Beynin Öykücü Tarafı-2: Görsel Agnozi | KreatifBiri

Beynin Öykücü Tarafı-2: Görsel Agnozi

beynin-öykücü-tarafı-2-görsel-agnozi
brain, thinking concept

“Görmek ve bilmek”, beynin gizemini çözmek için üzerinde düşünülmesi, araştırılması, tartışılması gereken onlarca konudan biridir. Bu yazıda Görsel Agnozi rahatsızlığından yola çıkarak beynimizdeki görme ve algı etkileşimine değineceğiz.   

Agnozi Nedir?

Agnozi, duyusal uyarıcının tanınmasında yaşanan zorluğu ifade eder ve nörolojik sorunlar nedeniyle ortaya çıkar. Duyusal uyarıcılara bağlı olarak; İşitsel Agnozi, Vizüel (Görsel) Agnozi, Taktil (Dokunsal) Agnozi türleri vardır. Agnozi yaşayan bireyde duyusal bir bozukluk yoktur; birey sahip olduğu agnozi türüne bağlı olarak o duyu aracılığıyla öğrendiği şeyi tanıyamaz. Sigmund Freud’un tanımladığı bu rahatsızlıkta görsel agnoziye bağlı olarak hasta görüyor, fakat ne gördüğünü anlamıyordur.

Görsel Agnozi: Algılama Olmadan Görmek

Beyin hasarı yaşayan bireylerin davranışlarından yola çıkarak beynimizin farklı bölümlerindeki işlevlerini de anlayabiliyoruz. Bu başlığın altında görsel agnozi yaşayan 3 bireyin gündelik yaşantısına dair ilginç örneklere değineceğiz.

Bayan R. konuşma yeteneğine ve hareket etmesine zarar vermeyen; fakat görsel agnoziye neden olan bir felç geçirmiştir. Bayan R. doktorunun gösterdiği kol saatini “Yuvarlak bir şey görüyorum, sanırım dairenin içinde bazı şeyler var; fakat onların ne olduğunu anlamıyorum.” şeklinde tanımlamış, kol saatini eline aldığında ise tarif ettiği objenin kol saati olduğunu ifade etmiştir. Bayan R. objelerin ne olduğunu görünce değil; dokununca anlayabiliyordu. Aynı şekilde tanıdığı insanların yüzüne bakınca kim olduklarını bilmiyor; ancak onların yürüyüşünden veya ses tonundan kim olduğunu anlayabiliyordu.

görsel-agnozi

John, eşiyle konuşurken karşısındakinin kim olduğunu biliyor olmasının tek nedeni, eşinin sesini tanıyabiliyor olmasıydı. Aynaya baktığında “karşımdaki bana benzemiyor. Ben hareket ettiğimde o da hareket ediyor ve sadece bu nedenle aynadakinin aslında ‘ben’ olduğumun farkındayım” diyordu. Nesneler gözlerinin değil, zihin odağının dışında kalıyordu. John, kendisine havuç resmi gösterildiğinde “ucunda püskülü olan bir şey, resim fırçası olmalı” diyordu. Bahçesini düzenlemeye başladığı zaman çiçeklere de zarar vermeye başlıyor, onları diğer otlarla ayırt edemiyordu. Görsel agnozi yaşayan John, nesnenin bütününü tanımak yerine parçalarını inceliyordu.(Simultanognazi: aynı anda bir bütünü algılayamama)

David, görsel agnozinin çok daha ilginç belirtilerini yaşıyordu. John ve Bayan R.’nin aksine nesneleri ve yüzleri tanıyabiliyordu; ancak onun problemi bunlara verdiği duygusal tepkilerle ilgiliydi. Ne zaman annesini görse “bu kadın tıpkı anneme benziyor; ama annem değil, annem gibi davranan bir sahtekar!” diyordu. Babasıyla ilgili de benzer bir yanılgı içindeydi. Ancak diğer tanıdıklarına böyle bir tepki göstermiyordu. Görsel agnozinin belirtilerini yaşayan David’in durumu ”Capgras Sendromu” olarak tanımlanıyordu.

Beynimizde Görme İşlevi Ve Görsel Agnozi

Oksipital loblar, kısmen temporal ve parietal loblar beynimizde görme işlevinin gerçekleştiği kısımlardır. Korteksimizdeki yaklaşık 30 görme alanından her biri görsel dünya haritamızın bütününü veya bir kısmını içerir. Biz bakar, görür ve anlarız. Aslında bunlar olurken 30 görme alanımızın her biri çok daha ayrıntılı işlevlere aracılık eder.

Görme alanları arasında, nöral uyarımları ileten 3 kanaldan söz edebiliriz,bunlar:

1. Kanal eski yolak olarak adlandırılır. Görmenin mekansal yönleriyle ilişkilidir. Yani nesnenin ne değil; nerede olduğu ile ilgilenir. Nesnelere doğru yönelmemizi ve onları takip etmemizi sağlar. ‘Nasıl kanalı’ olarak da adlandırılır.

2. Kanal yeni yolak olarak adlandırılır. Karmaşık manzaralar ve nesnelerin tanımlanmasına ve ayrıntılı olarak incelenmesine olanak sağlar. ‘Ne kanalı’ olarak da adlandırılır. John ve Bayan R.’de bu kanal hasar görmüştü; gördükleri nesneleri ve yüzleri tanıyamıyorlardı. 1. Kanal sağlam olduğu için insanları yürüyüşlerinden tanıyabiliyorlar ve çok ilginç bir şekilde mekansal yönleri ilişkilendirebildikleri için araba kullanabiliyorlardı.

3. Kanal “her neyse!” kanalıdır. Bu kanal, nesnelere karşı duygusal tepkiler verme konusunda refleksiftir. Buradaki uyarımlar doğrudan amigdalaya ulaşır. David örneğinde ise, bu 3. Kanal hasar görmüştür ve görsel algı ile duygu arasındaki bağ kopmuştur. Bu nedenle David, annesini ve babasını gördüğünde tanıyamaz ancak her hafta gördüğü postacısını tanıyabilir; çünkü postacıyla duygusal bağ kurmamıştır.

Beynimizde Küçük İnsan Yanılgısı Ve Algı

Bir nesneye baktığımızda görme işlevini şu şekilde tanımlayabilirsiniz: “Gözümüzde, retinanın üzerinde nesnenin optik imgesi belirir. Bu imge, sinirler aracılığıyla beyindeki görme alanına iletilir ve onu görürüz.” Eğer bu açıklama yeterli olsaydı, kafamızın içinde retinadan beyne iletilen imgeye bakıp bunu bizim için anlayıp yorumlayan bir “küçük insana” ihtiyacımız olacaktı. Peki, bu “küçük insan” yansıtılan imgeleri nasıl anlayabilir? Onun da bir küçük insana ihtiyacı olacaktır ve bu böyle devam edip gidecektir..

görsel-agnozi

Algı kavramını anlayabilmek için, gözümüzün arkasındaki imgenin beynimize nakledildiği yanılgısına düşmememiz gerekir. Çünkü ışık ışınları, gözümüzün arkasında nöral uyarımlara dönüştüğü an görsel bilgileri imge olarak düşünemeyiz. Aslında beynimiz, nöral uyarımları kullanarak sembolik betimlemeler üretir. Bu sembolleri mürekkebin kağıt üzerindeki izleri gibi düşünebilirsiniz. Beynimiz de sinirsel uyarımları kullanarak kendi alfabesini oluşturur ve sembolik betimlemeler meydana getirir. Bu açıklamaya göre algı ile ilgili şu örneği de verebiliriz: Gördüğümüz her şey retinadaki imge olamaz. Çünkü retinal imge durağan kalırken, algımız kökten bir değişime uğrayabilir. Ana hatlarıyla çizilmiş bir küp resmine bakarken bunu hepimiz deneyimlemişizdir.

Kaynaklar:

●Vilayanur S. Ramachandran, Öykücü Beyin/ Alfa Yayınları

●Fizyolojik Psikoloji, Davranışın Nörolojik Temelleri/ Nobel Akademik Yayıncılık

Bilgiyi Yay
Written by Tuğçe Çakır
Üniversite öğrencisi. Okur, çizer, düşünür, merak eder cevabını bulana kadar asla pes etmez. Çoğu zaman yazmakla meşguldür, kalemi hiç tükenmeyenlerden :)

Leave a Reply