gece,karanlık,gökyüzü,Olbers Paradoksu

Gece Aslında Karanlık Değildir: Olbers Paradoksu

Dünya, 24 saatlik periyotlarda kendi etrafındaki dönüşleriyle gece ve gündüz kavramlarını ortaya çıkartır. Güneşe bakan taraf gündüzü yaşarken güneş ışınlarının ulaşamadığı tarafta gece yaşanır. Sorumuzun cevabı ilk başta güneşin ufuktan kaybolup batmasıyla açıklanabiliyor gibi gözükse de cevap bu kadar basit değil.

Evren’in sonsuz büyüklükte olmadığına inanmamız için nedenlerimiz olsa da (ki sonsuz olması da bir olasılık), o kadar büyüktür ki sonsuz olduğunu varsayabiliriz. Bu durumda gökyüzünde baktığımız her noktada bir yıldız görmemiz gerekir. Tek başına kendi galaksimizin 200 milyardan daha fazla yıldızı barındırdığı düşünülüyor. Bu durumda geceleri o kadar parlak olmalıdır ki sabahla gece arasında hiçbir fark olmamalıdır.

Bilim insanları uzun bir süre boyunca bu soruya cevap bulabilmek için çalışmalar yaptı. Bu konuda ilk fikir Thomas Digges’den geldi. 1572 yılında meydana gelen bir süpernova sonrası gökyüzünde yeni bir yıldız belirmişti. Digges bu yeni yıldızın ortaya çıkmasından sonra her yıldızın aynı uzaklıkta olması gerekmediğini düşündü, parlak olan yıldızların daha yakın ve uzaklarınsa silik olabileceği şeklinde bir yorum yaptı. O dönem geçerli olan sabit Kopernik evrenine karşı devrimsel bir düşünceydi bu, ardından Digges sonsuz bir uzayda sonsuz yıldız olabileceğini hayal edince aklına şu soru geldi: Gece niye karanlık olur?

Gece niye karanlık olur?

Digges için cevap basitti: ”uzaktaki yıldızların ışıkları görünmeyecek kadar siliktir.” Bu sorunu 1610 yılında Kepler ele aldı, onun cevabı daha farklıydı, Kepler bu paradoksu evrenin sonsuz olmasıyla açıkladı. 18.yüzyıla gelindiğindeyse Gökbilimci Edmond Halley Digges’in çözümünü destekler bir cevaba ulaştı: Evet, evren sonsuzdur, fakat uzaktaki yıldızlar silik olduğundan görünmezler. Bu cevabın hatalı olduğunu ise İsviçreli bilim insanı Cheseaux şu varsayımıyla gösterdi: Çok sayıdaki daha uzak ve daha silik yıldız, az sayıdaki daha yakın ve daha parlak yıldızla eşit miktarda ışık sağlar. 1823 yılına gelindiğinde Heinrich Olbers yayınladığı makaleyle uzayın yıldızlar arasında bulunan gaz ve toz bulutlarıyla dolu olduğu ve bunların yıldızlardan gelen ışığı absorbe ettiği fikrini ortaya attı. Fakat Olbers’ın bilmediği bir şey vardı, ışığı emen gaz ve toz bulutları bir süre sonra parlamaya başlarlar. Bütün bu gelişmeler 20.yüzyılda bir adamın ortaya çıkıp uzay ve zamanın doğasına dair göstereceği yeni bir bakış açısını bekliyordu.

Kütle Çekim ve Uzayın GenişlemesiKütle Çekim ,Uzayın Genişlemesi,newton.einstein

Albert Einstein 1915 yılında yayımladığı genel görelilik kuramında Newton’dan farklı ve daha hassas bir kütle-çekim yasası ortaya koymuştu; kütle-çekimin uzay ve zamanı nasıl etkilediğini bu yasalarda açıklıyordu. Bir süre sonra fizikçiler evrenin özelliklerini açıklamak için genel görelilik kuramını kullanabileceklerini düşündüler çünkü evrenimiz boşluktan ve o boşluğun içindeki gök cisimlerinden ibaretti ve her şey kütle çekimine tabi idi. Fakat sonlu ve sabit bir evrende, kütle çekim evrenin büzülmesine ve en nihayetinde çökmesine neden olurdu. Einstein bu sıkıntıyı ortadan kaldırmak için ‘kozmik itim kuvveti’ adıyla bir değer ekledi denklemlerine, fakat 1922 yılında Aleksandr Friedmann isimli evren bilimci Einstein’in yanıldığını ve kozmik itim kuvveti diye bir şey olmadığını iddia etti. Friedmann evrenin genişlediğini düşünüyordu fakat elinde deneysel bir kanıt yoktu bu yüzden pek ciddiye alınmadı. Bir kaç yıl sonra Edwin Hubble bu fikri destekleyecek gözlemlerde bulundu.

(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Edwin Hubble Samanyolu Galaksisi dışında başka galaksilerin varlığını kanıtlayan ilk bilim insanı olmasının yanı sıra aynı zamanda keşfettiği gök adalarının bizden uzaklaştığını da keşfetti. Bu gözlemler Friedmann’ın genişleyen evren fikrini doğrulayan bulgulardı. Genişleyen evren fikri kanıtlandıktan sonra Hubble eğer evren genişliyorsa eskiden daha küçük olması gerekir şeklinde bir düşünce geliştirdi. Hubble’ın bu iddiası zamanla bilim insanlarını evrenin doğumuna yol açan bir olay olması gerektiğine ikna etmişti(1950 yıllarında evrenin doğumu olayı Fred Hoyle tarafından büyük patlama olarak isimlendirildi). Genişleyen evren fikri (bugün evren bilimciler evrenin 14 milyar yıldır genişlediğine inanıyorlar, 1998 yılında genişlemenin ivmelenerek arttığı keşfedildi.) Olbers paradoksunu da çözüme kavuşturmamızı sağlayacak.

Gece karanlık olmasının sebebi evrenin sonlu olması mıdır?

Yukarıda açıkladığımız üzere gece karanlık olmasının sebebi: Evrenin sonlu olması değildir. Uzak yıldızların silik görünmesi veya gelen ışığın gaz ve toz bulutları tarafından emilmesi de değildir. Paradoksun çözümünün ipucu, ışık hızının sonlu olmasında gizli. Işık hızı evrenimizin hız sınırıdır ve bu sınır geceyi karanlık yapar. Gece karanlıktır çünkü Evren’in bir başlangıcı vardır. Son olarak Jim Al-Khalili’nin Paradoks isimli kitabından bir alıntıyla yazımı bitirmek istiyorum.

“Evren’in yaşı yaklaşık 14 milyar yıl olduğu için, biz sadece ışıkları 14 milyar yılda bize gelebilecek yakınlıktaki galaksileri görebiliyoruz. Uzayın genişliyor olması işleri biraz karıştırıyor. 10 milyar ışık yılı uzaktaki galaksi dediğimizde ışığı bize 10 milyar yıldır yol alan bir galaksiyi kastediyoruz. Fakat bu sürede galaksiyle aramızdaki boşluk da gerildiği için aradaki mesafe aslında birkaç kat daha fazla. Zaten çok değil, mesafe iki katına bile çıkmış olsa görüş alanımızın dışında kalır, çünkü ışığı daha bize varmamış olur. Dolayısıyla gecenin ışığına bir katkısı olmaz. Uzayı, yalnızca Evren’in yaşı izin verdiği ölçüde bilebiliriz.”

Yararlanılan Kaynaklar

1.Paradoks-JIM AL-KHALILI

2.Einstein’in Görecelik Kuramı-TİMUR KARAÇAY

3.Kozmos-CARL SAGAN