Çocukların Atatürk Ile Anıları | KreatifBiri

Çocukların Atatürk ile Anıları

Atatürk, ülkenin geleceğinin çocukların elinde olduğunun bilinciyle 23 Nisan 1929’da “Bu bayramı Türk çocuklarına armağan ediyorum.” diyerek TBMM’nin açılış sevincini çocuklarla paylaşmıştır. Bu bayramı çocuklara armağan etmesiyle, dünyada başka hiçbir yerde bir eşi ve benzeri dahi bulunmayan eşsiz ve asil bir davranış örneği sergilemiştir. Ben de bugüne özel, Atatürk’ün çocuklarla yaşadığı anılardan birkaç tanesini bir araya getirdim. Hepimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Türk Çocukları Benim Birer Parçamsınız

Atatürk ve çocuklar

Atatürk bir ilkokula gitmişti. Her zaman olduğu gibi bütün çocuklar etrafını sardılar.Hepsi sevinç içinde onu alkışlıyordu. Yalnız küçük bir çocuk bir kenara çekilmiş, ilgisiz gibi duruyordu. Bu durum Atatürk’ün gözünden kaçmadı. Onu yanına çağırdı:

– Çocuğum, neden durgunsun? Bir derdin mi var? Hasta mısın? dedi. Çocuk cevap verdi:

– Bir şeyim yok efendim. Sonra arkasını döndü. Gözlerinden akan yaşları gizlice sildi. Atatürk bunun üzerine:

– Niçin ağlıyorsun yavrum? Sen ağlayınca ben üzülüyorum, dedi.

Küçük çocuk, o vakit yaşlı gözlerini Atatürk’e çevirdi:

– Atam, seni böyle yakından görmek isterdik. Geldin, gördük, sevindik. Ama artık sıramızı savdık. Bir daha seni ne vakit göreceğiz? Ona ağlıyorum. Atatürk, o vakit bütün çocuklara baktı:

– Beni her vakit görmek isterseniz, aynaya bakın. Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız.Ben de sizin.

Dünyanın Merkezi Ankara

Atatürk ve çocuk

Sırrı Akatay’ın ağzından anlatılıyor:

Atatürk ve Latife Hanım 30 Eylül 1924′te Pasinler’e geçerken Erzincan yolunda Aşkale’ye uğramışlardı. Ata’nın karşılanışında bazı konuşmalar yapılmış ve ilkokuldan da bana uzun bir kahramanlık şiiri okuma görevi vermişlerdi. Ben şiiri avazım çıktığı kadar bağıra bağıra ve yanlışsız ve duraklamadan okudum. Atatürk ve Latife Hanım şiirimi sonuna kadar dinlediler.

Şiirim bitince Atatürk beni yanına çağırdı ve bana, “Şiiri çok güzel okudun, aferin sana, senin adın ne bakayım?” diye sordu. Ben de “Sırrı efendim” diye bağırdım. Bunun üzerine Atatürk, “Şimdi sana bir sual soracağım, bakalım bunu bilebilecek misin?” dedi.  ”Sorun efendim” dedim. ”Dünyanın ortası neresidir?”dedi.

O zamanlar hep Ankara’dan ve Atatürk’ten konuşulurdu. Ankara’da şu olmuş, Ankara’da şu kararlar alınmış, Ankara’ya şu devlet büyükleri gelmiş. Her şeyde, her konuşmada Ankara geçerdi. Bizlerin de Ankara’dan başka duyduğu bir şey yoktu. Hocalar da hep, “Bizim merkezimiz Ankara, her şey Ankara’dan idare ediliyor.” dediklerinden, hiç tereddüt etmeden bütün gücümle “Ankara!” diye bağırdım.  Atatürk bu cevaptan pek mutlu olmuş ve Latife Hanım’la beraber katıla katıla gülmüşlerdi.

Atatürk’üm Seni Öpmek İstiyorum

Atatürk bir gün çocuk balosuna gider. Ortalıkta bir şaşkınlık havası doğar. Küçük bir çocuk salonun orta yerinde kalır. Bu yavru hayranlıkla bir süre Atatürk’e baktıktan sonra: “Atatürk’üm, seni öpmek istiyorum” der. Ortalığa bir sessizlik dalgası yayılır. Bu derin sessizliği Atatürk’ün sesi bozar “Öyleyse, gel öp” der. Çocuk koşarak Atatürk’ün boynuna sarılır. O sırada diğer çocuklar da, “Biz de.. Biz de..” diye bağırırlar. Böylece tüm çocuklar Ata’yı doya doya öperler. Bu görüntü çoğu kişiyi ağlatır. Büyük Atatürk’te ağlar. Evet, Türk çocuklarının bu engin sevgisi için ağlar. Hem de sevinç gözyaşlarını dökerek. O gün çevresindekilere övünçle, “İşte benim kuşaklarım” der.

Çünkü Size Hiç Kimse Benzemez

Atatürk ve çocuk

İki kardeş okul dönüşü annelerinden izin alarak sık sık Atatürk’ün köşkünün etrafında gezinip dururlarmış. Öğretmeni Ayşe’ye o gün yurdumuzun düşmanlardan kurtarılması için Ata’nın emrinde milletçe nasıl çok çalışıldığını anlatmıştır. İçinde bulunduğumuz ortamın nasıl meydana getirildiğini öğrenen Ayşe, kardeşi İsmet’i de alarak her zaman olduğu gibi belki Atatürk’ü görürüz diye köşkün etrafında gezip dururlar. Tesadüf aynı gün, yaveri ve arkadaşlarıyla bir gezinti yapan Atatürk, Ayşe ile kardeşinin köşkü seyrettiklerini görünce yanlarına yaklaştı.

– Adın ne senin yavrum.

– Ayşe.

– Senin adın ne yavrum.

Ayşe’nin kardeşi hemen cevap verdi.

– İsmet.

– Niçin burada dolaşıyorsunuz?

– Sizi görmek istedik efendim.

– Peki ben kimim? Beni niçin görmek istediniz?

İki kardeş bir ağızdan:

-Gazi Mustafa Kemal Paşasınız.

Atatürk ve yanındakiler gülümsediler.

– Benzettiniz çocuklar ben gazi değilim.

Yine iki kardeş bir ağızdan:

– Siz Gazisiniz.

– Peki nereden bildiniz?

Çocuklar aynı ağızdan gür bir sesle:

-Çünkü size hiç kimse benzemez.

– Ayşe sen okuyor musun?

– Evet beşinci sınıftayım.

– İsmet sen kaçıncı sınıftasın?

– Üçüncü sınıftayım.

– Ayşe sen ne olmak istiyorsun?

– Öğretmen olmak istiyorum efendim. Öğretmenler yurtlarına yararlı insanlardır. Biz her şeyi öğretmenden öğreniriz. Sizi de öğretmenimiz tanıttı.

– Evet yavrum, biz her şeyimizi öğretmenlere borçluyuz. Beni de öğretmenim gazi yaptı. Peki İsmet sen ne olmak istiyorsun?

– Asker olacağım. Çünkü sizi çok seviyorum. Yurduma saldıran düşmanın kafasını kıracağım.

Atatürk iki kardeşi bağrına bastı sevdi ve okşadı.

– Aferin çocuklar.

Yanındaki arkadaşlarına dönerek:

– Evet, milletin bağrından tertemiz bir nesil yetişiyor. Eserimizi bunlara gözümüz arkada kalmadan bırakabileceğiz. Şimdi çok huzurluyum, derken gözleri yaşardı.

Bilgiyi Yay
Written by Ecem Bölük
22 yaşında bir Bilgisayar Mühendisi. Okumaya, yazmaya ve kodlamaya delicesine bağlı kreatif biri.

Leave a Reply