Son zamanlarda sosyal medya başta olmak üzere birçok platformda yaygınlaşan “feminizm” tanımının içeriğinden bahsetmek istiyorum. Çünkü toplumumuzun bir kısmının hala ”feminizm erkek düşmanlığıdır” algısından kurtulamadığını düşünüyorum. Çorbada benim de tuzum olsun 🙂

Feminizm Nedir?

Sanıldığının aksine sadece kadınların üstünlüğünü savunmak veya erkekleri aşağılamak değil, cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkan; kadın erkek eşitliğini ve kadınların erkekler karşısında yok sayılan haklarını korumak amacına sahip bir görüştür.

Bu konuda şahsi fikrimi söylemem gerekirse: günümüzde erkeklerin konumu kadınların konumunda olsaydı -adı farklı olsa da- aynı düşünceleri erkekler için savunan bir akım bulunurdu. Şimdi nasıl kadınların haklarını savunan erkekler varsa o zaman da erkeklerin hakkını savunan kadınlar olurdu diye düşünüyorum.

Feminizmin Başlangıcı

Feminizm kavramı ilk olarak sosyal filozof Charles Fourier tarafından ortaya çıkarılmıştır. Sosyal düşüncenin kadınlara özgürlük ve hak verilerek gelişeceğini savunan Fourier ”Yeni Kadın Hareketleri” akımını oluşturmuştur.

Fransa’da insan hakları olarak adlandırılan maddelerin sadece erkek haklarını savunduğu dönemde Olymde De Gouges bu duruma tepki göstermiş, kadınlara hak tanınması gerektiğini ”Eğer kadının idam sehpasına mahkum olma hakkı varsa tribünden izleme hakkı da olmalıdır” sözüyle desteklemiştir. Bunun gibi atılımlar 18.yüzyıldan itibaren tüm dünyaya yayılmış ve günümüze kadar devam etmiştir/etmektedir. Her ne kadar çeşitli ülkelerde hala kadın hakları yok sayılsa da kadınların birlik olup haklarını kazanmaya çalıştıklarını söyleyebiliriz.

Feminizmin önemli temsilcilerinden bir diğeri ise Mary Wollstonecraft. Babasının annesine olan kötü tavırlarının kadın haklarını savunmaya yönelmesinde büyük bir payı var. Feminizme farkındalık yaratmak için eserler vermiştir. Hayatını feminizme adamış ve ”Feminizmin annesi” ünvanını almıştır.

Bu akım için insanları bilgilendirmeye çalışan en önemli isimlerden birisi de Fransız yazar Simone De Beauvoir. Kadınların da erkekler kadar seçim yapabilmesini, kendini geliştirebilmesini, sorumluluk alabilmesini savunmuştur. ”İkinci Cins” adlı eseriyle okurlarını ”Kadın doğulmaz, kadın olunur” prensibine yöneltmek istemiştir.

Türkiye’de Feminizm

Osmanlı feminizm hareketi 19.yüzyıl başlarında başlamıştır diyebiliriz. Ülkemizde(aynı zamanda İslam coğrafyasında) ilk kadın yazar, ilk kadın felsefeci, ilk kadın haklarını savunan kişi Fatma Aliye Topuz’dur. Yaşadığı dönemde hoş karşılanmaması sebebiyle erkek ismiyle yazılar yazmaya başladı. Ülkemizin ilk feminizm temelini attı  ve konusu, kahramanları kadın olan eserler yazdı.

Türkiye’de feminizmin ilerlemesini sağlayan önemli kişilerden bir diğeri ise Nezihe Muhiddin Tepedengil. Türkiye’nin ilk siyasal partisi olan Kadın Hakları Fırkası’nı kurmuştur.(Bu fırka valilik tarafından kapatılıp faaliyetlerini Türk Kadın Birliği olarak sürdürmüştür.)

Yakın zamanda kaybettiğimiz önemli feministlerimizden Şirin Tekeli Kadın Eserleri Kütüphanesi, Kadın Adayları Destek kuruluşlarına destek olmuş, Türk ve Yunan Kadınları Barış Girişimi hareketinde kurucu olarak bulunmuştur. Ömrü boyunca birçok insana feminizmin amacını anlatmıştır.

Ziya Gökalp sosyolog bir feminist olarak eserlerinde aile kavramına önem vermiş ve aileyi ayakta tutanın kadın olduğunu savunmuştur.

atatürk ve kız öğrenciler için resim sonucu

Türkiye’deki feminizmin bu kadar ilerlemesi ve bugüne kadar gelmesinin en önemli öncüsünün Mustafa Kemal Atatürk olduğunu söyleyebiliriz. Kadınlara seçme seçilme, eğitim ve birçok hakkın verilmesinde payı büyük. Atatürk’ün kadın erkek eşitliğine verdiği önemi paragraflara sığdırmak yerine onun bir sözüyle açıklamak yeterli olur diye düşünüyorum. “Bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmesi lazımdır.”