İnsanın kendi yaşamını kurabilmesi ve devamını getirebilmesi için bir çıraklık döneminden geçmelidir. Bu bakımdan insan, kendi hayatının kaptanı olabilmesi için başka insanların hayatlarında tayfa olmakla başlamak zorundadır. Çünkü birey direkt olarak kendi hayatında ve çevresinde söz sahibi olabilmesi için teorik bilgilerini pratik bilgilerle bir arada kullanma becerisinin farkına varması ile başlamaktadır. Buradan hareketle Platon’un Devlet kitabının 6. Bölümünde geçen gemi- kaptan argümanında, filozofun gemi kaptanı olup olmayacağı tartışılır.

Bu güzel hikâyeyi anlatmak gerekirse…:

 

büyük

Gemi – Kaptan Argümanı

“Bir filoda ya da bir gemide şöyle bir şey düşün: Bütün gemicilerden daha güçlü kuvvetli bir gemi sahibi var. Ama kulağı iyi işitmiyor, gözü iyi görmüyor, denizcilikten de pek o kadar anlamıyor. Gemicilere gelince, onlar da gemiyi sen daha iyi kullanırsın, ben daha iyi kullanırım diye birbirine girmişler. Ama hiçbiri kaptanlığın ne olduğunu bilmez; bu sanatı ne zaman ve kimden öğrendiğini söyleyemez. Üstelik bu sanatın öğrenilecek bir yanı olmadığını hatta vardır diyen olursa ağzını-burnunu dağıtacağını söyleyecek kadar da ileri giderler. Bu gemiciler donatanın etrafını alıyorlar ve yakarıyorlar dümeni bana ver diye…”

Peki Sonra?

“Donatan, geminin kumandasını kime verecek olsa, ötekiler onu öldürmeye ya da gemiden sürmeye kalkıyorlar. Adamotuyla, içkiyle ve daha başka şeylerle zavallı donatanı uyuşturup gemiyi ellerine geçiriyorlar. Ne var ne yok aşırıyorlar; bol bol yiyip, kafaları çekiyorlar. Gemiyi de böylesi gemiciler nasıl yürütürse öyle yürütüyorlar. Kimler donatanı sıkıştırıp ya da kandırıp kumandayı kendilerine verdirtirse onları övgülere boğuyor ve onları “büyük denizci”, “eşsiz kaptan”, “usta gemici” olarak sayıyorlar. Kimlerin yardımı dokunmazsa onları da işe yaramaz diye kötülüyorlar. Bu arada akıllarından bile geçmiyor ki gerçek kaptan; havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgârları ve daha birçok şeyleri bilen ve gemiyi bunlarla yürütebilen adamdır. Gemicilerin kimini razı ederek, kimini ezerek başa geçen bu adamlar, ne gemiyi yürütme sanatının ne de baş olma sanatının;  eğitim-öğretimle ya da görgüyle edinilebileceğine bir türlü inanmazlar. Gemilerde böyle kargaşalar olunca, gerçek kaptanın başına gelecek nedir? Başa geçen tayfalar onunla dalga geçip geveze, işe yaramaz, kaçık demezler mi?”

 

Hayatınızın Kaptanı Olun…

küçük

Gemi sahibinin halk, asıl kaptanın ise filozof olduğu bu hikâyede anlatılmak istenen şey; filozofun, devletin bu halde olmasına rağmen devletin başına geçip geçmeyeceğini, filozof olan kişinin kaptanlık bilgisinden yoksun tayfaları yönetip, bilgilendirme becerisi olup olmadığıdır. Felsefi derinlere inmeden şu soruya cevap bulalım: Siz bu geminin kaptanı mı; yoksa bilgisiz, farklı görüşlerden çok çabuk etkilenen ve düşünceden yoksun tayfa mı olmak istersiniz?

Artık günümüz coğrafyasında dümenin başına geçmek, kendi yaşamınızın derinliklerine inmek, seçimlerimizi yapmak, haz alıp ve mutlu olmak, yaratıcı olmak ya da uzmanlaşmak istediğiniz bir iş için filozof olmamıza gerek yok. Üst düzey düşünce ve fikirlere de gerek yok.

Çünkü kimse kaptan olmak istemiyor. Kimse kimsenin hayatına dokunmak istemiyor. Kimse sevmek, üretmek istemiyor. Tayfalar, bilgisiz bir kaptan; kaptan ise başıboş ve aylak tayfalar istiyor. Dolayısıyla kısır döngü içindeki bir yaşamla, danışıklı dönüş gibi karşılıklı olarak memnun oldukları bir hava yaratılmıştır.
İnsanlar artık bir olayın kendi başlarına gelmediği sürece sesini bile çıkarmaktan çekiniyor. Sessizliğin hâkim olduğu bir ortamda modern köleler yaratılmıştır. Teknoloji ve bilimin amacı sapmış, küresel sermayenin tekelinde kalmıştır. Herkes halinden memnunmuş gibi davranmaktadır. Bu kervana katılmak isteyenler fark edecek ki kervanın içindeler fakat kervandan ayrılmak isteyenler kendi hayatının kaptanı olabilir. Seçim sizindir…

Kaynakça

  • PLATON, Devlet, (Çev. Sabahattin Eyüpoğlu – M. Ali Cimcoz), İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017.