Çevrenizdeki nesnelerden hiç kuşku duydunuz mu? Merak edip, o nesnenin varlığını kontrol ettiniz mi? Ya da o birkaç saniyelik rüyanızda, uyanıklık ve uyku durumunuzu hiç düşündünüz mü? Düşündüyseniz eğer, kuşku duymaya başlayabiliriz. Alarmınızı geceden kurup yatıyorsunuz. Sabah çalıyor, kapatıp kalkıyorsunuz. Giyinip kahvaltınızı yapıp, tam evden çıkarken uyanıyorsunuz. Oooohhhh, rüyaymış sadece! Rüyanızda kalkıp hazırlanıyordunuz, ama gerçekte hala yorganın altında mışıl mışıl uyuyordunuz. Eğer hayatınızda öyle bir şey yaşadıysanız ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Niteliksel ve niceliksel olarak rüyamızda gördüklerimiz gerçek hayatta aynıdır. Gerçek hayatta araba sürdüğümüzü, rüyamızda da sürebildiğimizi, rüyamızda gördüğümüz bir ağacı, gerçek hayatta da var olduğunu da biliriz, bilmekteyiz. İşte bu bağlamda insan rüya görüp, görmediğinden nasıl emin olabiliyor? Aynı nesnelerin hem uykuda hem de gerçek hayatta olmasının bize olanağını veren şeyin ne olduğunu sorguladığımızda felsefenin en zor septik argümanlardan biriyle karşılaşmış olacağız. Nesnelerin varoluşuna ilişkin sorgulamalar, felsefenin en zor sorularından biridir. Bu zor soruyu birçok filozof cevap aramıştır. Bu soruya cevap arayan bir filozof da René Descartes’tır.

René Descartes kimdir?

René Descartes (1596- 1650) yılları arasında yaşamış, Fransız filozof, matematikçi, yazar ve aynı zamanda çağdaş analitik geometrinin kurucularındandır. Çağın skolastik felsefesine sırt çevirerek, felsefeyi yeniden kurmak istemiştir. Modern felsefenin babası olarak bilinir.

Bir Rüyada Olabilir Miyiz? | Descartes ve Varoluş 1

Descartes’e göre nesnelerin varoluşu…

Descartes gerçek bilgiye ve kesinliğe, nesnelerin varoluşuna ulaşmak için geliştirdiği yöntem Kartezyen Şüphecilik olarak bilinir. Bu yöntem en küçük doğru olmama ihtimali taşıyan, hiçbir şeyi doğru kabul etmemektir. Yani bir sepette bulunan elmaların hangisinin çürük olup olmadığını öğrenmek için Descartes bütün elmaları yere döküp çürük olanları, tek tek ayıklamamızı ve sadece sağlam olan elmaları geri sepete koymamızı ister. Bunu yaptıktan sonra sepette sağlam elmalar olduğundan emin olursunuz, der. İşte Kartezyen Kuşkuculuk aşağı yukarı böyledir. Descartes, şimdiye kadar inandığı birçok şeyin doğruluğundan emin olmak için her şeyi sorguladı. Dünya gerçekten göründüğü gibi miydi? Yoksa sadece bitmeyen rüya mı?

Rüyalar ve Gerçeklik

Descartes rüya görüp görmediğimizden emin olabilmek için bir kesinlik arayışına girer ve ilk önce duyulardan hareket ederek başlar. Görme, tatma, işitme, koklama gibi duyularınızdan emin olabilir misiniz? Çay fincanındaki çay kaşığı size hiç bükülmüş görünmedi mi? Elektrik direklerinin sanki bir noktada birleştiğini görmediniz mi? İşte duyularımız bizi bazen aldatır. Descartes ise yanıltıcı olan bir şeye güvenmez. Dolayısıyla bu kuşku bizi nereye götürmektedir diye kendinize sorabilirsiniz.

Bu yazıyı okurken muhtemelen uyanık olduğunuzu düşünmektesiniz. Bu size güvenilir, kesin gelebilir. Uyanık olduğunuzu da hissediyorum. Fakat rüyadayken uyanık olduğumuzu, rüyadayken de deneyimlediğimizi söylemiştik. İsterseniz kendinizi de çimdikleyebilirsiniz. Bu sizin uyanık olduğunuzu gösterir ama rüyadayken de kendinizi çimdiklediğinizi de görebilirsiniz. Ancak Descartes duyuların bütününe güvenmez, rüya görüp görmediğinden de emin olamaz. Fakat Descartes rüyamızda 2+3=5 olduğunu ve uyanık iken de 2+3=5 olduğunu biliriz. Fakat Descartes kuşkuyu en doruk noktasına taşımak ister. Kötü cin karakterini yaratır. Ya kötü cin beni gerçekte olduğumu kandırıp, rüyada olduğumu gösteriyorsa? Belki de kötü cin sonucun altı olduğu halde, beş yaptırıyorsa. Bu kulağa çok çılgınca gelebilir. Kanıtlanması imkansız bir argüman sunar. Ama Descartes felsefenin en bilindik ifadelerinden birini doğurtur. Bu söz ‘’Düşünüyorum, o halde varım’’dır.

Bir Rüyada Olabilir Miyiz? | Descartes ve Varoluş 2

Şöyle ki :kötü cin beni aldatsa, yanlış da yaptırsa, var olan bir şey olmalı diye düşündü. Bu ‘ben’ olmalıydım. Bu ben düşünen bir şey olduğu sürece, kendi bedenimizden şüphe etsek bile bir akla sahip olmamayı şüphe ettirmezdi. Çünkü düşünmediğinizi düşündüğünüz zamanda da düşünmüş oluyorsunuz. Descartes zihnin ister rüyadayken, ister uyanıkken her iki koşulda da var olduğumuzu kanıtlamaya çalışır. Ve ontolojik argümanı yani Tanrı’yı da ekleyerek, iyi bir Tanrı’nın “zorunlu olarak var olduğunu” savunur. Zihinlerdeki Tanrı varoluşunu kendisi yerleştirdiğini ve deneyimlediği her şey hakkında yanılamayacağına inandı. Bu bağlamda kendini bu zor sorudan Tanrı’yı katarak kurtarmaya çalıştı. Fakat felsefe tarihi bu problemden hiç kurtulamadı….

Kaynakça

René Descartes, Meditasyonlar, (Çev: Engin Sunar), Say Yayınları, İstanbul 2016.

René Descartes, Yöntem Üzerine Konuşmalar, (Çev: Murat Erşen), Say Yayınları, İstanbul 2015.

Nıgel Warburton, Felsefenin Kısa Tarihi, (Çev: Güçlü Ateşoğlu), Alfa Yayınları, İstanbul 2017.

Nıgel Warburton, Klasiklerle Felsefe, (Çev: Ahmet Fethi Yıldırım), Alfa Yayınları, İstanbul 2016.