Karanlıkta Kalmış Bir Aydınlık: Cemil Meriç

Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.” 

Bu satırlar, gözleri karanlıkta kalmış bir aydına ait: Cemil Meriç. Birçoğumuz kendisini ya ismen biliyoruz, ya da hiç bilmiyoruz. Lise dönemlerinde sosyalist ve komünist düşünceye sempati duydu, yer yer milliyetçilik fikrini benimsedi; fakat en sonunda doğunun mistisizmi(özellikle Hindistan) onu oldukça cezbetti ve batıdan gelen dogmatik fikirlerin/ideolojilerin bir işe yaramadığını söyleyerek her fikre objektif bakmaya yöneldi. Doğuyu medeniyetin beşiği olarak görse ve özümüzden kopmamamız gerektiğini söylese de yer yer batıdan da etkilenmemizi doğal karşıladı. Zira bilim ve sanat alanında bu kadar ilerledikleri için biz batıyı taklit etmeye başlamadık mı? Batı dünyasından yoğun bir etkileşimin olduğu Tanzimat Dönemi’ni ise şu şekilde özetledi: “Genç Batı’nın her nazına, her cilvesine katlanan ihtiyar birer aşık olduk.”

cemil meriç yazı

Cemil Meriç

Bir Fikir İşçisi: Cemil Meriç

Cemil Meriç, 1916 yılında Hatay’da doğdu. Burada uzun uzun hayat hikayesinde değinmeye gerek yok, sadece yaşadığı dönem ve bu dönemde kafasının içinde dönenleri az çok belirtmek yeterli olacaktır. Daha küçüklükten Fransız okuluna gittiği için Fransızcayı genç yaşta öğrenen ve Fransız edebiyatına ilgi duyan Meriç, Fransa’nın sadece edebiyatına değil siyasi ideolojilerine de ilgi duymaya başladı. Her ne kadar bir dönem koyu komünist olduğunu söylese de, bu dönem uzun sürmedi. Öğrenimini bitirdikten sonra hayatının sonuna dek Fransızca öğretmenliği yaptı; bol okudu ve bol yazdı.  Çok okudu, çok düşündü. Gözleri kör olma derecesine geldi ki, bunu aşırı okumasına bağlayanlar da olur. Yazdığı eserler, roman veya hikaye değil. Fikirlerini köşe yazısı gibi yazıp bunları değişik kitaplarda topladı. Ben sadece “Bu Ülke” isimli kitabını okudum; fakat şu anda bir diğer kitabı olan “Umrandan Uygarlığa”yı da okumaktayım. Sizlere bu iki kitaba ve hakkında yazılan/söylenen şeylere göre bir Cemil Meriç portresi çizmeye çalışacağım.

Objektivite

izm ler

izm’ler..

Her şeyden önce beni Cemil Meriç okumaya iten, kendisinin “İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.” Sözü oldu. Bu söz bende epey bir etkili oldu; zira ben de buna yakın bir düşünce içerisindeydim. Cemil Meriç, sonu “izm”le biten her türlü ideolojinin bize batının dayatması ve insanlığı kalıplara sokan, onları birbirinden ayıran süzgeçler olduğunu söyler. Bunu ise şu şekilde dile getirir:

İzm’ler birer anakronizm’dir, birer anakronizm yani kalıplaşan, canlılığını yarı yarıya kaybeden birer konserve düşünce.

Bu “konserve” düşünceleri belki de bir hastalık olarak gördü Meriç: “Nezleye yakalanır gibi ideolojilere yakalanıyoruz, ideolojilere ve kelimelere.” Kendisi bu “izm”lere gençliğinde epey bir yakalanmış olsa da, yaşı ilerledikçe ve okuma yaptıkça bunlardan sıyrılmış ve kendisini bir ideolojiye/akıma bağlı görmemiştir. Bu açıdan sonu izm’le biten her türlü akıma iyi ve kötü taraflarından objektifçe bakmaya çalışmış, yazılarında da bunu değerlendirmiştir.

Okumak

aydınlar ve soytarılar

Aydınlar ve soytarılar

Cemil Meriç’in kütüphanesi epey genişti.  Günlüğünde Fransız, Alman ve Türk edebiyatının birçok ismini ve kitabını okuduğunu belirten Meriç, okumayı önemli bir faaliyet olarak gördü. Kitapların fiyatlarından ziyade içeriğine göre okunması gerektiğini savundu:

Kitaplar bileziklerin onda biri kadar etse beyefendilerimizle hanımefendilerimiz arada bir okumak hevesine kapılırdı belki. Birçokları kitabı ucuz olduğu için almaz. Düşünmez ki kitabın tek değeri okunmasındadır. Bir değil birçok defalar okunmasında, çizilmesinde, tanınmasında.

Buna ek olarak hayatının çoğu bölümünü fazla insanlarla haşır neşir olmadan geçiren Meriç, özellikle ilerleyen yaşlarında gözlerinde oluşan görme kaybından sonra kitaplara daha da sığındı. “Kitap denen uçsuz bucaksız okyanusta daima yeni keşifler yapmak kabil.” Derken, aynı zamanda kitabı tek başına okumanın da yetmediğini belirtir: “Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekasını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez.” Son olarak da kısa ama öz bir cümle kurar:

Kitap zekayı kibarlaştırır.

Sonuç

Cemil Meriç, karanlıkta kalmış bir aydınlıktır. Doğuyla batıyı bir teraziye koyar, doğrunun yanında taraf tutmadan, duygusallığa baş vurmadan durur. “Düşünceye sınır çizilemez. Şüpheden bile şüphe.” Diyerek insanları düşünmeye teşvik eder. Boş insan değildir kesinlikle. Toplumun en muhafazakarı da en marjinali de en yozlaşmışı da kendisinden bir şeyler bulabilir onda. Tanınması ve tanıtılması gereken bir aydındır. Kendisi 1985 yılında aramızdan ayrıldı, gönül isterdi ki bugünleri de görsün, yazsın çizsin. Her ömür sona erecek şüphesiz. Ömür sona ermeden karanlıkta kalmış bu aydınımızı gün yüzüne çıkarmalı ve daha çok tanınmalı.

Bilgiyi Yay
Bu yazıyı beğendin mi?
00

Bir Cevap Yazın