Bir Alımlık Nefese Muhtaç: Çernobil Faciası

Denemeden bilemeyiz, öğrenemeyiz. Hele ki etkilerini, öldürmeden asla göremeyiz (!) Öyle değil mi? Nefes almak zorundayız. Ya nefes aldığımız için ya da alamadığımız için öleceğiz. Bu paradoksun adı: Çernobil.

Çernobil olayı, deney için bir araya gelmiş bir santral grubunun ters giden durumlardan sonra farkına varmadan dünyanın kaderi ile oynadığı bir felakettir. 1986’da Ukrayna’da meydana gelmesine rağmen etkileri ülkemizde dahi görülmektedir. Türkiye’nin de dahil olduğu birçok ülke kanser riski ile karşı karşıya kaldı. Meydana gelen patlama sonrası kent ve çevresinde yaşayan 140.000’e yakın insan kentten uzaklaştırıldı. Patlama etkisini ilk iki saniyede dahi göstermeye başlamıştı.Patlama sonrası müdahale için gelen ekip çalışanlarından iki kişi radyasyonun ağır etkisi ile bir dakika içinde hayatını kaybetti. Ekibin geri kalanı(32 kişi) bu durumdan sonra olay yerini anında terk etti ancak Çernobil onlara mezar olmaya yeminliydi. Aynı gün içerisinde ekibin hepsi hayatını kaybetti. Peki böyle olacağı belli değil miydi? Neden yeterli önlem alınmadan müdahale edildi? Maalesef Hiroşima’da meydana gelen patlamadan 200 kat daha şiddetli bir şekilde meydana gelmişti. Bu yüzden kimse olacakları kestiremiyordu.

Etkileri ne kadar gizlenmeye çalışılsa da somut bir şekilde kendini belli etmeye başlamıştı.Ukrayna’da toprağın %40’ı radyoaktif kirlenmeye maruz kalırken diğer ülkelerin de ondan aşağı kalır yanı yoktu. Rusya’nın sonradan açıkladığı verilere göre kanser oranının arttığı ayrıca 4000 çocukta da tiroit kanseri görüldüğü belirtilmiştir. Çernobil’in şiddeti ne kadar ağır olursa olsun ölümler yavaş yavaş, yıllara yayılarak gerçekleşmiştir. Ne onunla ne de onsuz yapamadık. Çayımıza, çorbamıza katmak zorunda kaldık, farkında olmadan soframıza davet ettik. Hiçbirimiz bu denli bulduğunu bunayan bir misafir görmemiştik. Sofrayı beğenmeyince ne de güzel tarumar etti bizi. Bir bir aldı canımızı. Kimimizi kanser ile bağladı, kimimizi sakat doğumlar ile. Öyle ki insanlar ölümü bir nefes uzaklarında hisseder olmuştu.

Hayatınız boyunca hiç düşmanınız oldu mu bilemeyiz ama ondan farksız kanınıza dahi karışabilen bir illet biliyoruz. Bu illet, bir anda tüm dünyayı etkisi altına aldı ve tüm dikkatleri üstüne çekti. Tamamen yok olması için 48 bin yıla ihtiyaç olduğunu söyleyen uzmanlar buna insanlığın ömrü yeter mi diye de sorgulamıyor değil.

Türkiye Çernobil’den nasıl etkilendi?

Bilirsiniz bunlar hep dış mihrakların işidir(!) Bu dış mihraklar Türkiye’yi de ”Çernobil etkisindekiler” çemberine almıştı. Türkiye, bu durumu pek ciddiye almışa benzemiyordu. Belki de durumun ciddiyetini kabullenmek istemiyordu. Ta ki dış mihraklar(!) fındık ve çay alımını kesene kadar. Bununla da sınırlı kalmadı, en az 5 ay Türkiye’de bulunmuş birinden kan alımını yasakladı. İşte o zaman Türkiye gözlükleri çıkardı. Çıplak gözle görülen o ki Çernobil yıllarca, kanımıza işleye işleye bizi içine çekmişti.

Peki son durum ne?

Türkiye’nin Çernobil’i durumuna gelen Karadeniz’de kanser oranında artış meydana geldi. İnsanlar aldıkları nefesten, içtikleri sudan korkar oldu. Kansere yakalanıp erkenden yaşamını yitiren Kazım Koyuncu’nun dediği gibi ”Çok fiyakalı bir hastalığa yakalandım, baba”. Doğru, taa Avrupalardan gelmiş bir hastalık. Öyle ki tedavisi bile yok.(!) Dizilere, filmlere konu, Netflix’e servet olursun. Bu öyle bir şey ki, alır seni Karadeniz’in serin sularından uzaklaştırır, toprağın en derin, en ıssız yerine hapseder. İşte o zaman Çernobil etkisiz kalır, ancak o zaman.

Nükleer santrallerle alakalı olarak https://www.kreatifbiri.com/nukleer-enerji-goruldugu-kadar-masum-mu/ yazısına da göz atmanızı tavsiye ederiz.

Bilgiyi Yay
Written by Yüsra Bakır
Okudukça yazan, yazdıkça keyiflenen bir uzun yol kaşifi.

Leave a Reply