Bilimde Etik Kavramı: Biyoetik

Herkese merhaba, bu haftaki konumuz biyoetik. Konuyu biyoetiğin tanımı, kapsamı ve deneylerde hayvanların kullanımı gibi alt başlıklara ayırarak ayrıntılı bir şekilde inceleyeceğiz. Yolumuz uzun 🙂 Keyifli okumalar…

Biyoetik Nedir?

Biyoetik, canlı bilimi yani biyoloji ve tıp alanındaki gelişmelerin ve buna bağlı olarak yapılan uygulamaların (deneyler vb.) etik kavramı üzerinden incelenmesidir. Etimolojik olarak baktığımızda Yunancadan gelen bio ve ethos kelimelerinden oluşur ve “canlı etiği” anlamına gelir. Biyoetik kelimesi ilk kez 1970 yılında ABD’nin Wisconsin Üniversitesinde biyolog ve kanser araştırmacısı olan Van Rensselaer Potter tarafından kullanılmıştır. Biyoetik, tıp ve biyoloji bilimindeki ilerlemeler sonucu 20.yüzyıl sonlarından itibaren, özellikle felsefe alanında, önemli bir kavram haline gelmiştir.

Biyoetiğin Kapsamı

Biyoetiğin kapsamı, klonlama, gen terapisi, yaşam uzaması, değiştirilmiş DNA, RNA, proteinler ve uzayda yaşam gibi daha birçok gelişmeyi içine alacak kadar geniştir. Biyoetikçiler bu konuları siyaset, felsefe ve hukuk ile birlikte inceler. Şöyle ki; biyoetik somut gelecekle ilgili gelişmelere bağlı konuları içerdiğinden, aynı zamanda felsefenin somut dünyayla kesişen önemli bir noktasını da oluşturur.

Biyoetik kimi araştırmacılara göre, uygulamalı etiğin bir kolu olarak görülür. Bunun nedeni ise direk ya da dolaylı olarak canlı bilimi olan biyolojiyi, öte yandan da ahlaki, toplumsal ve politik konuları kapsamasıdır. Dolayısıyla biyoetik alanındaki konular tek başına bilim insanlarının, akademisyenlerin, hekimlerin, siyasetçilerin, felsefecilerin ya da başka herhangi bir kesimin tek başına yürütmediği alanında uzman insanlarca yürütülen konulardır. Biyoetikte incelemeler uzmanlar tarafından yürütülür fakat bu incelemelerin dışında biyoetik sadece uzmanları değil, herkesi içine alan bir kapsama sahiptir.

biyoetik                                                                               Resim: Bioethics

Şimdi, buraya kadar biyoetik alanında yazılan makalelerden okuduklarımı sizlerle paylaştım. Bundan sonra yazacaklarım biraz daha farklı bir açıdan ve biraz da kendi düşüncelerimden (tabi ki bilimsel sınırlar içerisinde) olacak. Bu arada şunu eklemeden de geçemeyeceğim yukarıda bahsettiğimiz “biyoetik herkesi kapsar” durumu biraz sıkıntılı, çünkü genel olarak etik kavramına baktığımızda muallakta kalan ve öznel sayılabilecek durumlar mevcut. Şöyle ki; etik ya da biyoetik kendi içerisinde bile yukarıda da gördüğümüz üzere birçok alan ve kişilerce değerlendirilir. Bu değerlendirmeleri herkes doğal olarak kendi uzmanlık alanına göre yapar. Bunun dışında etik kavramı kişiyi kendi içinde çelişkiye ve kararsızlığa düşürebilir. Yapılan değerlendirmelerin ne kadarı bilimsel çizgilere uyar? Bu sorunlara en iyi çözüm biyoetik ile ilgili temel kavramları, temel sorunları bilerek ve bilimsel çizgileri göz önüne alarak değerlendirme yapmak. Böylece daha doğru ve bilimsel sınırlar içinde bir değerlendirme yapılabilir.

Biyoetiği Felsefenin Hangi Dalı İncelemeli?

Ayrıca, deneylerde hayvanların kullanımına geçmeden önce, yazının başında biyoetiğin 20.yy sonlarından itibaren felsefede önemli bir kavram haline geldiğini söyledik. Burada felsefe derken ahlak felsefesinde değerlendirme yaptığımız zaman, bilimsel çizginin neredeyse tamamen dışına çıkmış oluruz. Çünkü ahlak felsefesi bilimi değerlendiremez, değerlendirse bile bir cevap alamaz çünkü bilim ahlak felsefesinin sorularına cevap vermez. Ahlak felsefesinin soruları kültür ile ilgilidir. Bu sorularda dönem dönem değişiklik gösterebilir. Şöyle ki ateşi yeni bulmuş insanların kültür ya da ahlak anlayışı ile günümüz insanlarının anlayışı farklıdır. Kaldı ki biz çok geriye gittik. Bundan 40 yıl önceki düşünceler ile şimdiki düşünceler ya da kültür arasında farkların olduğunu görebilirsiniz. O, “bizim zamanımızda böyle değildi” diye başlayan cümleleri düşünün 🙂 Şaka bir yana biyoetiği de ahlak felsefesi açısından değerlendirmek bilimsellikten uzak bir değerlendirme olacaktır. Fakat şunu diyebilirsiniz: “Ya yazarcığım zaten felsefe değerlendirecekse niye bilimsel olsun?” fakat burada değerlendirdiği şey biyoetik, yani bilimde etiği değerlendiriyor. Bu nedenle hangi alan olursa olsun değerlendirme yapılırken bilimsel çizgiler dahilinde değerlendirme yapılmak zorunda.

Tamam, artık deneylerde hayvan kullanımına geçiyoruz. Yalnız sizden bu başlıktaki yazıya, yukarıda da bahsettiğimiz gibi bilimsel çizgilerle yaklaşmanızı rica ediyorum. Farklı düşünebilirsiniz hatta tepki de gösterebilirsiniz çünkü oldukça hassas bir konu ben de mümkün olduğunca bilimsel ve objektif yazmaya çalışacağım. Siz de okuduktan sonra düşüncelerinizi yorum kısmına yazabilirsiniz.

Deneylerde Hayvanların Kullanılması

Tarih olarak deneylerde hayvan kullanımı M.Ö. 2, ve 4. yıllarda, Yunanlıların yazılarında bulunmuştur. Yakın tarihte de Louis Pasteur, Robert Koch, Ivan Pavlov (Pavlov’un köpekleri) gibi bilim insanları çalışmalarında hayvanları kullanarak sağlık  alanında birçok gelişmeye imza atmıştır. Yine örnek verecek olursak, diyabet tedavisinde insülin, antibiyotik tedavisinin geliştirilmesi, ölümcül hastalıklara karşı aşıların geliştirilmesi gibi birçok hayati denebilecek çalışmada hayvanlar kullanıldı ve kullanılıyor. Klonlama çalışmalarında da yine hayvanlar kullanıldı ve kullanılmaya devam ediliyor.

Deney hayvanı kullanmanın başka bir alternatifi yok mu?

Bilim insanları hayvan deneklerine alternatif olarak bilgisayar modelleri, çipler geliştiriyor. Fakat yine kendilerinin de dediği gibi bir canlının davranışlarını, tepkilerini bir çipin içine koyamazsınız. Bu nedenle de yapılan deneylerin sonuçları doğruluk açısından tam güvenilirlik sağlamaz. Bundan dolayı yapılan çalışmalarda hiç hayvan kullanmamak şimdilik biraz hayal gibi duruyor.

deney hayvanı                                                                         Resim: Wikipedia

Ayrıca bu deneyler yapılırken sanki bilim insanları acıdan zevk alıyormuş, hayvanlara işkenceyi hobi haline getirmiş canlılar olarak bazı yerlerde lanse edilebiliyor. Bunun içinde kozmetik deneylerinde kullanılan hayvanların resimleri kullanılıyor. Burada şunları belirtmemiz gerek; birincisi hastalıkların tedavileri için bilimsel deneylerde kullanılan hayvanlara, gelişmiş dünya ülkelerinde olabilecek en iyi refahı sağlamak için sıkı düzenlemeler uygulanıyor. İkincisi, bir deneye başlarken hayvanlar kullanılmadan  yapılabilecek alternatif yollara bakılıyor, yani hemen hayvanlar kullanılmıyor. Üçüncüsü deneylerde hayvan kullanacak bilim insanları için özel eğitimler verilip, etik incelemelerden geçirilip hayvansal olmayan yöntemleri nasıl değerlendirdikleri öğrenildikten sonra, hayvanları araştırma projeleri için kullanma lisansı alınıyor. Yani etiği içine alan birçok aşama söz konusu.

Kozmetik Deneyleri

Son olarak, yukarıda bahsettiğimiz kozmetik deneyleri ile ilgili birkaç şey söyleyelim. Sırf keyfi, görüntü için hayvanları kullanmak gerçekten vahşice. Yanlış anlaşılmasın tabi ki isteyen kozmetik ürünlerini kullanabilir. Fakat bunların üretimi için birçok farklı yol varken hayvanları berbat şartlar altında tutup onlar üzerinde böyle keyfi, bilim dışı deneyler yapmak, işte asıl karşı çıkılması geren ve yasaklanması gereken konu budur. Geçen yıllarda Türkiye’de hayvanların kozmetik ürünler için kullanımı yasaklandı.

Çalışmalar ortada, hastalıklar ve tedavi sonuçları da ortada. Eğer bu zamana kadar deneylerde hayvanlar kullanılmasaydı, örneğin birçok insan çocuk felcinden hayatını kaybedecekti. Bu nedenle elimizde iki seçenek var: Ya kendi hayatınızdan vazgeçip hayvanların deneylerde kullanılmaması sağlanacak. Ya da hayvanlar kullanılıp, diğer bir hayvan olan insanlar ölmeyecek. Karar sizin. Sorun kendinize hayatımdan vazgeçecek bu fedakarlığı yapabilir miyim?

Ayrıca, bilimsel deneylerde hayvanların kullanımına karşı çıkanlar, umarım kozmetik ürünler için hayvanların kullanıldığını biliyor ve bu ürünleri kullanmıyorlardır. Ya da hayvanları sahiplenmek yerine satın alanlara, hayvanlara oyuncak muamelesi yapıp diledikleri türle çiftleştirip acı çekmelerine sebep olanlara da tepki gösteriyorlardır.

Çok uzun bir yazı oldu, biyoetiği iki açıdan da değerlendirmeye çalıştık. Umarım yararlı olmuştur.

Bilimle kalın!

Hoşça kalın!

Kaynakça ve İleri Okuma:
12345678

Kapak Fotoğrafı : John Hopkins Medicine

Bilgiyi Yay!