KreatifBiri’ndeki ilk yazımda okuyucularıma şöyle bir soru yöneltmiştim: “Sahiden önemi var mıdır biyolojik cinsiyetin?” İşte bugün bunu tartışmak istiyorum sizlerle.

Judith Butler ve Kimlik

Judith Butler bu konudaki kilit isimlerden. Hayatının tüm döneminde biyolojik cinsiyetin hayatta ne kadar etkisiz olduğunu göstermek için yazmış, anlatmış bir filozoftur. Yazılarındaki ana konu hayatımızı ne kadar toplum için yaşadığımızı, denemelerinde Foucalt’un etkilerini de hissettirerek bize aktarmıştır.

Hayat, toplum için iktidar için bunların temellerini kurarak geçirdiğimiz minik bir dönem. Nasıl varlığımız yeni jenerasyona bir katkı oluşturmak için varsa bizim gibi mini mini varlıkların bu süreci iktidarı ve normları oluşturuyor. Teknoloji çağında yaşasak da bilim dünyasının hızlıca gelişimine tanık olsak da hala aşamadığımız gelenekselliği buram buram hissediyoruz cinsiyet konularında. Biyolojik olan, sabitlik ve etmenler senin hem tümünken hem de hiçbir şeyin oluyor bir bakıma… Toplum, doğuştan geleni öyle bir şekillendiriyor ki penisinin, vajinanın olması sana koca bir yaşama mal oluyor. Eşey organın senin dünyanı oluşturuyor.

Butler, heteroseksüelliğin şu anki toplumun normalliği olduğunu, kadınlığın “oluşluğunu” Lacan gibi biraz farklı dille aktardığı için tepki görebilen düşünürlerden. Çoğunluğun tepki gösterdiği yazarlara karşı zaafım var ki kendimi size bu konudan bahsederken buldum işte… Toplum bize çoğunluktan geleni öyle bir dayatıyor ki hangi yüzyıldayız hangi çağın teknolojisindeyiz hiç fark etmiyor çoğunluk her zaman iktidarı ve normları oluşturmaya devam ediyor, “ben” olarak ne olduğumuzun gram önemi kalmıyor. Ve biz gittikten sonra da ne yazık ki bu böyle devam edecek…

Cinsiyet, Judith Butler

Performatif nedir?

Butler’ın cinsiyetten bahsederken fazlaca kullandığı bir kavramdır performatif. Normatifliğin etki edilmiş, eylemleştirilmiş o oluş halidir. Butler cinsiyeti performatif olarak aktarır. Aslında olanın ne olduğunun önemi yoktur. Kadın olmak erkek olmak bir cinsiyet değildir. Toplumun sana kazandırdığıdır. Kendisinin feminizm söylemlerini de tam bu noktada görürüz. Kadın olmanın aslında döneminin getirdiği hiyerarşik bir tanım olmasında. (Döneminin diye belirtme sebeplerimden birisi de anaerkilliğin de görüldüğü Amazon topluluğu gibi kitlelerin de var olması sebebiyle.)

Queer kavramını bu yüzden ayrı bir grup gibi bölmek istemez Butler. Heteroseksüelliği de bu alanın içine dahil eder. Bir bakıma herkesi aynı kavrama dahil ederek kavramın varlığını etkisiz hale getirir. Queer’i ayrı bir tanım olarak tutarken normlarla yaşayan çoğunluğun işine tuz biber ekmiyor muyuz sizce de?

cinsiyet

Ne kadar yüzeysel yazmaya çalışırsak çalışalım çok tartışmalı ve derine fazlasıyla hızlı indirebileceğimiz bir konu olmasından mütevellit Butler ve toplumsal-biyolojik cinsiyet üzerinde fazla detaya inmeden bu kadar bahsedebildim sizlere. Gelenekçiliğin, kültürün etkilerini göremeyeceğimiz bir boyut var mıdır? Ya da asırlar geçince oluşur mu? Bilemeyiz elbet. Ancak bedensel olanın hiçliğini, kendine ait olmayan bir alanın varlığını hissetiğimiz bir zamandayız ne yazık ki. Kendi sancılarımızda kendi döngümüzde ne kadar bulunmak istersek isteyelim bizden yoğun bütünleşmiş elleri sadece bu konuda değil her alanda görüyoruz ve göreceğiz. O çoğunluğu “her alanda” oluşturan tek konu hakikaten bu bahsettiğimiz “cinsiyetleşme” konusudur belki de…

Kısacası sayın okuyucularım, dünyada var ettiğimiz her şeyde normatifliği performatif yapan etkileri görüyoruz, görmeye devam edeceğiz. Kadınlık, erkeklik, hormonal döngüler, bedensel edinimler ne kadarı yarattığımızın parçası ne kadarı doğuştan gelen gerçeklik uzunca tartışılası konular… Biraz iç karartıcı bir yazı olduğunu farkındayım ancak bunları aşamayacağımız idrak edemeyen bir türde yaşadığımızdan ötürü her şeyimizle bu etkiyi deneyimlemeye devam edeceğiz.

Biyolojikliğin gerçekliği ve toplumla yaratılan manasızlığı üzerinde kendi yorumunuzu merak ediyorum sevgili okuyucularım. Yazmak konuşmak isteyen herkesle üzerinde tartışmak isterim.

Üzerindeki bu aşılamayan norm katmanında var olmamıza rağmen her daim gülümsemeniz bu minik yaşamlarımızdan fazlasıyla zevk almanız dileğiyle…

Kaynak:

www.ethosfelsefe.com