Aidiyet Hissi ve Mehmet Akif Ersoy

Şüphesiz her insan, hayatının belli bir döneminde kendini belli bir şeye, yere veya kişiye ait hisseder. Özellikle çocukluk dönemimizde hatırlarız ki, hep bir şeyleri taklit ettik: Annemizi, babamızı, televizyona çıkan ünlüleri ve daha nicelerini…Kişilik oturması da her insana göre farklılık gösterir; kimisi lise çağında olgun bir “filozof” oluverir, kimisi 50’sine gelse çocukça davranmaya devam eder. Bu kişilik oturmasında bana kalırsa en önemli şey, “özgürlük” kavramıdır. İnsan özgür bir şekilde yaşayabildikçe ve buna yönelik kararlar aldıkça kendisini bulmaya daha da yaklaşır. “Özgürlük, kişinin kendini bulması, olgunlaşmak” gibi kavramları bir insan üzerinde incelemeye ne dersiniz? O insan, İstiklal Marşı’mızın da şairi olan Mehmet Akif Ersoy’dur.

Akif

Özgürlüğe Düşkünlük

Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında milli mücadeleye elinden gelen desteği veren Mehmet Akif Ersoy, asla ve asla teslim olmayı aklına koymamış ve özgürlüğün önemini Türk milletine her daim vurgulamıştır. Camilerde, meydanlarda, kahvehanelerde halka özgürlüğün önemini tarafsızca, kendi ideolojik ve dini duygularını katmadan anlatmıştır. “Hürriyet” isimli şiirinde sokakta elinde bayraklarla gördüğü iki çocuğa:

— Bağırın haydi çocuklar…
— Yaşasın hürriyet!

şeklinde seslenmektedir. Başka bir şiirindeyse Akif, hürriyete resmen “aşkını” dile getirmektedir:

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.

Keza İstiklal Marşı’nda “hürriyet” kelimesi birkaç defa geçmektedir ve şüphesiz bu durum Akif’in özgürlüğe düşkünlüğünü göstermektedir.

İttihad ve Terakki

Akif

Mehmet Akif Ersoy’un önemli bir yönü, hiçbir akıma, partiye veya şahsa doğrudan bağlılığını kolayca dile getirmemiş olmasıdır. İttihad ve Terakki’nin güçlendiği yıllarda Mehmet Akif’e de bu partiye katılma teklifi götürülür. Akif İslamcıdır, bu partiyse her türlü ideolojiden insanları barındırmasına rağmen ağırlıklı olarak Türkçülüğe ve askeri güce önem verir. Buna rağmen kendisine gelen teklifi kesinkes reddetmeden önce düşünür, partiden insanlarla konuşur. Kendisinin önüne getirilen partiye giriş ve yemin metnini incelerken partinin kararlarına “kayıtsız şartsız biat etme” şartını görür ve eleştirir. Ona göre kendisi, hiçbir şeye kayıtsız şartsız bağlı kalamaz. “Ben cemiyetin yalnız emr-i marufuna biat ederim. Mutlak surette söz veremem, yemin edemem.” der; ve sırf onun hatrına metinden bu yemin kısmı çıkartılır.

Tasavvuf ve Neyzen Tevfik’le Olan Dostluk

Akif

Mehmet Akif ne tasavvufa karşı, ne de tasavvufun içinde bir şairdi. Tasavvuf ehlilerini, özellikle Mevlana’yı övdüğü ve takdir ettiği bilinmektedir. Buna rağmen kendisi şiirlerini bu doğrultuda yazmaz, onun amacı halkın anlayacağı şekilde iki çift söz anlatabilmektir:

Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa

Oku, zira onu yazdım iki söz yazdımsa

Neyzen Tevfik’le olan dostluğundan bahsetmeden olmaz. Akif’in kafa yapısına hiç uymayacak gibi görünen biridir Neyzen, keza öyledir de. İçki içer, ağzı bozuktur, dinle de pek arası yoktur. Buna rağmen Neyzen’le Akif’in dostluğu takdire şayandır. Sıkça vakit geçirirler; Neyzen ona ney çalmayı öğretir, Akif de Neyzen’e Fransızcayı öğretir. Ne kadar doğru bilinmez ama, Mehmet Akif’in Neyzen’i gece vakti meyhanelerden çok defa alıp evine bıraktığı söylenir. Buradan Akif’in sadece kendi kafa yapısına uygun insanlarla dostluk etmediğini, her türlü fikre ve insana açık olduğunu görmek mümkündür. Zira çok eleştirdiği batı “medeniyet”ine ait bilgisi yüksektir. Almanya’yı gezmiştir, iyi derecede Fransızca bilir ve çocuklarına piyano çalmayı öğretmek için bir hoca tutar.

Eleştirileri

Akif

Akif’in batı ve doğu dünyasına dönük eleştirilerini incelediğimiz zaman, hiçbir şekilde taraf tutmadan açıkça ve yeri geldiğinde sert eleştiriler görmek mümkündür. Batı toplumunu eleştirir, çünkü yüzyıllardır sömürerek, işkenceler çektirerek dünyayı yiyip bitirmişlerdir. Şüphesiz bunda haklıdır da, tarih sahnesi bize bunu çok net gösterir.  Şiirlerinde “medeniyet” kelimesini iğneleyici bir üslupla çok defa kullanır. Bu kelimeyi “ilerleme” zanneden insanlar, şüphesiz Akif’i anlamamış insanlardır.

Medeniyet denilen maskara mahluku görün:

Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!

Yeri gelir batının hakkını verir Akif. Bilim ve sanattaki ilerlemelerini takdir eder ve bunlar dışında onlardan alınacak bir şeyin olmadığını dile getirir:

Alınız ilmini Garb’ın(batının), alınız sanatını

Veriniz hem de mesainize son süratını

Her ne kadar “İslamcı” diye bilinse de, İslami toplumları da eleştirmekten geri kaçmaz Akif. Ona göre İslam, yüzyıllar boyu insan sömürmek ve kandırmak için kullanılmıştır. Ayrıca Akif, Kuran’ın anlaşılmadan okunmasına çok kızar:

İbret olmaz bize, her gün okuruz ezberde!

Yoksa, bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?

Lafz-ı muhkem yalınız anlaşılan, Kur’a’nın

Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mananın

Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

Kuran’ın her şeyden önce anlaşılmak için indirildiğini ve başka emellere alet edildiğini açıkça dile getirir:

İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için

Mehmet Akif’e göre, yaşadığı devirde Müslümanlığı anlayabilen ve uygulayabilen kişi sayısı pek azdır:

Kaç hakiki Müslüman gördümse: Hep makberdedir.

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!

Sonuç

Aslında sonuç açık: Her konuya objektif olabilmeli insan. Akif’ten aldık, İslam’a değindik, Kurtuluş Savaşı dedik. İnsanın özü bir, derine inince hiçbirimiz çok da farklı değiliz. Mehmet Akif Ersoy, hiçbir ideolojiye, akıma ve şahsiyete körü körüne bağlı kalınmaması gerektiğini hayatı boyunca anlatmış bir şairdir. Aslında bu yazıda da anlatılmak istenen buydu. Hepimiz genç olduk, bir şeylere özendik, hatalar yaptık. Mesele, insanın özendiği şeylerde takılıp kalmamasında ve özünü biraz olsun korumasında. Etkilenmek elbette doğal, ancak “etkilenmek” adı altında birebir taklitçilik yapmanın hiçbir anlamı yok, değil mi?

Bugün Mehmet Akif Ersoy’un doğum günü. Kendisini bu yazı aracılığıyla da saygıyla anıyoruz.

Bilgiyi Yay

Bir Cevap Yazın