Bu başlığı okurken aklınızdan ilk geçen yerin Çernobil olduğunu biliyorum ama üzgünüm, yanıldınız. Koskoca bir nükleer santral kazasından daha çok kirletecek bir aktivite olabilir mi? Bu yazıyı hazırlarken benim de kendime sorduğum bir soru oldu bu.

Çernobil bu listede var, evet ama asıl radyoaktif kirliliğe, Soğuk Savaş dönemindeki nükleer testler sebep olmuş gibi görünüyor. Toprak kazanmak için toprak kaybetmek ne kadar mantıklı, yazının devamında göreceğiz.

Radyoaktivitenin iç karartıcı taraflarına tanık olmak için hadi bana katılın…

1. Fukuşima, Japonya

2011 yılında Japonya’nın Fukushima eyaletinde gerçekleşen Töhoku depremi sonrasında Büyük Okyanus’ta suların yükselmesiyle meydana gelen büyük bir yıkım gerçekleşti. Her şey 11 Mart 2011’de yerel saatle 14.46’da Töhoku bölgesinin doğu kıyısında 9.0 Mw büyüklüğünde bir depremle başladı. Sonrasında yüksekliği 37,9 metreye varan tsunami dalgalarıyla devam etti. Deprem sonrası olanları tahmin edebilirsiniz: elektrik kesintileri, yangınlar, yıkılan yollar, bölgedeki altyapı sisteminde büyük hasarlar…

Tüm bu olanlar ülke için oldukça önemli hayati yıkımlara sebebiyet verdi ama hiçbiri bölgedeki nükleer santraldeki kaza kadar uzun vadeli bir etki bırakmadı. Deprem meydana geldiğinde nükleer santralin 4, 5 ve 6 numaralı kullanılmayan reaktörleri hariç diğer reaktörler deprem sonrasında otomatik olarak kapatıldı ve acil durum jeneratörleri reaktörleri soğutmak için su pompalarını çalıştırdı.

Santralin 5.7 metrelik bir tsunamiye dayanabilecek güçte önlem amaçlı örülen bir duvarı vardı fakat depremden 15 dakika sonra santral 14 metrelik bir tsunamiye maruz kaldı ve duvarın herhangi bir koruyucu etkisi olmadı. Tesisin elektrik şebekesiyle olan bağlantısı ciddi hasar aldı.  Kısa sürede 1, 2 ve 3 numaralı reaktörlerde kısmi erimenin kanıtları ortaya çıktı. Hidrojen patlamaları sonucu 1, 3 ve 4 numaralı reaktörleri barındıran binaların tepe kısımları havaya uçtu; 2 numaralı reaktörün içindekiler bir patlama sonucu zarar gördü ve 4 numaralı reaktörde yangınlar meydana geldi. Bunun yanı sıra, 1 – 4 numaralı reaktörlerde saklanan kullanılmış yakıt tanklarındaki su seviyesinin düşmesi sonucu tanklarda aşırı ısınma meydana geldi. 

radyoaktif

11 Nisan 2011’de Japonya Nükleer Güvenlik Kurumu, Fukuşima Daiçi nükleer santralindeki nükleer sızıntının tehlike derecesini Radyolojik Durum Ölçeği’ne göre 7’ye yani Çernobil reaktör kazasıyla aynı seviyeye çıkarmıştır.

Bu olay gerçekleşen en yeni olaylardan biri olması nedeniyle şu anda dünyadaki en radyoaktif bölge olma özelliğini taşıyor. Olayla birlikte çevreye yayılan radyasyonun kalıcı etkileri henüz belli değil. Sonuçlarının nerelere varacağı da tabii.

2. Marshall Adaları, ABD

1914’te Japonya, Marshall Adalarını ele geçirdi ve askeri üsler inşa etti. Şubat 1944’te ABD Deniz Kuvvetleri ve Ordu Kuvvetleri, Japon birliklerini Kwajalein ve Enewetak atollerinde yendi. Her iki atol daha sonra ABD askeri üslerine dönüştürüldü. 

Bölgedeki nüfusun seyrek olması, konumunun nükleer denemeler için uygun olması ve diğer ABD askeri üslerine yakın olması nedeniyle ABD, Marshall Adalarında güçlü nükleer silahları test etmeyi planladı. Bu planını 1946’dan 1958’e kadar, Hawaii’nin yaklaşık 2000 mil doğusunda, Pasifik Oksayunusu’ndaki volkanlar tarafından oluşturulan atollerde gerçekleştirdi.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD, nükleer araştırma ve geliştirme programlarını genişletti. Marshall Adalarındaki ilk test serisi Crossroads Operasyonu altında gerçekleşti. Crossroads Operasyonunun amacı, nükleer silahların deniz savaş gemileri üzerindeki etkisini araştırmaktı. Adalarda testler Bikini Atoll’da 1 Temmuz 1946’da Shot Able testi ile başladı. Able adlı ilk Crossroads Operasyonu testi 520 fit yükseklikte patlatılırken Baker denilen ikinci test su altında 90 fit yükseldi. 

Dünyanın En Radyoaktif 5 Bölgesi 1

Sonraki 13 yıl içinde ABD, Marshall Adalarında toplam 67 nükleer test gerçekleştirdi. Bölgede yaşayan halkın soluduğu havanın, yedikleri yiyeceklerin ve içtikleri suyun kalitesinde ciddi kalıcı etkileri olan bir güç gösterisini gerçekleştirmiş oldu.

Testlerin en büyüğü 1 Mart 1954’te Bikini Atolü üzerinde patladı. Bu, ABD’nin 1945’te Hiroşima’ya attığı bombadan 1000 kat daha güçlü olan Castle Bravo adlı 15 megatonluk bir patlamaydı.

Kanser, Marshall Adası’nda yaşayan yerli halkta şeker hastalığından sonra ikinci önde gelen ölümcül hastalıktır. Sorunun ne kadarının işlenmiş gıdalardan kaynaklandığını ya da radyasyona bağlı olduğunu anlamak mümkün değil.

Yakın bir zamanda bilim adamları, bazı noktalarda plütonyum gibi belirli radyoaktif elementlerin konsantrasyonlarının, Çernobil ve Fukuşima nükleer kazalarından etkilenen yerlerden 1000 kat daha fazla olduğunu belirlediler.

3. Çernobil, Ukrayna

Uluslararası Nükleer Olay Ölçeği’ne göre bugüne kadar meydana gelmiş en büyük nükleer kazalardan biridir. 26 Nisan 1986 yılında Ukrayna’daki Nükleer Reaktörde meydana gelen patlama nedeniyle havaya ve atmosfere radyoaktif madde karışmış ve bu maddeler daha sonra Avrupa ve Sovyetler Birliği’ne kadar yayılmıştır.

Kaza; 25 Nisan’da reaktör ekibinin rutin bir kapatmadan önce, 4 numaralı reaktördeki (hafif zenginleştirilmiş (%2 U-235) uranyum dioksit yakıtı kullanan, Sovyet tasarımı ve inşa edilmiş grafit kontrollü basınçlı tüp tipi bir reaktördür) türbinlerin ana elektrik güç kaynağı kaybının ardından ana sirkülasyon pompalarına ne kadar sürede döneceğini ve güç sağlayacağını belirlemek için hazırlanan bir testle başlamış sayılır.

26 Nisan 1986 Cumartesi günü 4 numaralı reaktördeki test esnasında ani ve beklenmedik bir güç dalgalanması fark edilerek acil durum butonuna basılmış fakat güç çıkışı daha fazla büyüyerek son noktaya ulaştığında buhar basıncı bir dizi tepkimeye neden olmuştur. Yoğun buhar üretimi daha sonra tüm çekirdek boyunca yayılmış ve  bir buhar patlamasına neden olarak fisyon ürünlerini atmosfere salmıştır. Yaklaşık 2 – 3 saniye sonra ikinci bir patlama gerçekleşti. Bu kez yakıt kanalları sıcak grafit parçalarını atmosfere fırlatmıştır. Böylece Pripyat başta olmak üzere geniş bir coğrafyaya yüksek derecede nükleer serpinti bulutu yayılmıştır. 

nükleer

Kaza sonrası 500.000’den fazla işçi nükleer faciaya müdahalede bulunmuş ve birçoğu radyasyona maruz kalmıştır. Tahmini olarak yapılan masraf ise 18 milyar ruble olmuştur. Meydana gelen kaza esnasında 31 kişi ölmüştür fakat çok büyük bir alana yayılan radyasyon neticesinde uzun vadede sonuçlarının daha ağır olduğu görülmektedir.

Pripyat (45.000 kişi) 27 Nisan’da boşaltılmış ve 14 Mayıs’a kadar, 30 kilometrelik bir yarıçap içinde yaşayan yaklaşık 116.000 kişi tahliye edilmiştir. Pripyat şehri 1986’da terk edilmiş ve yaklaşık 1000 yıl daha sonra yaşanabilecek radyasyon düzeyine kavuşacak hayalet şehirdir.

4. Poligon, Kazakistan

Kazakistan’ın ücra bir bölgesi olan Poligon, bir zamanlar dünyadaki nükleer testlerin neredeyse dörtte birine ev sahipliği yapmaktaydı. Poligon, Sovyetler Birliği’nin soğuk savaş döneminde nükleer silah denemeleri yaptığı ana lokasyonlardan biri olan Semipalatinsk test sahası olarak bilinmektedir.

1949 ile 1989 yılları arasında Semipalatinsk’te 340’ı yer altı ve 116’sı atmosferik patlama dahil olmak üzere toplam 456 nükleer test gerçekleştirilmiştir. Semipalatinsk’teki nükleer patlama sayısının 2500’den fazla Hiroşima bombasına eşit olduğu düşünülmektedir. Semipalatinsk, Sovyetler Birliği’nin tek nükleer test sahası değildi ancak büyük yerleşim yerlerine yakın olan tek sahaydı.

Dünyanın En Radyoaktif 5 Bölgesi 2

Sovyetler Birliği, bu nükleer testleri gerçek patlamalar sırasında tahliye edilmeyen veya uyarılmayan Semipalatinsk bölgesinde yaşayan 200.000 kişi üzerindeki sağlık etkilerini dikkate almadan gerçekleştirmiştir. Yerel sakinler kısa sürede neler olup bittiğinin farkına varmış ve ilk testlerin hemen ardından sağlık sorunlarına tanık olmuşlardır.

Poligon yakınlarında yaşayan insanlar sadece ani patlamalara değil, aynı zamanda on yıllar boyunca düşük doz radyasyona da maruz kalmışlardır. Etkileri analiz etmek her zaman açık veya izlemesi kolay değildir ancak araştırmacılar, Poligon kapandıktan 30 yıl sonra devam eden bazı etkilerin devam ettiğini görmüşlerdir.

5. Sibirya Kimyasal Reaktörü, Rusya

Siber Kimyasal Reaktörü, Moskova’dan sadece 300 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Soğuk Savaş başladıktan sonra yaklaşık 40 yıl boyunca Sovyetler Birliği’nin araştırma programı dahilinde kullanılan saha kapatılana kadar nükleer materyal üretimi yapılmış ve aynı zamanda nükleer depolama tesisi olarak kullanılmıştır.

Tesis, İzotop ayırma, Süblimasyon, Radyokimyasal ve Kimyasal Metalurji olarak anılan 4 ana faaliyeti yürütmektedir. Plütonyum ve yüksek oranda zenginleştirilmiş utanyum (HEU) üretmiş ve üretilen plütonyum ve HEU kullanarak savaş silahları üretmiştir.

Dünyanın En Radyoaktif 5 Bölgesi 3

Kaynakça: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8

Editör: Berfincan Doğan