Dünya bir harikalar diyarı ve ben de sizleri bu harikalar diyarını keşfe davet ediyorum. Eğer bu başlık dikkatinizi çektiyse eminim siz de bir yerden başlamak için bir ilham bekliyorsunuz. Öyleyse hadi yola çıkın! Daha çok paranız veya zamanınız olmasını beklemeyin ama koronavirüsün bitmesini bekleyin. 🙂

Bu arada çevremde hep çok gezen biri olarak bilinirim. Hatta annem “Ezgi gezmek denildiğinde göğe merdiven dayar.” der. Sanırım bu sözden ilham alarak ve içimdeki o keşfetme güdüsünü daha fazla bastıramayarak yola çıktım. Peşime de bir arkadaşımı taktım (ya da o beni taktı). Tabi göğe çıkmak deyince Ay’a gittiğimizi düşünmeyin. 🙂 Birden bire tam 4 ay sonrasına bilet aldık. Hemen şuraya, sizin de haftasonu tatili için bile gidebileceğiniz bir düşler ülkesine gittik, Karadağ’a.

İşte vizesiz gidebileceğiniz dünyanın en tatlı ülkesi Karadağ’ın göz bebeği, Kotor.

Kotor

Kotor’da Sizi Neler Bekliyor?

Karadağ 2006’da bağımsızlığını kazanmış dünyanın en genç ülkelerinden biri. Bir zamanlar Osmanlı da dahil birçok imparatorluğa ev sahipliği yapmış kendisi ama gezerken bu dokuya hiç rastlamadık. Oysaki diğer Balkan ülkelerinde birçok Osmanlı eserine, dokunuşuna rastlayabilirsiniz. Belki de bu yüzden diğerlerinden daha çok sevdim. Tam bir huzur ülkesi diyebiliriz. İstanbul’da yaşayan birisi olarak 600.000 kişi nüfuslu bu minik tatil ülkesi benim rüyalarımdan bile güzeldi.

Bizim öncelikli durak noktamız Kotor’du. Zaten gitmek istiyor ve araştırıyorsanız Kotor ve Budva’yı çok duymuş ve okumuşsunuzdur. Kotor’u ikiye ayırıyorum: Yeni şehir ve Eski şehir (Stari Grad). Eğer konaklamalı bir plan yapıyorsanız kesinlikle Stari Grad’da konaklamalısınız. Stari Grad görebileceğiniz en güzel, en iyi korunmuş Ortaçağ yerleşimlerinden biri ve UNESCO Dünya Mirası listesinde. Stari Grad’ın 4 ana girişi var.

Size bununla ilgili bir anımı anlatacağım: Biz Kotor Otogarı’na geldiğimizde saat gece 2.00’ydi ve ayarladığımız otel otogara çok yakın görünüyordu. Google Maps’i açtık ve ilerliyoruz. Konum bizi dağın içinde bir yere götürüyordu. Hava kapkaranlık ve yol ışıklandırılmamıştı. Bilmediğimiz bir yerdeyydik ve saat çok geçti. İster istemez korkmuştuk. O sırada 3-4 kişilik genç bir grupla karşılaştık, derdimizi anlattık. Sağ olsunlar bizi bırakmaya karar verdiler ama onlar da turistmiş. 3 dakikalık yolu tam 45 dakika dolanarak sonunda otelimize vardık. Stari Grad biraz karışık arkadaşlar. Biz ancak döneceğimiz gün biraz öğrenebilmiştik. 🙂

Kotor

Stari Grad içinde birçok butik ya da apart otelde konaklayabilirsiniz (fiyatlar fena değil). Karadağ’ın para birimi Euro ama yine de çok pahalı bir ülke değil. Otellerin ve restorantların iç dekorasyonu modern olmasına rağmen şehrin o tarihi dokusunu korumayı başarmışlar. Anlayacağınız Stari Grad için bir restorasyon harikası diyebiliriz. Stari Grad’a girdiğimiz an birbirimize bakıp şöyle dedik: “Burası Game Of Thrones’tan fırlamış gibi.” 🙂

Nerelere Gidilir?

Tabi ki enerjinizi henüz kaybetmemişken San Giovanni kalesine tırmanın. Yaklaşık 1300 basamak, kaleye çıkarken diliniz dışarıda kalabilir. Yanınızda kesinlikle su bulunsun çünkü kaleye çıktığınızda seyyar bir su satıcısı tarafından kazıklanmak istemezsiniz (1 şişe su 3 euro). Bu arada kale girişi kişi başı 8 Euro. Kaleye tırmanırken bol bol körfezi izleyin çünkü harika bir manzarası var.

Stari Grad’da gezilip görülecek diğer önemli noktaların isimlerini aşağıda listeliyorum. Listelediğim yerleri bireysel olarak ya da grup turlarına katılarak keşfedebilirsiniz. Stari Grad’ın ana girişinde Turist info’dan grup turlarına katılabiliyorsunuz. (kişi başı 10 Euro)

  • San Giovanni Kalesi
  • Lady Of Remedy Kilisesi (Söylenenlere göre Karadağ’ın en eski kalıntıları bu Kilise’nin altından çıkmış.)
  • Ordu Meydanı (Stari Grad’ın deniz kapısı girişinden girildiğinde karşınıza çıkan büyük meydan.)
  • Saat Kulesi
  • Utanç Sütunu (Saat kulesinin tam önündeki sütun – Geçmişte Karadağ’da onur çok önemliymiş. Suç işleme oranı oldukça düşük olduğundan ülkeye hapishane hiç yapılmamış. Belli suçları işleyen kişiler ise bu Utanç Sütununa getirilerek utandırılıyormuş.)
Balkanlarda Bir Cennet: Kotor 1
  • Saint Nicholas Kilisesi
  • St. Tryphon Katedrali
Balkanlarda Bir Cennet: Kotor 2
  • Kampana Kulesi (Stari Grad’ın kuzey girişi, Skurda Nehri üzerinden geçen bir köprü yoluyla sağlanıyor. Nehrin kenarı boyunca uzanan surlar ve kule gün batımında eşsiz gözüküyor.)
Balkanlarda Bir Cennet: Kotor 3
  • Pima Sarayı
  • Napolyon Tiyatrosu
  • Saint Mary Kilisesi
  • Sahil yönü Giriş Kapısı (Girişte Yugoslavya kurucusu Tito’nun “Size ait olmayanı istemeyin, size ait olandan da vazgeçmeyin.” sözü gözünüze çarpacaktır.)

Gelelim Alışverişe, Yemeğe

Ben her gittiğim seyahatten arkadaşlarıma, aileme, en önemlisi de kendime hatıralar almayı seviyorum. Her yerde çok tatlı hediyelik eşya dükkanları var. Kotor’un simgesi “kedi”. O yüzden birçok aksesuarın üzerinde kedi görebilirsiniz. Hatta bir kedi müzesi bile var, önünden geçtik ama giremedik.

“Acıktık.” diyorsanız da bence İtalyan mutfağından esinlenmişler çünkü restorantlarda genellikle risotto, spagetti ve pizza var. 10 Euro’ya jazz müziği eşliğinde harika bir akşam yemeği yiyebileceğiniz birçok restorant var. Güler yüzlüler ve domates çorbası yapmayı kesinlikle biliyorlar.

Tabi Ki En Güzelini En Sona Bıraktım: Perast

Perast… Eğer Kotor’a gidecekseniz o muhteşem romantik kasabaya uğramalısınız. Şöyle ki, bu İstanbul’a gelmiş bir turistin Kız Kulesine gitmemesi gibi bir şey olur. Kendisi UNESCO koruması altında ve vizesiz gidebileceğiniz dünyadaki en masalsı yer. Stari Grad’ın kuzey kapısından çıkıp sahil boyunca yürüdüğünüzde Perast’a giden mini otobüsleri göreceksiniz. İndiğinizde karşılaştığınız manzara mükemmel (Benim tabirimle 2 minnoş ada ağaçların arkasında sizi karşılıyor.).

Kayaların Leydisi ve Saint George Adası

Balkanlarda Bir Cennet: Kotor 4

Kayaların Leydisi turist ziyaretine açık. İnsan eliyle yaklaşık 600 yıl önce inşa edilmiş, içinde manastıra ait bir kilise ve çan bulunan minnoş bir ada. Adaya ulaşım Perast’tan sürekli hareket eden mini teknelerle oluyor. (gidiş dönüş 5 Euro)

Adanın yapılış sebebini biraz kopya çekerek size anlatacağım: Efsaneye göre yıllar önce denizin ortasında bir tepecikte iki balıkçı bir ışık görür. Yaklaştıklarında bunun Meryem Ana heykelciği olduğunu fark ederler. Yanlarına alıp ana karadaki kiliseye götürürler ancak heykelcik o gece kaybolur ve ertesi gün aynı yerinde denizdeki tepecikte bulunur. Perastlılar heykelciğin bulunduğu tepeciğe bir kilise inşa etmeye karar verirler. O günden sonra denize açılan her balıkçı ve denizci bu tepeciğe taş atar. Yıllar sonra atılan bu taşlarla Our Lady Of The Rocks adası oluşur. İki balıkçının heykelciği bulmasından 32 yıl sonra, 1484 yılında adaya bir Ortodoks ibadethanesi yapılır. 1600 yılında bölgeyi ele geçiren Venedikliler, 1630 yılında Ortodoks ibadethanesinin olduğu yere Katolik kilisesi yaparlar ve adayı genişletirler.

Balkanlarda Bir Cennet: Kotor 5

Perast’ta adaları gezdiyseniz sırada Sveti Nikola Klisesi var. Bu kilise kasabanın merkezinde bulunuyor (kiliseye çıkmak 1 Euro). Kilise, yaklaşık 55 m uzunluğunda bir saatli çan kulesine sahip. Buradan izleyeceğiniz manzara ise paha biçilemez.

Kaynakça: 1

Editör: Berfincan Doğan