Eriyen Saatler olarak bilinen eserin orijinal adı “Belleğin Azmi”dir. Salvador Dali, 1931 yılında 27 yaşındayken resmin arka planında gözüken Port Lligat manzarası üzerinde çalışmaktadır fakat bu manzara resmini tamamlamakta zorlanmaktadır. Birgün dışarıda otururken Camambert peynirinin eridiğini fark eder ve bu görüntü üzerinde yoğunlaşır. Eriyen peynir Dali’de şiddetli baş ağrılarına yol açar ve sıkıntılı bir ruh haline bürünerek halüsinasyon yaşar. Yaşadığı halüsinasyon sayesinde de resimdeki eriyen saatleri tasarlamaya karar verir ve çizdiği manzara üzerinde çalışmalarını yapar. Bu eserden sonra Dali’nin pek çok eserinde de halüsinasyon ögeleri ortaya çıkmaya başlar ve kendine özgün çizgileri ile sanat anlayışı bu eserle birlikte gelişmeye başlar.

Belleğin Azmi

“Zaman insanların sandığından daha dirençsizdir.”

Eriyen Saatler zamanın protestosu olarak kabul edilir. Eserde zamanın mekandan bağımsızlığı ön plana çıkarılmıştır. Arka plandaki manzara evrenin gerçekliğini ve sonsuzluğunu simgelerken eriyen saatler evrenin gerçekliği ve sonsuzluğu karşısında zamanın yapay bir kavram olduğunu belirtir. Eserdeki diğer imgeleri inceleyecek olursak sol alt köşede yer alan karıncalar ve eriyen saatin üzerinde bulunan sinek zaman içinde çürümeyi anlatır. Resimdeki ağaç zeytin ağacıdır. Zeytin ağacı huzuru simgeler ya da sanatçının huzuru aradığı mesajını taşımaktadır fakat burada ağacın kurumuş bir şekilde çizilmesi yine zaman içinde çürümeye atıfta bulunmaktadır.

Resme genel olarak bakıldığında insanda yok olma duygusu uyandırdığı görülür. Boş kumsal, manzaradaki gerçeklik ve sonsuzluk, eriyen saatlerde geçen ve yok olan zaman, rüya ve halüsinasyon ögeleri de bu çerçevede oluşturulmuştur.

Eriyen saatler

“Uykudan henüz uyanmış birinin incelikli olmayan yargılaması, düşlerin başka bir dünyadan geldiğini değil de kendisini başka bir dünyaya götürdüğünü varsayar.” – Sigmund Freud

Resmin arkasında yer alan liman gerçekliği simgelediği gibi dünyanın kendisinden alınmıştır. Tabloya bakıldığında resmin ön tarafındaki duran ölü karga ve ağacın üstünde sallanan eriyen saat bilinçaltını vurgularken resmin arkasında yer alan deniz ve dağ ise gerçekliği vurgulamaktadır. Resmin ön tarafı aklın derinliklerine ait bir görünüm çizerken arka tarafı dünyaya dair bir görünüm çizer. Böylelikle resim, rüya ile gerçek arasındaki bir noktada yer alır.

Tablo; rüya, bilinçaltı ve zaman kavramları üstüne şekillenmiştir. Tablonun ön tarafında yer alan ve tabloya adını veren eriyen saatler bilinçaltına gönderme olarak değerlendirilebilir. Bilinçaltında zaman kavramı anlamını yitirir ve zaman insanlara göre değişir. Rüya halinde insanların zamanı daha değişik yorumlaması buna örnektir. Rüya halindeki insanlar aynı zamanda bilinçaltlarına yolculuğa çıkar ve gerçek onların bilinçaltlarına göre şekillenir. Resimde dikkat çeken bir başka nokta ise resmin ortasında üzerinde eriyen saatlerden birinin olduğu ölü bir şekilde duran veya uyku halinde olan kuştur. Freud’a göre “Ölümün düşlerdeki en yaygın sembolü yolculuğa çıkmaktır.”.

Bazı sanat teorilerine göre resmin ortasında duran kuş Dali’yi temsil etmektedir. Dali’nin kendini resme koyduğunu belirten teorisyenler, burada Dali’nin kendi ölümünü temsil ettiğini vurgulamışlardır. Kuşun gözlerinin kapalı olması aynı zamanda kuşun rüyada ve ölüm durumunda olduğu fikrini güçlendiriyor. Bu kuş simgesi aynı zamanda Rüyaların Yorumu adlı kitapta belirttiği gibi Freud’un ölümün simgesi belirtisi olarak gördüğü rüyada yolculuğa çıkmaktır. Kuş, bilinçaltında veya rüyada yolculuğa çıkmış ve sonunda ölmüştür.

Mekân ile zamanın ilişkisi de tabloda yer almaktadır. Eriyen Saatler, zamanın protestosu olarak kabul edilirken aynı zamanda mekânın protestosudur. Eserin çizildiği dönemde Einstein’ın görelilik kuramı gündemdedir ve kuram kütle çekiminin zaman ve mekân üzerinden tanımlanmasını sağlamaktadır. Ancak kuram zaman içinde zaman ve mekanın bütünlük göstermesi şeklinde yorumlanmış ve bu şekilde yayılmıştır. Eriyen Saatler’de ise zamanın mekândan bağımsızlığı ön plana çıkarılmıştır. Bu bağımsızlık resmin arka tarafıyla ön tarafı arasındaki ikilemde kendine yer bulur. Bu, o dönemde kuramın yanlış anlaşılmasına da gönderme olarak değerlendirilebilir.

İnsanlar; farkında olmadan ilerleyen sonsuz zamanın içinde iz bırakmadan eriyip kaybolan bir parçadır, tıpkı Belleğin Azmi tablosundaki eriyen saatler gibi. Hayat ipliğimiz zamanın elindedir, onu istediği gibi şekillendirir ve hayatlarımızın ne yönde akacağına karar verir anlık zaman dilimleriyle ya da saniye örgüleriyle. Anlık zamanın içinde ne yapacaklarını hangi yöne gideceklerini şaşırmış yolculardır insanlar; zamanın beklenmedik tarafı, her an her şeyi yapabilme gücü insanların ona karşı hazırlıksız olmasının ve içinde kaybolmasının nedenidir.

Eser, New York City Museum of Modern Art’da (MoMA) sergilenmektedir.

Editör: Berfincan Doğan