Ateşin İnsan Evrimindeki Rolü

invention of fire

Ateşin insanların yaşamında ve tarihinde ne gibi etkileri oldu? İnsan fizyolojisine etkileri neler? Diyetimizi nasıl değiştirdi ve bu değişim neye yol açtı? Hayvanlar arasındaki ekolojik konumumuzda bizi nereye taşıdı? Kültürün oluşmasında etken mi?

Ateşin

Yine aynı kamp ateşinin etrafında toplandık. Hatırlamayanlar için “Ateş Nedir ve Nasıl Gelişmiştir?” adlı yazımın sonunda bahsettiğim konuya; ateşin insan evrimi üzerindeki rolüne bakacağız bugün. Evet biraz geç oldu ama önemli olan güç olmaması.

Ateşin tarihsel gelişimine değinmeden olumlu etkilerinden olumsuz etkilerine doğru olacak şekilde anlatımıma başlıyorum. Tarihsel süreci için yukarıdaki yazıma bakabilirsiniz.

Genel Bakışla Ateş ve İnsan İlişkisi

Eğer bugün modern hayatımıza sahipsek buraya gelirken geçen sahnelerde ateşin etkisi yadsınamayacak kadar büyük. İnsan ilişkilerimiz, resim ve müzik gibi pek çok sanatımız, mitolojilerimiz, hastalıklarımızın epeyi, diğer türlerle aramızdaki hiyerarşik denge, bilim ve felsefe yapan bilişsel kabiliyetlerimiz gibi onlarcası ateşin gölgesinde gelişti. Nasıl mı?

Ateşin

Ateşi Evcilleştirmesiyle Dominant Konuma Gelen İnsan

Acımasız savanlarda yaşayan öncül insan binlerce yıl yırtıcılardan kaçarak, mağaralara, ağaç tepelerine saklanarak yaşadı ve doğada epey zayıf bir canlı konumundaydı. Çoğu yırtıcının tersine karanlıkta görememe gibi bir dezavantaja sahipti ve bu nedenle hayatını idame ettirmesi çok zordu. Çoğunlukla diyeti bitki, sert kabuklu yiyecekler(lifli besinler) ağırlıklı olsa da bunların yanında böcek yiyicilik, küçük memeliler ve leşler sayesinde biraz etten oluşuyordu. Tarih çizgisi böyle ilerlerken insanlık belki de “milestone(dönüm noktası)” diye adlandırabileceğimiz olaya, ateşi evcilleştirme başarısına imza attı.

Bu sayede artık ekoloji hiyerarşisinde epey yukarılara çıkmıştı. Güçlük ve acı içinde geçen hayatları kolaylaştı. Ucunda sıcak, can yakan ve ne olduğu belirsiz ürkütücü şeye sahip sopalarla üzerine yürünmesinden hangi canlı korkmazdı ki? Artık kaçmak zorunda değillerdi. Saklandıkları yerlerden çıkıp özgürleştiler. Ağaç yaşamı tamamen yok oldu ve öncül insanlar savanlara yayıldı.

Ateşin

Buradan sonraki kısımlara teker teker bakmamız daha sağlıklı olur. Hemen “Can boğazdan gelir.” diyerek başlayalım:

Diyetteki Değişiklikler

Beslenmemizin evrimi açısından en önemli gelişmelerin sağlandığı yere burası diyebiliriz. Gelişmiş alet kültürü, ateşin kontrollü kullanımı bunların yanında gelişen avcılık kabiliyetleri bizi yeni beslenme türlerine yönlendirdi. Detaylı et tabanlı diyetin hızla yükselmesi ve hala diğer besinlerin tüketilmeye devam edilmesi bu dönemdeki Homo cinsine gerçekten bir omnivor(hepçil) dememizi sağlıyor.

Peki bunlar nasıl tespit ediliyor? Nereden anlıyoruz?

Beslenme değişiminin en göze çarpan etkileri kafatasımızda ve dişlerimizde bulunuyor. Bildiğiniz üzere etçil canlılarla otçul canlıların diş yapısı çok farklı. Etle beslenen canlıların dişleri kesici ve sivriyken otçul hayvanlarınki yassı, kalın, geniş yüzeyli ve öğütücüdür.

Öncül insanların diyetinde fazlaca yer eden sert bitkiler nedeniyle fosillerde büyük çene kaslarının belirgin tutunma yerleri bulunuyor. Bu konuya en bilinen örnek olarak “seggital crest” yani çiğneme kaslarının tutunduğu kafatası üzerindeki çizgisel kemik çıkıntısının yok olmasını verebiliriz.

Ateşin

Görüntü: Seggital Crest 

Ve yine sert bitkiler nedeniyle dişler kalın ve epeyce aşınmış halde. Dişlerimizin günümüze kadar takip ettiğimiz evrim çizgisindeki küçülmesi de diyetimizdeki değişimin simgesidir.

20’lik Dişler

Güncel problemimiz olan bu dişlerin önemini kaybetmesi de bu konuyla doğrudan alakalı. Önceden bu dişlere öğütme işleminde çok ihtiyaç duyarken artık hiç ihtiyaç duymuyoruz.

Ateşin

Enerji Devrimi

Ateşi evcilleştirmemiz ısınma, ışık gibi enerjileri avcumuzun içine koyduğu gibi yüksek kalorileri de midemize koyuyor. Bu konu evrimimizde çok önemli bir yer tutar. Nasıl olduğuna gelecek olursak şöyle anlatabilirim: Pişirmenin keşfi sayesinde besinler katlarca ve katlarca kolay tüketilmeye başlandı ve günümüzün büyük kısmını çiğnemeye ayırmayı bıraktık. Gereken besin ihtiyacının karşılanması için hiç de azımsanamayacak sayılarla uğraştık, günde 8 saat gibi bir süreyi sadece yemek bulmak ve onu yemeye harcıyorduk. Harvard Üniversitesi evrimsel biyologlarından ve aynı zamanda Nature yazarları olan Katherine Zink ve Daniel Lieberman’ın “Impact Of Meat And Lower Palaeolithic Food Processing Techniques on Chewing in Humans (Etin ve Alt Paleolitik Gıda İşleme Tekniklerinin İnsanlardaki Çiğneme Üzerine Etkisi)” adlı yazılarında söylediklerine göre: Ön-insanların hayatta kalmak için yedikleri işlenmemiş gıdaları çiğnemeleri onlara yıllık “15 million chewing cycles(15 milyon çiğneme döngüsü)”olarak patlıyordu.

Pişirmeyle bu sayının görece azımsanacak sayılara inmesi artık vakit oluşturdu ve insanlara bu vakitler çok şey kattı.

Ateşin

Görüntü: Evrim Ağacı

Büyük Beyinler

Neden insanlar bu kadar zeki varlıklar? Neden insan kadar zeki başka bir canlı daha yok? İnsanı diğer hayvanlardan farklı kılan özellik nedir?  -Soruları aklınıza geldi mi? Bence gelmiştir.

Bu konu uzun yıllarca insanların kafasını kurcalayan bir soru oldu. İnsanlar yıllarca bu soruya cevap olarak “erdem”, “ahlak”, “ruh” gibi cevaplar getirmiştir. Tabi ki kişi bu sorunun cevabını dinde, sanatta, felsefede bulmakta özgür. Fakat bilim değil! Bilim laf oyunlarından, gevelemeden, dolambaçlı söz öbeklerinden uzaktır. Gerçeğe ulaşmak için pek tabiidir ki açık ve net olacaktır. Bilime göre bu sorunun cevabı:

“İnsanı diğer canlılardan ayıran birincil özellik, diğer hayvanlara göre daha büyük olacak şekilde evrimleşmiş beyin kapasitesidir.”

…ya da daha sade söylemek gerekirse:

“Fazlasıyla gelişmiş zeka düzeyidir.”

Beynimizi saymazsak hiçbir özellik bizi diğer canlı türlerinden ayırmaya yetmiyor. Aslında çoğu insan bunu kabul ediyor ve genel bir farkındalık var bu konuda. Ama hep gerçek “bilim” ile halkın içinde anlaşılan “bilim”in farklı olmasından ve birkaç yazıdır üzerine konuştuğum insanlık egomuz-insanlık kibrimizden kaynaklanan “En üstün canlı biziz”, “En değerli varlık biziz” gibi saçma salak, gülünç, bir o kadar da acınası ifadeler ortaya çıktı.

Neyse ki insanlık son birkaç yüzyıldır evrimsel biyolojinin ve tüm bilimlere nüfus edecek kadar büyük olan evrim kuramı gücünün aydınlatmasıyla ve adeta toplumların üzerinde bir ateş gibi yükselerek ışık saçmasıyla gerçeğe yaklaşmışlardır.

İnsan beyninin diğer varlıklardan üstün olsun diye şıp diye kafamızın içine koyulmuş bir organ olmadığını, doğa kanunları ve çeşitli mekanizmaları sonucunda bu denli gelişkin, komplike bir organ halini aldığını kavramışlardır.

Canlılar hayatta kalmak ve türünün devamını sağlamak yani üremek için bir sürü silah geliştirmiştir. Örneğin çitanın devasa hızlara çıkabilmesini sağlayan kemik kas yapısı, geyiklerin kaçabilmeleri sağlayan ince fakat güçlü ve atik bacaklarıyla hızlı manevralar yapabilmeleri, renkten renge girerek kamufle olan bukalemunlar…

“Homo sapiens sapiens”in yani “düşündüğü üzerine düşünebilen modern insan”ın, yani ve yani bizim silahımız da zekamızdır.

Peki bize diğer canlılardan böylesi bir farklılık sunan komplike silahımızın evrimsel kökeni nedir?

Her zaman kendi kendimize geliştirdiğimiz teknolojilerle, bilimimizle, sanatımızla, yeteneklerimizle, sınavlardan aldığımız notlarla övünür dururuz değil mi? Bunların çok önemli şeyler olduğunu sanırız ve insanlık egomuzu tatmin ederiz, kendimizi bunlarla avuturuz.

Başarı?

Fakat gerçekte işler pek öyle yürümüyor. Eğer bir başarıdan söz etmek istersek içinde sadece küçücük bir zerre olduğumuz doğanın kurallarına göre oynamamız gerekir. Ve bizim sınavlarımız, kentlerimiz, bilimsel başarılarımız, teknolojik gelişmelerimiz, arkadaşlık ilişkilerimiz, sevgililerimiz bu kuralların umurunda bile değildir. Doğanın kurallarına göre sadece iki amacımız vardır: Hayatta kalmak ve üremek.

Bu Platon’un gerçekliğe yönelik düşüncelerini temellendirdiği ayrıca varlık anlayışını oluşturduğu “idealar kuramı”na benziyor aslında. Ona göre şeylerin duyusallığı idealardan dolaylı olarak var olan fenomenler olduklarını gösterir. Fenomenler gerçeğin sadece bir yansımasıdır. Gerçekler yani idealar ise duyusallığın dışında kendiliğinden var olan, değişmeden kalabilen olanlardır.

Yaşamı sevdirdiğini düşündüğümüz müzikler, kankalarımız, eğlencelerimiz; eğer Platon’un idealar kuramıyla temellendireceksek “hayatta kalma” ideasının fenomenleridir.

Bizi meşakkatli yollardan geçiren, adı altında belki de en büyük sanat eserlerinin çıkmasını sağlayan, hayatın, mutluluğun, mevkinin uğruna feda edildiği, sürekli düşünceleri işgal eden, kimi zaman en güçlü zekaları bile yoldan çıkarıp çılgına çeviren her bir yanını romantizmle süslediğimiz, türün ereğini duyusal yanılsamalarımızla bireysel istem zannettiğimiz “aşk” kavramı sadece bir fenomendir. Doğanın kurallarına göre olan ikinci amacımız: “üreme”, “türün devamı”, “sex” ve daha nasıl adlandırılırsa duygusallığın dışında, kendiliğinden var olandır. Aşk sadece bu ideanın fenomenidir.

Uzun lafın kısası evrimde uçaklar uçuralım, gökdelenler inşa edelim diye bu zekayı kazanmadık. Peki nelerin itkisiyle vücudumuzda %2’lik yer kaplayan fakat enerjimizin %20’sini kullanan böylesi komplike bir yapı oluştu?

  • Et tabanlı diyete geçiş
  • Cinsel seçilim
  • İki ayak üzerinde duruş(bidepalizm)
  • Sosyal beceriler
  • El-göz koordinasyonu
  • Karşıt başparmak

Gibi etkenleri bir arada sıralamak mümkün. Biz bugün konumuz beyin olmadığı için sadece şu anki konumuzla ilgili olanı inceleyeceğiz. Belki başka bir yazımda beyine ayrıca bakarız.

Et Tabanlı Diyete Geçiş

Et tabanlı diyete geçişimiz insan beynini resmen ateşledi diyebiliriz. Pişirilen et kolay tüketilebilir olduğundan çabuk kalori sağlıyordu ve böylece daha çok kalori alımı sağlandı. Hem de ateş sayesinde etteki sindirimi zorlaştıran, hastalıklara yol açan organizmaların temizlenmesiyle ömrümüz uzadı. Yüksek enerji kazanımıyla gittikçe gelişen ve karmaşıklaşan beynimizin ve bunun sonucu zekamızın et tüketimiyle doğrudan ilişkisi var.

Ateşin

Ateş ve Kültür İlişkisi

İnsanların kendilerini güvende hissetmesi ve temel ihtiyaçlarını karşılamaları kolaylaştığı için birbirlerine daha çok yönelebilecekleri, sosyal yaşamı geliştirebilecekleri vakitler ortaya çıktı. Örneğin geceleri evcilleştirdikleri ateş sayesinde saklanmalarına gerek kalmadığından ateşin etrafında toplandılar. Öncelikli olarak bugün bu yazıyı okumanızı sağlayan “dil”in belki de en çok geliştiği yerlerden biri burası. Bu toplantılara “fireside conversation(ateş başı sohbetleri)” deniyor ve hikaye anlatıcılığının, mitolojinin buralarda başladığı düşünülüyor. Ayrıca belki de sanatımızın başlangıcı olan ilk mağara resimleri de ateş etrafında gerçekleşti.

Kısacası beynin oral ve sosyal bileşenlerini uyarmaya teşvik ederek insanların bilişsel yeteneklerinin, duygularının, düşünsel deneyimlerini aktarma yeteneklerinin gelişmesinde büyük katkısı var.

Toplumsal yapı açısından bakacak olursak ateş, ataerkillikle de ilişkilendiriliyor. Erkeklerin avlanmaya çıktığında dişilerin evde kalıp pişirme işlemini üstlenmeleriyle ilişkili olabileceği söz konusu.

Ateşin

 

Şimdi gelelim ateşin karanlık taraflarına:

Ateşin ve Dumanın Sebep Olduğu Olumsuzluklar

Duman insanların gözlerini yaktı, ciğerlerini kavurdu. Gıdaların fazla pişmesi ve muhtemelen kömürleşmesiyle kanser olma riskleri ciddi ölçüde arttı. İnsanlar sosyalleştiği için bulaşıcı hastalıkların yayılması kolaylaştı.

Avustralya New Wales Üniversitesi’ndeki biyologlar Rebecca Chisholm ve Mark Tanaka, matematiksel modelleme ile o zamanlardaki toprak bakterilerinin nasıl bulaşıcı tüberküloz faktörleri haline gelebilecek şekilde geliştiğini simüle etti. Araştırmacıların ateş olmadan ve ateşi ekleyerek denedikleri simülasyonlarda ateşin olduğu zaman tüberkülozun ortaya çıkma ihtimali birkaç kat arttı.

Dr. Chrisholm bu konu hakkında şöyle diyor:

“Fark ettik ki kontrol altına alınmış ateşin keşfi insanların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşim biçiminde önemli bir değişime yol açmış olmalı. Bu etkileşimlerin ikisi de bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasını yönlendiren ana faktörlerden.”

Sonuç

Evrimde gerçekten çok kritik bir role sahip olan ateş ve ateşin evcilleştirilmesi bizim bugünkü formumuzu almamızda büyük pay sahibi. Fakat ne yazık ki günümüzde de insanları sigara gibi ürünlerle zehirliyor. Ateşin insan evrimine etkisini özetleyecek olursak; beslenmesini, beslenmesine bağlı zeka gelişimini, toplumsal yapıyı, kültürel birikimleri, dili, ekolojik seri katile dönüşmemizi sayabiliriz.

 

Bugünlük bu kadar.

Meraklı kalın!

 

Kaynaklar:

1. Nature

2. New York Times 

3. Evrim Ağacı

4. Time

5. ResearchGate

6. Evrimsel Antropoloji

7. Wikipedia

 

Bilgiyi Yay
Bilim kitapları okumayı, araştırmayı, düşünmeyi seven bir 11. sınıf öğrencisi. Ekibin en küçük "KreatifBiri"lerinden biri, en azından şimdilik :)

Bir Cevap Yazın