duvarda 50 cm yüksekliğe çıkan 16 tünel ve her tünelde de 4 oda bulunan oldukça kusursuz bir düzen kuruyor. Bu odaların her biri 15 fareyi misafir edebilecek ve toplamda 4000 fareyi alabilecek şekilde dizayn ediliyor. Devamlı olarak su ve yemek ihtiyaçları karşılanıyor, ayrıca tüm fareler tehditlerden uzakta tutuluyor. Herhangi bir hastalık durumunda anında müdahale ediliyor ve yuvaları da en rahat hissedecekleri şekilde hazırlanıyor. Aslında hepimizin kafasından bir an olsun geçmiş olan o kusursuz dünya, fareler için gerçekleşmiş oluyor. Calhoun, sağlıklı 4 dişi ve 4 erkek fareyi deney alanına bırakıyor ve gözlemlemeye başlıyor. Bu gözlemleri sırasında farelerin davranışlarını 4 evreye ayırıyor.

İlk Evre

Fareler 104 gün boyunca ortama alışmaya çalışıyor. Alışma süresi boyunca kendi odalarına yerleşiyorlar ve yuvalarını düzenliyorlar. Birbirlerini iyice tanıdıktan sonraysa üreme faaliyetlerine geçiyorlar.

Patlama Evresi

Üremeye başladıkları andan itibaren hızlı bir nüfus artışı gerçekleşiyor. Nüfus, yaklaşık olarak 60 günde bir 2 katına çıkıyor ve 315. günde 600’den fazla fare oluyor. Bu noktadan sonra ilginç bir durum gerçekleşiyor. Her odada yeterli kaynak olmasına rağmen bazı odalar kalabalıklaşmaya başlıyor. Farelerin sadece belli yerlerde yemek yedikleri ve kendilerine göre bir sosyalleşme yaşadıkları gözlemleniyor. Bu sosyalleşme ile fareler odalarını seçiyor ve bazı bölümler bu sebeple bomboş kalıyor.

Duraklama Evresi

25. Evren deneyi

Sosyalleşmenin, tabiri caizse “dibine vuran” fareler, aşırı kalabalıktan huzursuzluk duymaya başlıyorlar. Yeni farelerin de doğmasıyla birlikte ortam iyice kalabalıklaşıyor ve oluşturdukları “sosyal” yapı yıkılmaya başlıyor. Erkek fareler ayrı takılmaya başlıyor ve huzursuzlukla birlikte agresif davranışlar göstermeye başlıyorlar. Asli görevleri yavrularını korumak iken, güçsüz gördüğü farelere şiddet ve taciz uygulamaya başlıyorlar. Kendilerince dominant bir ortam yaratıyorlar. Dişi farelerse bu durumdan eksik kalmayıp yavrularını yemeye çalışıyorlar. Ayrıca çiftleşmekten uzak duruyorlar.

Bu evrede garip bir durum gerçekleşiyor. Güzeller denilen, Calhoun’un tabiriyle “beautiful ones”, fareler üst katlarda bulunan odalara çekiliyor ve yaşanan olaylardan mümkün olduğunca uzak duruyorlar. Sisteme uygun şekilde yemeklerini yiyip sorun çıkarmadan yaşamayı tercih ediyorlar. Ancak çiftleşme, kur yapma ve bakım ihtiyaçlarının karşılanması gibi durumlara karşı isteksiz davranan bir nesil ortaya çıkıyor. 560. Gün sonunda nüfus 2200’e dayanmış durumda kalıyor.

Ölüm Evresi

25. Evren Deneyi: Geleceğin Karanlık Ütopyası 3

610. günden itibaren farelerin birbirlerine uyguladığı zulümlerle ve üremenin durmasıyla nüfusta ciddi bir düşüş gerçekleşiyor. Bebek ölüm oranları %90’a çıkıyor ve tamamen bir kaos ortamı oluşuyor. Fareler, çeteler halinde odaları yağmalamaya başlıyor. Güzeller denilen fareler ise hayattan tamamen kopmuş şekilde yaşamaya devam ediyor. Herhangi bir hayat amacı olmadan ruhları ölmüş diyebileceğimiz şekilde fiziksel olarak yaşamaya devam ediyorlar. Farelerin büyük bir çoğunluğu üremeyi de bıraktığı için nüfus artışı hiç gerçekleşmiyor.

Garip olan durum ise önlerinde her şeyin olması: Yiyecek, içecek, yatacak yer, kendileri dışında herhangi bir tehdit olmaması gibi. Calhoun, bu hızlı düşüşten etkilenmemeleri için Güzelleri yeni bir sisteme alıyor ve davranışlarını inceliyor. Farelerin sadece orada ruhsal çöküş yaşadıklarını düşünürken fareler yeni sistemde de aynı tavırları sergiliyorlar. Diğer farelerle iletişime geçmiyor, üremiyor, tamamen ruhsuz bir şekilde yaşamlarına devam ediyorlar. Sonunda da hiçbir doğum olmadan ölüyorlar. Diğer ekipte de tek bir dişi kalana kadar nüfus düşüyor ve o da ölünce deney son buluyor.

Deneyin sonucu ne kadar korkunç olsa da Calhoun, yarattığı ütopyada insanın yaratıcılığıyla birlikte daha güzel bir ortam oluşturulabileceğine inanıyordu. Ancak farelerin girdiği ölüm evresine girmeyeceğimizin herhangi bir garantisi maalesef yoktu ve bu evreye girildiğinde ise sonuç kaçınılmazdı. Calhoun, elde ettiği sonuçlarla nüfus artışına karşı insanlık için çözüm önerileri sunmuş ve bilim dünyasını bu konuda aydınlatmıştır. Bu şekilde gelecekte oluşabilecek tehlikelere karşı daha net bir önlem de alabiliriz.

Kaynak: 1, 2, 3

Editör: Sena Baki