Bir Sevda Masalı: Aşk’ın Nörobiyolojisi

Geldi çattı 14 Şubat; yalnızların baş belası, sevgililerin dört gözle beklediği o meşhur gün. Benim fikrimi sorarsanız tamamen para tuzağından başka bir şey değil… Sadece 14 şubatta mı sevgili olduğunuzu hatırlıyorsunuz? Ya da şöyle sorayım: Sevgilinize sürpriz yapmak ve hediye almak için 14 şubat ya da özel bir gün olması şart mı?

Aşk, sevgi kavramları çok özel ve derindir. Hatta aşk öyle bir duygudur ki onu tam olarak ne anlayabiliyoruz ne de başımıza geldiğinde ne yapacağımızı biliyoruz.. Bambaşka bir insan haline geliyor, aklımız beş karış havada geziyoruz. Peki bu duyguyu önleyebilir miyiz? Neden aşık oluruz? Hadi biraz duygusallığı bir kenara bırakıp aşkın nörobiyolojik kısmına göz atalım..

Aşk, genlerimiz kontrolünde meydana gelen biyokimyasal bir olaydır. Aşık olan kişilerin beyin tomografileri çekildiğinde, belli bölgelerin aktif hale geldiği tespit edilmiştir. Bu bölgeler beynin ödüllendirme mekanizmasının bulunduğu, korkunun algılandığı ve kişinin diğer insanları değerlendirdiği, bölgelerdir. Yeni aşık olmuş kişilere aşık olduğu kişinin fotoğrafları gösterilerek yapılan beyin tomografi çekimleri, beynin bu bölgelerine daha az kan gittiğini göstermiştir.

Başrol Oyuncusu Dopamin

Dopamin kişiye, coşku ve sevinç veren bir hormondur. Bu hormon kişiyi coşku ve sevince bağımlı hale getirerek, beyinde adeta hormonal bir fırtına kopmasına, dolayısı ile kişinin dopamine bağımlı hale gelmesine sebep olur. Bir kokain bağımlısının kokain bulamadığı zaman gösterdiği reaksiyon, bir aşığın terk edildiği zamanki gösterdiği reaksiyon ile benzerlik göstermektedir.

Beyin dopaminsiz kaldığı için depresyona girer. Terk edilen kişinin beyninin ödüllendirme mekanizması hala aktif haldedir. Dopamin isteği devam eder. Kaybedilen sevgiliyi tekrar kazanma isteği, beynin bağımlısı olduğu dopamini yeniden bulma telaşesidir aslında.

Tabi dopaminin yanında yancı hormonlar da vardır. Vasopressin ve Oksitosin de aşkta büyük etkileri olan iki hormon. Hayvanlarla yapılan araştırmada, Vasopressin hormonunun erkek fareleri dişi farelere bağlamada etkili rol oynadığı bulunmuştur. Bu hormon AVP geni tarafından sentezlenir. Bu genin 334 değişik formu vardır. Ve bu genin nükleotid dizilimleriyle kişinin eşine ne kadar bağlı olacağının arasında bir bağ olduğunu söylemişler. (Eğer böyle bir şey gerçekten varsa çok işimize yarayabilir. Mesela evlenmeden önce genlere bakarak erkeklere sadakat testi yapabiliriz.)
Kimi zaman dizilimde ki tek bir harflik değişiklik sentezlenecek olan proteinin yapısını ve etkisini büyük ölçüde değiştirebilmektedir. Bu fonksiyonel etki aşkın şiddetini belirlemede büyük bir öneme sahip olmaktadır.
Hiç evlenmeyen erkeklerde ise AVP geninin belirli bir formu bulunur ve bu forma sahip erkekler evlenseler bile mutlu olamazlar.

Eşe bağlı olma durumuna göre 334 değişik erkek çeşidi vardır.

Oksitosin hormonu korkuyu ve stresi azaltarak diğer insanlarla ilişki kurmayı kolaylaştırır. Bu hormon bebek emziren kadınlarda oldukça fazla salgılanarak çocukla anne arasında yakınlaşmayı sağlar.
Aşk hormonu olarak da bilinen oksitosin, hoşnutluk, sakinlik ve huzur duygularını da tetikler ve çiftlerin arasındaki yakınlığı arttırır.

Dopamin, vasopressin ve oxytocin aşkın kimyasını belirleyen en önemli hormonlardır. Bu hormonların vücuttaki yapısı ve miktarı aşkın şiddetini belirliyor.

Koku Aşkı Ne Derece Etkiler?

Parfüm reklamlarında hep görürüz, bu kokuyla herkes size aşık olacak derler. Bir koku aşkı gerçekten etkileyebilir mi ya da nasıl etkiler?

Gerçek aşıklar birbirinin teninin kokusunu özlemez mi? Kadınlar, ilginç olan kokular karşısında daha hassastırlar. Çünkü kadın beyni, seçiçi olması için evrilmiştir. Kadınlar çocuklarının, eşlerinin kokularını tanırlar. Kozmetik sektörü de bunu kullanır ve en pahalı parfümleri kadınlara satarlar.

Chanel NO.5 parfümünü biliyor musunuz? Peki bir zamanlar bu parfümün ham maddesinin stres altında bırakılan ve terlemesi sağlanan Habeş kedisinin anal bölgesinde bulunan koku bezlerinden elde edildiğini biliyor muydunuz?
Gelen tepkiler üzerine sentetik alternatiflerle üretilmeye başlandı tabii daha sonra. Dünyanın en çok satan parfümü, çünkü içinde feromonlar var. Feromon, aynı türden bireyler arasındaki bilgi taşıyan kimyasal haberci işlevi görür.

Aşkın Gözü Kördür

Romantizmin getirdiği pozitif duyguların yanı sıra aşk, aynı zamanda korku ve toplumsal yargılanma gibi negatif duygulardan sorumlu nöral ağları devre dışı bırakır. Bu pozitif ve negatif duygular iki farklı nörolojik ağ içerir. Biri pozitif duygular ile alakalıdır, diğeri ise negatif duygularla alakalıdır.
Başka insanlar hakkında eleştirel karar verme yeteneğimizle ilgili olan nöral sistemimiz aşık olduğumuzda devre dışı kalır. Bu yüzden aşkın gözü kördür derler. Aşık olduğunda etrafa kendini kapatır, sadece o kişiye odaklanırsın.

Ama tabi bir de aşk her yerde, her zaman insanları güzelleştiriyor. Aşk esnasında salgılanan hormonlar cilde parlaklık, gözlere canlılık ve kişiye maksimum yaşam enerjisi veriyor. Kişi kendini müthiş dinamik, zinde ve sağlıklı hissetmekle kalmıyor; her şeye, her olaya pozitif bakmaya başlıyor. Karşılıklı aşkta özgüven artarken, özbenlik yükseliyor; kişi kendini hiç olmadığı kadar güçlü hissediyor.

Aşk Uzun Sürer Mi?

Yıllar aşkı yıpratır mı sizce? Günümüzde o eski yıllık aşklar pek kalmadı, artık her şey yapmacıklaştı aslında. Peki gerçekten aşkı yakaladığımızda ne kadar sürer?

Eğer aşk uzun sürerse, bu dizginlemesi zor olan duygularımız bir iki yıl içerisinde durulur.  Araştırmacılar “tutku hala vardır ama stresi bitmiştir” diyorlar. Kortizol ve serotonin seviyeleri normale döner. Bir stres kaynağı olarak başlayan aşk artık strese karşı bir tampon görevi görür. Aşk devam ettiği müddetçe beynin ödül sistemi halen aktiftir, fakat genellikle romantik duyguların neden olduğu tutku ve ihtiras genellikle azalır.

Evlilik Aşkı Öldürür Mü?

2011 yılında New York eyaletindeki Stony Brook Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma ise evliliğin üzerinden yıllar geçmiş olsa bile çiftlerin birbirlerine deli gibi aşık olabileceklerini kanıtladı. Araştırma ekibi ortalama 21 yıllık evlilik hayatı olan çiftlerin MRI taramalarını gerçekleştirdi. Sonuçlar ise bu çiftlerin dopamin yönünden zengin olan kısımlarının aktivite yoğunluklarının yeni aşık olmuş bireylerdeki aktivite yoğunluğu ile aynı olduğunu gösterdi. Çalışma, kaygı hissinin kaybolduğunu fakat romantizmin heyecanının kalıcı olabildiğini gösterdi.

Tutkulu ve romantik aşkın yerini daha şefkatli ve rutin bir sevgiye bıraktığı uzun süren evlilikler için, aşk ateşini yeniden yakmanın ilişkinin ilk günleri ile bağlantılı olabileceği belirtildi. Buna, “körelme fenomeni” adı veriliyor. Çiftler bazı geçerli nedenlerden dolayı delicesine aşık olma veya cinsel birliktelikten uzaklaşıyorlar. Bu sebeplerden birkaçı ise iş, çocuklar ya da hasta anne veya baba.
Fakat bu tarz bir aşk yeniden canlandırılabilir. Örneğin cinsel aktivite oksitosin seviyelerini yükseltebilir ve beynin ödül sistemini aktifleştirebilir. Böylece çiftler birbirlerini daha fazla arzularlar. “Sadece cinsel yakınlaşma bile, çiftlerin ilk günlerdeki gibi sadece eşlerini düşünmekten kendilerini alamadıkları o mutluluk dolu günlere dönmelerini sağlayabilir” diyor Dr. Olds ve Dr. Schwartz.

Kaynaklar:

  • Popüler Science Şubat ayı dergisi

Bilgiyi Yay
Merhabaa :) Ben Meysa Kardelen Akan. Moleküler biyoloji ve genetik lisans öğrencisiyim. Bilime her zaman ilgili ve meraklı oldum. Sorgulayıcı ve araştırmacı olmak beni her zaman bir adım öne taşımıştır. KreatifBiri'de hem yazarlık hem de sosyal medya yöneticiliği yapmaktayım. Sizlerin eleştiri ve yorumları kendimi geliştirmekte en büyük katkı, o yüzden yazılarım hakkında merak ettiklerinizi yorumlara ya da [email protected]'a yazabilirsiniz.
Bu yazıyı beğendin mi?
00

Bir Cevap Yazın