Siz de hızlı kilo veriyor ve verdiğiniz kiloları aynı hızla geri mi alıyorsunuz? Acaba duyduğunuz veya gördüğünüz tüm diyetleri, size uygun olsun olmasın uyguluyor olabilir misiniz? Diyette yo-yo sendromu etkisini daha önce de duyduğunuzu düşünüyorum.

Aslında yo-yo, hepimizin aşina olduğu bir oyuncak. Eminim içinizde hatırlayanlar da olacaktır. İpin bir ucundan tutarak oyuncağın yükseliş ve iniş hareketleriyle aşağı yukarı sallanmasıyla oynanıyor. Siz de yaptığınız yanlış diyetlerle vücut ağırlığı döngünüzü ve metabolizmanızı olumsuz etkilerseniz maalesef tartıda gördüğünüz rakamlar da tıpkı bu oyuncak gibi bir ileri bir geri yani “yo-yo” olur!

yo yo sendromu

Yo-yo sendromuna mercek tutacak olursak bu terim ilk defa Kelly D. Brownell tarafından ortaya atılmış bir diyetetik kavramıdır. Yo-yo oyuncağının hareketlerine benzer olarak kişinin vücut ağırlığı döngüsünü tanımlamak için kullanılır. Bir kişinin yo-yo sendromlu olması için hayatı boyunca en az iki kez zayıflama diyeti yapmış olması ve her seferinde kaybettiği vücut ağırlığını veya daha fazlasını tekrar almış olması gerekir.

Sadece kilo vermek amaçlı uygulanan, bireye özgü olmayan, olumlu beslenme alışkanlıkları kazandırmayan ve hızlı kilo verdiren uygulamalar sonucu çok kısa sürede vücut ağırlığı kaybı yaşanır. Ardından kaybedilen vücut ağırlığının aynısının veya daha fazlasının tekrar kazanılması ise kaçınılmaz bir sondur. Yanlış uygulamalar sonucu kaybettiği vücut ağırlığını tekrar kazanan kişi yeniden kilo vermeye çalışır ve bu döngü tekrar başlar. Sonuç olarak yo-yo sendromu kişiyi ele geçirmiş durumdadır! En olumsuz yanı ise kişinin yo-yo sendromu yaşadığının farkında olmaması ve bunu diyet programlarının kaçınılmaz sonu olarak düşünmesidir.

Bir İleri Bir Geri: Yo-Yo Sendromu 1

Vücudumuz Yo-Yo Sendromundan Nasıl Etkilenir?

Ağırlık kaybı denildiğinde birçok kişi düşük kalorili diyetlerle daha çok kilo verebileceğine inanır ancak bu yöntemlerle kişi farkında olmadan vücudunu strese sokar ve metabolizma hızını yavaşlatır. Kalori alımını önemli ölçüde azalttığınızda vücudunuz bu durumu algılar ve aslında çalışma hızını düşürür. Şok diyetler, bakıldığında sürdürülebilir nitelikte olmadığı gibi vücudunuzun ihtiyaç duyduğu birçok besinden yoksun kalmasına ve ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Bununla ilgili bazı çalışmalar yo-yo sendromunun yüksek tansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıkların risklerini artırabileceğini göstermekte.

Çağımızın hastalığı olan obeziteye de davetiye çıkarabilecek yo-yo sendromu, metabolizmanın gittikçe yavaşlamasına ve alınan kiloların daha da zor verilmesine neden olur. Açlığa veya yoksunluğa alışmış olan vücut, bu düzenden çıkıldığında tekrar yoksunluğa girme korkusuyla tüketilen her şeyi depolar ve vücut yağ oranı çok kısa sürede artar. Enerji ve besin öğesi alımındaki dengesizliklere bağlı olarak metabolizma yavaşlar ve yaşlanır. Hızlı kaybedilen vücut ağırlığı kas kaybına da yol açtığından vücut deforme olur. İlaçla zayıflamanın tercih edildiği uygulamalarda ise yüksek kan basıncı, böbrek fonksiyonlarında bozulma, kalp ritim bozuklukları gibi sağlık problemleri oluşur. Kan şekeri dengesizliklerine bağlı duygusal krizler ve yeme atakları meydana gelir. Kısacası yo-yo sendromu, vücudunuzu yaşlandırırken ruhunuzu da yıpratır.

Bir İleri Bir Geri: Yo-Yo Sendromu 2

Yo-Yo Sendromunun Nedenleri Nelerdir?

Sadece kilo verme amaçlı uygulanan, bireye özgü olmayan, olumlu beslenme alışkanlıkları kazandırmayan ve hızlı kilo verdiren tüm uygulamaların yo-yo sendromunun nedeni olduğunu söylemek mümkün. Bilinçsiz zayıflama ilaçları kullanımı, psikolojik durum değişiklikleri, kişiye özgü olmayan hazır diyetlerin yapılması, kendi sosyal yaşamına uymayan diyetleri kilo verme amacıyla devam ettirme, diyet kampları ve sonrasında aynı sıklıkta yapılamayan egzersiz, sık sık diyet uygulama, düşük kalorili diyet sonrasında oluşan yeme atakları gibi çeşitli durumlar yo-yo sendromuna yol açabilir.

Bir İleri Bir Geri: Yo-Yo Sendromu 3

Yo-Yo Sendromuyla Nasıl Baş Edilir?

Yo-yo sendromunun yaşanmaması için kilo verme sürecinden sonra uzman gözetiminde koruma programına geçilmelidir. Yapılan araştırmalar ağırlık kaybeden bireylerin beş yıllık süreçte sadece %10’unun kilosunu korumayı başardığını göstermektedir. Bu durum diyetin, hızlıca uygulanacak ve bittiğinde eski yaşantıya dönülecek bir süreç olduğunun düşünülmesinden kaynaklanır. Bu nedenle yo-yo sendromuyla baş etmek için ilk olarak diyetin bir yaşam tarzı değişikliği olduğunu kabullenmeli ve bunu uygulamaya hazır olmalısınız.

Mevcut yaşam tarzınız ile olması gereken arasında köprüler kurmaya odaklanmalısınız. Doğadaki tüm besinlerin sağlıklı beslenme programında olabileceğini, önemli olanın dengeli ve yeterli tüketim olduğunu kabullenmelisiniz. Zayıflamak için bir sihir aramak yerine bu sürecin sonuçlarına odaklanmalısınız. Fiziksel aktivite sınırlarını belirlemeli, yaşam boyu sürdürebileceğiniz bir aktiviteyi hayatınıza katmalısınız. Diyetisyeninin en iyi yol arkadaşınız olduğunu bilmeli ve ona güvenmelisiniz!

Evet, ağırlık kaybı obezitenin neden olduğu kalp hastalıkları, diyabet ve kanser gibi pek çok hastalığın önlenmesi için çok kıymetli ancak asıl önemli olan kaybedilen ağırlığın korunması! Vücudunuz bir yapboz değil ve hayat boyu sizinle. Ona iyi bakmak sizin elinizde! Sağlığınız için doğru kararlar almalı ve hatalı uygulamaları bir kenara bırakmalısınız. Unutmayın ki diyet, sürdürülebilir ve en önemlisi bireye özgü olmalıdır!

Editör: Berfincan DOĞAN