Annelerimizin Yaşadığı Travmalar DNA'larımıza Mı İşleniyor-1 | KreatifBiri

Annelerimizin Yaşadığı Travmalar DNA’larımıza Mı İşleniyor-1

Epigenetik miras teorisi, yani, çevresel faktörlerin çocuklarımızı etkilediği düşüncesi bundan 20 yıl öncesine kadar komik bir magazin haberi olarak görülürdü. Fakat yıllar boyunca model hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda epigenetik miras (kalıtım) teorisini doğrulayan birçok kanıt elde edildi. Bunlardan birisi de II. Dünya Savaşı’nda Avrupa’da bulunup soykırıma tanıklık etmiş, şiddet görmüş Yahudi ebeveynlerin çocuklarının ortalama ömür uzunluğunun o sırada Avrupa dışında bulunup soykırımın dışında kalan Yahudilerin çocuklarının ortalama ömür uzunluğundan çok daha kısa olduğunu gösteren bir çalışmaydı. Aynı zamanda, bu iki gruptan ailesi soykırıma uğrayan çocuklarda stres hormonlarının daha fazla salgılandığı bulundu. Bununla ilgili diğer çalışmalardan bahsetmeden.. Travmalar, Dna’mıza işleniyor fakat bu bir kumaş-terzi hikayesi değil tabii. Öncelikle bunu anlamamız gerekiyor.

DNA’mız yaklaşık olarak 20 bin gen içerir. Gen-DNA dediğimizde her ne kadar aklımıza hücrenin bir köşesinde duran hareketsiz bir obje gelse de durum asla böyle değildir. DNA’yı bir objeye benzeterek anlatmak istersem küçükken yerine kaldırmadığım için birbirine dolanan boncuklu kolyem olduğunu söyleyebilirim. DNA’nın arada bir gerektiğinde çözülüp tekrar eski haline dönmeyi başarması dışında 🙂 Benim kolyem bir daha takmak istediğimde annem tarafından çözülürdü. Peki ya DNA’mız ne zaman ve hangi koşullarda çözülür ve nasıl değişime uğrar?

DNA, hücrenin çekirdeği (nükleus) içerisinde histon proteinleriyle birbirine dolanmış kompakt (yoğun) halde bulunur. Kolye örneğinde boncukları histon proteini temsil ederken kolyemin zincirini DNA temsil ediyor. Nasıl kolyemi karmaşık bir haldeyken takamıyorsam, DNA da bu haldeyken gen ekspresyonu olması mümkün değildir.

DNA’daki düğümün sebebi, histonların uçlarından metillenmesidir. Bir genin ifade edilmesi gerektiğinde metilli kuyruk asetillenir ve düğüm açılmış olur. Epigenetik mekanizmalar da burada devreye giriyor. Normalde, hangi genin sürekli metillenmesi gerektiği (yani kesinlikle ifade edilmemesi gerektiği) hangilerinin hangi hücrede ifade edileceği bellidir. Normalin dışındaki bir metillenme-asetillenmenin neye sebep olacağıyla ilgili bir örnek verelim. Antiepileptik bir ilaç kız epilepsi hastalarında kıllanmaya neden olmuştu. Bununla ilgili yapılan araştırmada kıllanmayla ilgili olan ve erkeklerde ifade edilirken kadınlarda susturulan bir gen incelemeye alındı. Bu ilacın kadınlardaki metillenmiş yerleri değiştirdiği ve genin ifadesine neden olduğu, dolayısıyla bu kız çocuklarının tıpkı erkekler gibi kıllandığı ortaya çıktı.

DNA

Stres ve DNA

Normalin dışında; sigara içmek, sürekli bir travmaya maruz kalmak gibi çevresel etkenler hücrelerde strese neden olur. Bu stres DNA’mızda rastgele ve rastgele olmayan metillenme-asetillenmeler yoluyla da DNA’mızı değiştirmiş olur. Bunların bize nasıl aktarıldığı ve bu olaylar zinciri, tamamen ayrı bir yazıda ele alınması gereken bir konu olmasının yanında, kısaca, annemizden ve babamızdan aldığımız kromozomların bu stres altında değişime uğramış kromozomlar olduğunu düşünebiliriz ( Normalde sperm ya da yumurta hücresinin epigenetik değişimlerden etkilenmemesi gerekir ve çevresel etkenlerin yarattığı modifikasyonlar döllenmeden önce sıfırlanır. Bu konu hala bir soru işareti oluşturuyor).

Bununla ilgili başka bir çalışmada, dört veya daha fazla çocukluk travması yaşayan ebeveynlerin çocuklarının dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğuna sahip olma riskinin iki katına çıktığı ve zihinsel sağlık sorunları yaşama ihtimalinin dört kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Aynı zamanda bir çalışmada çocuğu; annenin maruz kaldığı stresin, babanın maruz kaldığı stresten daha fazla -biyolojik olarak- etkilediği gösterildi.

Bu çalışmalarla ilgili aşılması gereken bazı sorunlar vardı. Farelerle model hayvan oluşturulup çalışıldığında her konuda olduğu gibi sonuçların insanları tamamen kapsayıcı olmaması, normalde sperm ya da yumurta hücresinin epigenetik taglerden etkilenmemesi gerektiği düşüncesi ve asıl sebebin epigenetik mekanizmalar olup olmadığıydı. Henüz yeni yayınlanan fakat yayınlanmadan önce yazarı Dr. Ali Jawaid’den dinleme şansını elde ettiğim Pakistan’daki bir yetimhanedeki çocuklar üzerinde gerçekleştirdiği çalışması ve Prof. Dr. Isabelle Mansuy’un farelerle gerçekleştirdiği (annenin yaşadığı stresin çocuklarına nasıl aktarıldığıyla ilgili bir çalışma) çalışmalar bu sorunları aşmış gözüküyor. Bir dahaki yazımda bu iki çalışmayla görüşmek üzere…

Kaynaklar: 1 2 3

Bilgiyi Yay
Written by Hande Betül Özsoy
Doğa ve bilim aşığı; moleküler psikiyatri ve zooloji meraklısı, bir elinden kalemi diğer elinden paleti düşmeyen bir biyolog adayı

Leave a Reply