Evet, bugün konumuz aşk. Çoğumuzun aklını meşgul eden, bazılarımızın ruh eşini bulamayışından dem vurduğu, kimilerininse bir olma yolunda emin adımlarla yürüdüğü ve hepsini aşk olarak tanımladığımız bu olgu/duygu nedir?

Aşk denildiğinde gözümüzde ilk canlanan simge kalp. Peki ya aşkın kalple bir ilgisi yoksa?

Aşkın tanımını netleştirebilir miyiz? Bilemiyorum ama bazı sorularınıza cevap olmaya ve kendi yorumlarımı katarak aşkın fizyolojisini sizinle iredelemeye geldim.

aşk

Tarihte Aşk

Kamuran Akkor’un dediği gibi aşk Adem ile Havva’dan kalan eski bir yalan mı? Yoksa Aşık Veysel’in yaptığı aşk tanımındaki gibi “Seversin, kavuşamayınca aşk olur.” mu? Aşkı tetikleyen nedir?

Beynimizi yaktığımıza göre; aşk ne geçmişte kalmış bir yalandır ne de kavuşamayınca oluşur. Sanırım tarihe kısa bir bakış attığımızda en doğru aşk tasviri benim hatırladığım Kayahan’ın “Bir Aşk Hikayesi” klibinde gerçekleşmiş. Hani erkek ve kadın çarpışıyorlar da kitaplar yere düşüyor ya, işte tüm hikaye bu. Yanlış anlamayın, bu sadece bir başlangıç hikayesi.

Aşkın devamını, o bağımlılık hissini bana en çok geçiren kişi ise Mecnun. Çünkü aşk, (birazdan detaylarını okuyacaksınız) bir tür bağımlılık olarak tanımlanıyor. Mecnun’un çöllere düşmesi, Ferhat’ın dağları delmesi hep aşktan. Geçmişi düşünürken “Vay be, nasıl aşıklarmış!” diye övüyoruz. Bence bu hikayelerin üzerine biraz düşünmemiz gerekiyor. Sağlıklı bir insan beyninin bu şekilde çalışması mümkün mü? Normalde insan beyni, biraz bencil ve kendini korumaya odaklanmıştır. Bu denli kendinden geçmek (duygu/his/aşk) adına her ne derseniz normal insan davranışına bir tık uzak sanki.

aşık

Aşkın Oluşumu

Şimdi birkaç formülle ve tepkimeyle durumu özetleyeceğim. Dermişim.. 😊 Keşke bu kadar basit olsa diyorum. Bilim adamları, her şeyi araştırdıkları gibi aşkın da bünyemizde tam olarak nasıl oluştuğunu araştırmışlar. Gerçekten midenizde kelebekler mi uçuşuyor görmek için.

Hani az önce dedim ya Kayahan’ın klibinde kadın ve erkek çarpışıyor. Evet, tam da hikaye böyle başlıyor. Yani başlıyor dedimse ilk görüşte aşık oldular, gözleri kalp kalp oldu demek istemiyorum.

Yeni biriyle karşılaştığımızda ilk olarak beyninizin amigdala (korku) bölümü çalışır çünkü belirsizlikler bizleri strese sokar. Bu stresi ve korkuyu üzerimizden atmak için bu aşamayı atlamak isteriz. Bunu yapmanın da en kolay yolu tanışmaktır. Sonra tabi hop diye aşık olmuyoruz. Önce karşımızdakinin belli başlı kriterleri (yüzün simetrik olması, güler yüzlü olma, sıcak kanlı davranışlar, kendini iyi ifade etme gibi unsurlar) yerine getirmesi gerekiyor ki aşık olalım.  

Fizyolojik olarak; oksitosin, vazopressin, dopamin gibi hipotalamus tarafından da üretilen ve daha sonra kana salınmak üzere hipofiz bezinde depolanan nöro-modülatörler başkalarına bağlanma gibi duyguları oluşturmada rol oynuyor gibi görünüyor. Özellikle dopamin yani kişiye coşku, heyecan ve mutluluk veren hormon, vücut tarafından algılandığında kişi bu hormona bağımlı hale geliyor.

Bu fizyolojik tepkimeye benzer diğer bir fizyolojik olay anne ile bebek arasında da yaşanıyor. Yani anne ve bebek arasındaki sevgi ile romantik aşk birbirine oldukça benzer iki bağımlılık duygusu.

“Aaa biz bunları biliyorduk!” dediğinizi duyar gibiyim. Durun daha bitmedi çünkü bu kriterleri belirlemenizin altında yatan gerçek ise şu, üremek için doğru geni bulmak. Bu duygunun kökeni, karşı cinsten birini elde etme, ondan uygun genleri alma ve bu genlerden bir yavru yapmaya dayanıyor. Tabi bununla bitseydi bizlerin diğer canlılardan bir farkımız kalmazdı. Bu dürtülere bir de doğacak olan bebeği hayatta tutabilme, büyütme ekleniyor. Tüm bu mekanizma geçmişten bugüne insanların yaşam şekillerini, antropolojilerini oluşturuyor.

Beynim Çıtırdıyor, Galiba Aşık Oluyorum. 1

Ruh Eşi Var Mı?

Var desem bana karşı çıkan birileri olur mu acaba? Bu yazıyı hazırlarken bir araştırma yaptım. Araştırmalarıma dayanarak söylüyorum ki ruh eşi vardır. Uzun süredir evli (ömürlük beraberlik) çiftlerin ilişkileri incelendiğinde çiftlerin birbirleri hakkında  görüşlerinin daha mantığa dayalı olduğu görüşmüştür. Bu kişiler birbirlerine sadece dürtüsel olarak değil, aynı zamanda bilişsel olarak da bağlı. Bilişsel bağlılıktan kasıt kişiler birbirleriyle sohbet edebiliyor, benzer bir yaşam tarzından geliyorlar, benzer aktiviteleri yapmaktan keyif alıyorlar. Burada bir alıntı yapacağım izninizle:

“Aynı filmleri seyretmekten hoşlanmayanlar eninde sonunda boşanırlar.”

Charles Bukowski

Bir de şöyle bir teori var: İnsanlar benzerlerini ararlar. Yani “boyu boyuna, huyu huyuna” tabiri bu durum için oldukça geçerli sanırım. Yine bir araştırmada birbirine fiziksel ve davranışsal olarak benzeyen insanların ilişkisinin çok daha uzun olduğu gözlemlenmiş. Ben bu teoriyi sonuna kadar destekliyorum. Kanıtlarım var. 😊

Neden Tek Eşlilik?

Zaman içinde toplumsal yapı tek eşliliğe doğru evrilmiş. Çoğumuz için evlilik özel bir bağdır. İki insan arasında ömür boyu kurulan bu bağa bütün dünyada yasal, dinsel ve kültürel anlamlar yüklenir.

Hayvanların da aynı şekilde ömür boyu aynı eşe bağlı kaldığını duyduğumuzda bir kutsallık ve duygusallık durumu atfederiz fakat tek eşlilik ya da monogami aslında bir ideali ifade ediyor. 

Monogami için en geçerli neden yavruların yaşam şansını artırmaktır. Ebeveynlerin beraberliğini sürdürmesi, yavruları birlikte beslemesi onların şansını artırır.

Eşler arası bağın gelişmesini sağlayan evrimsel nedenler yavruların öldürülmesine dair olsa da aşkı (romantik bağlılık) yaşayan çiftler arasında bilinç durumuna göre sevgiye benzer bir bağın olduğundan söz edilebilir. İnsanlar doğal haline bırakılsa tek eşli olmayabilir belki ama insanı insan yapan en önemli özelliği içgüdülere karşı durabilmesidir.

Beynim Çıtırdıyor, Galiba Aşık Oluyorum. 2

Sonuçta en çok dikkat ettiğimiz şey bizi tanımlar. Hayatınızın yeri doldurulamaz saatlerini nasıl geçirmeyi seçtiğiniz sizi kelimenin tam anlamıyla dönüştürür. Tüm ilişkiler beyni değiştirir.

Bir eş seçtiğinizde ne kadar öğrenme gerçekleştiğini bir düşünün. Heyecan verici bir bağımlılıkla birlikte başka birinin gözünden dünyaya bir göz atmak; bazı alışkanlıklardan vazgeçmek ve başkalarını benimsemek (iyi veya kötü),;yeni fikirleri, ritüelleri, yiyecekleri veya manzaraları tatmak; bir sürü yeni arkadaş ve aile; fiziksel yakınlık ve şefkatten oluşan bir kartela ve hepsi beyni canlandıran kasırga patlaması ve bağlanma hormonları da dahil olmak üzere birçok farklı katalizör. Aşık olmaktan korkmayın. Aşka kendinizi bırakın. Tabii Mecnun gibi bırakın demedim. 😊

Yeni yıl hepimize önce sağlık, sonra aşkı tatmak için bir şans getirsin.

Siyasi meselelerle tartışmadığımız, kötü hastalıklarla boğuşmadığımız, sevdiklerimizin kollarında her gün daha umut dolu bir güne uyandığımız bir yıl olması dileği ile. Sizleri seviyorum.

Kaynakça: 1

Editör: Berfincan Doğan