Anne-Babanın Duygusal Travmaları Çocukların Biyolojisini Değiştirebilir-2 | KreatifBiri

Anne-Babanın Duygusal Travmaları Çocukların Biyolojisini Değiştirebilir-2

Geçen haftaki ”Annelerimizin Yaşadıkları DNA’mızı mı Değiştiriyor?” yazıma fizikçi ve sinir bilimci Ali Jawaid ve Prof. Dr. Isabelle Mansuy’un önemli çalışmalarıyla devam etmek istiyorum.

Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, normalin dışında; sigara içmek, sürekli bir travmaya maruz kalmak gibi çevresel etkenler hücrelerde strese neden olur. Bu stres, DNA’mızda rastgele ve rastgele olmayan metillenme-asetillenmeler yoluyla da DNA’mızı değiştirmiş olur. Bunların bize nasıl aktarıldığı ve bu olaylar zinciri, tamamen ayrı bir yazıda ele alınması gereken bir konu olmasının yanında, kısaca, annemizden ve babamızdan aldığımız kromozomların bu stres altında değişime uğramış kromozomlar olduğunu düşünebiliriz. Normalde sperm ya da yumurta hücresinin epigenetik değişimlerden etkilenmemesi gerekir ve çevresel etkenlerin yarattığı modifikasyonlar döllenmeden önce sıfırlanır. Bu konu hala bir soru işareti oluşturuyordu. Ta ki bu çalışmaya kadar.

Ali Jawaid, Pakistan’daki yetim çocuklarla çalıştı. SOS Yetim Çocuk Köyleri’nde yaşayan bu çocukların hayata çok geriden ve zor başladıklarını söylemek yanlış olmaz. Bir çoğu, babasını kaybetmişti, bu da Pakistan’ın muhafazakar toplumunda anneyi de kaybetmek demektir çoğunlukla. Yoksul anneler ailelerini geçindirmek için yeterli bir iş bulamadığı için çocuklarını bırakmak zorunda kalabilirler.

Zürih Üniversitesinden Ali Jawaid’e göre Multan, Lahod ve İslamabad’taki yetimhaneler bu çocuklara barınak ve sağlık hizmeti sağlayıp onları çevre okullara gönderip mümkün olan en iyi desteği veriyor. Bunlara rağmen… Çocuklar anksiyete ve depresyon da dahil olmak üzere PTSD’ye (travma sonrası stres bozukluğu) dair semptomlar gösteriyor (deneyimliyor). Tüm bu psikolojik engellerin ötesinde, Jawaid, bu deneyimlerin arkasında gizli bir potansiyel sebep olup olmadığını merak ediyor. Yetimhanelerle ebeveynlerinden ayrılmanın duygusal travmasının da ince biyolojik değişimleri -öyle ki çocukların bu travmaları kendi çocuklarına bile geçirebilecekleri kadar uzun sürüyor- tetiklediği gibi rahatsız edici bu olasılığı araştırmak için bir çalışma başlattı.

Hayvanlarda, stres, soğuk veya yüksek yağlı diyetlere maruz kalmanın sonraki nesillerde metabolik değişiklikleri tetiklediği gösterilmişti ve insanlarda da, travmatik deneyimler yaşayan insanların çocuklarında küçük biyolojik değişimler ve sağlıklarında bazı değişimler saptanmıştı. Bu savın etkileri derin. Şöyle ki; eğer deneyimlerimiz çocuklarımıza ya da çocuklarımızın karşısına gelebilecek sonuçlar doğuruyorsa, bu sigara içmekten aileleri ikiye bölen göç politikalarına kadar her şeye karşı güçlü bir argüman olabilir. Pullman’daki Washington Eyalet Üniversitesinden biyolog Michael Skinner, “Bu gerçekten korkutucu bir şey. Eğer büyükannenizin ve büyükbabanızın maruz kaldığı şey hastalık riskinizi değiştirecekse, bugün yaptığımız, silinmiş olduğunu düşündüğümüz şeyler nesiller sonraki torunlarımızı etkiliyor” diyor.

Ancak, fiziksel stresten farklı olarak duygusal travmanın, insanlarda sonraki nesillere aktarılabileceğini kanıtlamak bir zorluktur. ETH Zürihli sinir bilimci Johannes Bohacek, Zorluk … sosyal mirastan kaynaklanan – kitlesel olması gereken – ve olmaması gerekenleri çözebiliyor.” diyor.

Araştırmak için Jawaid, Pakistanlı yetimlerden ve ebeveynleriyle yaşayan sınıf arkadaşlarından kan ve tükürük örnekleri topladı. UZH ve ETH Zürih’ten Isabelle Mansuy’un laboratuvarında araştırmacı olarak, kayıp ve zorla ayrılma travmasının hücresel düzeyde tanımlanabilir izler bırakıp bırakmadığını öğrenmeyi umuyordu. Ancak nesiller arası kalıtımın gerçekten kanıtlanması için, yetimhaneleri kendi çocuklarına sahip olana kadar yıllarca incelemeliydi. Bu yüzden Mansuy farelerle çalışmaya başladı.

Ali Jawaid (sağ arka) Pakistanlı bir yetimhanede çocuklarla çalışırken. Bir çocuk az önce epigenetik bir çalışma için kan örneği verdi.

Mansuy’un araştırdığı fikri – kalıtsal özelliklerin hepsinin DNA’ya dayanmaması – yarım yüzyıldan daha eski. Bu sonuçlar, aynı DNA’ya sahip bitkilerin, yüzlerce nesil boyunca devam eden farklı çiçek tohum rengi gibi özelliklerde farklılıklar içerdiği mısırdan geldi. Çalışma başlangıçta tartışmalıydı, çünkü genetikçiler bunu 19. yüzyıl bilim insanı Jean-Baptiste Lamarck’ın Darwinist olmayan fikirlerinin canlanması olarak görüyorlardı.

İnsanlarda epidemiyolojik çalışmalar benzer sonuçlar ortaya koydu. En bilinen vakalardan biri, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Hollanda’yı kasıp kavuran bir açlık olan Hollandalı açlık kışıdır. Yiyecek kıtlığı sırasında gebe olan kadınların çocukları, daha önce doğmuş yaşıtlarından daha erken öldüler ve daha yüksek obezite, diyabet ve şizofreni oranları vardı. Diğer grupların çalışmaları, erken hayat evrelerinde, anne karnında bile- açlık çekmiş olan ebeveynlerin çocuklarında daha fazla kalp hastalığı gözlendi.

Geçtiğimiz yıl için kayıtlara baktığımızda, savaş esirleri olarak harcayan iç savaş askerlerinin oğullarının, gazi arkadaşlarının oğullarından daha erken ölme olasılıkları olduğunu gösterdi. (Araştırmacılar sosyoekonomik durum ve anne sağlığı açısından kontrol edilmiştir.) Ancak insan çalışmaları bariz bir sakıncayla karşı karşıya kaldı: Travma, epigenetikten ziyade ebeveynlik yoluyla bulaşabilirdi. Örneğin; çocukken aç kalan veya soykırımdan kurtulan bir ebeveynle birlikte büyümenin psikolojik etkisi, çocuğun davranışını şekillendirmek için yeterli olabilir. Bu sorun için hayvan modellere yöneldiler.

Fareler üzerinde travma deneyi

Mansuy, 2001 yılında çocukluk çağı travmasını bazı yönlerinden yeniden yaratan bir fare deney düzeneği tasarlayarak başladı. Anneyi tahmin edilemeyecek aralıklarla yavrularından ayırdı ve her ikisi de travmatik bir deneyim olan, tüplere hapsederek ve suya düşürerek travmatik strese neden oldu . Anneler kafeslere ve yavrularına döndüklerinde çılgınca hareket ediyordu ve dikkatleri dağınıktı. Yavruları görmezden geldiler, böylelikle yavrularındaki ayrılık stresi artmış oldu. ( 🙁 ) Mansuy, farelerin acı çekmesinin bir amacı olduğunu söylüyor. “İnsan koşullarından ilham alan bir paradigma uyguluyoruz” diyor. “Daha iyi çocuk sağlığı için iyi bir anlayış kazanmak için yapıyoruz.”

fare ve travma deneyi

Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, stresli annelerin yavruları yetişkin olduklarında değişmiş davranışlar sergilediler. Ancak Mansuy’un çalışmasındaki sürpriz, davranış değişiklikleri yavruların yavrularında da devam etti. Başlangıçta, bunun yavrunun doğurganlık davranışının bir sonucu olabileceğini düşündü. Yavrularken travmatize edilen fareler kötü ebeveynler olabilirdi, çocuklukta yaşadıkları ihmali kopyaladılar. Dolayısıyla, basit bir davranışsal mirastan geçiyor olabilirler – insandaki bu bulguları açıklayabilecek kalıcı psikolojik etkiyle aynı.

Bu olasılığı dışlamak için, Mansuy travmatize edilmiş erkeklerle travma geçirmemiş, “saf” dişi farelerin üremesini sağladı ve daha sonra davranışlarını yavrularını etkilemeyecek şekilde erkekleri annenin kafesinden çıkararak yalnızca erkek soyunu inceledi. Yavrular sütten kesildikten sonra, grupların birbirlerinin davranışlarını güçlendirmesini önlemek için fareler karışık gruplar halinde yetiştirildi. Laboratuvarın prosedürünü bazen 6 nesile kadar tekrarladılar. Protokol için “Hemen işe yaradı” diyor. “Aynı soydan gelenlerde benzer semptomlar olduğunu görebiliyorduk.” Stresli babaların soyundan gelenler, yerden asılı bir platformun açıkta kalan alanlarını keşfetmek gibi daha riskli davranışlar sergilediler. Suya düştüklerinde, vazgeçtiler ve farelerde depresyona benzer davranışların bir göstergesi olan kontrol farelerinden daha erken yüzmeyi bıraktılar.

“Ebeveynin deneyimi gelişim sürecini etkiliyor mu?” diye soruyorsanız, cevabınız evet diyor, epigenetik araştırmacısı Kanada Montreal’deki McGill Üniversitesinden Michael Meaney. Beyin gelişimi üzerinde epigenetik etkileri olabilir. Isabelle ve diğerleri, ebeveynin deneyiminin ne derece geçilebileceğini ispatladılar. Soru, bunun nasıl olduğu.

Mansuy’un ofisindeki üç büyük dondurucu kan, karaciğer, süt, mikrobiyom ve diğer doku örnekleriyle dolu. Bunlar, 10 yıldan fazla veri içeren, −80 ° C arşiv olarak hizmet vermektedir. Mansuy, binlerce fareden davranışsal veri ve doku örnekleri topladığını tahmin ediyor.

Isabelle Mansuy, farelerde travmanın yavruları nasıl etkilediğini açıklayabilecek moleküler değişiklikler arayarak, biyolojik travma belirteçlerinin, dondurucuların içinde gizlenerek açığa çıkmayı beklediğini umuyor.

Kaynakça: 1

Bilgiyi Yay
Written by Hande Betül Özsoy
Doğa ve bilim aşığı; moleküler psikiyatri ve zooloji meraklısı, bir elinden kalemi diğer elinden paleti düşmeyen bir biyolog adayı

Leave a Reply