“İnsan, muhteşem bir potansiyeldir” ve bu potansiyelin değer kaynağı iç dünyamıza ait bir varoluşta, bir “öz” de, bir “can” dadır. Can, bir bakıma bizim özümüzü ifade eder ve bir insan özüne ne kadar yakınsa, o kadar özgün bir insandır. Özgünlüğün, iç huzuru sağlaması gibi bir huyu da vardır bu nedenle, yazımızda özgünlüğe ulaşan yolda “can” ın sorduğu 5 soruya yer vereceğiz.

1. Can, Kaale Alınmak, Umursanmak İster

Bir çocuğun, “kendi içinde özüne” ya da “dışarıda başka bir otoriteye” hesap veren biri olarak yetiştirilmiş olması “kaale alınıyor muyum, umursanıyor muyum?” sorusu için kritik bir noktadır. Çünkü insandaki can’ı umursamayan bireyler, dış otoriteye ait bir kavram olan “güç” boyutuna fazlasıyla önem veren kişiler olarak karşımıza çıkabilir. Küçükken duygusal ihtiyaçları karşılanamayacak derecede umursanmayan birey, yetişkin yaşamında “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” davranışlarında bulunabilir.

Kendi içindeki özüne karşı bir sorumluluğu olan insanların ise ayrı bir gönül ülkeleri vardır, çevrelerine karşı bir hayli duyarlıdırlar, üstelik karşılaştığımızda insanlığa dair ümidimizi arttıran bu insanların sayıları da oldukça fazladır. Bu bireyleri, her bir can’a karşı, çıkar beklentisi gözetmeyen mütevazi duruşlarından tanıyabilirsiniz.

2. Can, Kabul Edilmek İster

Varoluşunu anlamlandırmada, can’ın sorduğu 2. soru ise “kabul ediliyor muyum?” sorusudur.

“Kabul gören insan, enerjisini ve zamanını üretici ve yaratıcı olmaya harcar. Kabul görmeyen, yani yargılanan insan ise, zamanını ve enerjisini, kendini sosyal yüzler, maskeler arkasında saklamaya harcar. Üretici ve yaratıcı olmaya enerjisi kalmaz.”

Güzel olanı tanımayı ve kabul etmeyi alışkanlık haline getirmiş bir toplum da, ancak yaratıcı ve üretken insanlar ile inşa edilebilir.

varoluş

3. Can, Değerli, Vazgeçilmez Olmak İster

Birey “kendini, kendinden daha büyük bir bütünün vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğü zaman değerli hisseder.” İlk değerlilik tohumları da bu nedenle ailede atılır.

Diğer bir can’la düşüncelerini, duygularını, hayallerini paylaşan bir insan; diğer bir insanın “ben değerli miyim?” sorusuna “evet, sen değerlisin” yanıtını veriyor demektir.

4. Can, Yeterli Olmak İster

İnsandaki yeterli olma isteğini, Adler’in her insanda doğuştan var olduğunu belirttiği üstünlük gereksinimi ile de açıklayabiliriz. Kendisini yeterli ve güvenilir görme gereksiniminin üst noktalara ulaştığı bir çocukla karşılaşırsanız, özgüvenlerini geliştirecek sorumluluklar vermekten çekinmeyiniz 🙂  

5. Can, Sevilmek Ve Özlenmek İster

“Çocuk sevildiğini 2 soruya olumlu cevap verdiğinde anlar; annem ve babam beni özlüyor mu? Annem ve babam benimle zaman geçirmek istiyor mu?”

Bir çocukla iletişim kurarken, onunla aynı göz hizasına gelmek dahi onun can’ını besleyen bir durumdur. Gündem sorularını “bugün doya doya oynadın mı?” sorusu ile değiştirmek de öyle..

Bir can’ın diğer bir can’ı fark etmesi ile başlayan iletişimde, varoluşun bu 5 boyutu sezgisel olarak sorgulanır ve tüm boyutlar karşılığını bulduğunda sosyal yüzler yerine özgün bir insanla, özgün diğer bir insanın varoluşu anlamlandırılmaktadır. Anlamını bulan varoluşlarımızın daim olması dileğiyle, bir sonraki yazıma denk hoşça kalınız.   

Kaynaklar:

Cüceloğlu, D. (2002). İletişim donanımları. Remzi kitabevi. İstanbul.

hoş sadası daim, mekanı cennet olsun..