Gösterişçi Tüketicilerin Aylaklığı

20. yüzyıl dünyasında sanayileşme ve teknoloji, devlet politikalarını ve kapital sistemi, insanların hayatlarını ve doğayı etkileşmiş; bir bakıma değiştirmiştir. Bu değişim ve dönüşüm bağlamında özellikle insanlar, teknolojiye ve tüketimde ayak uydurmakta zorlanmıştır. Tüketimin üreticiliğini yapan sistem, insanların düşünceleri, tercihleri ve zevkleri bağlamında nesneleri tasarlamış ve daha çok satın almayı, aşırı tüketmeyi ve yeni nesneleri piyasaya sürmeyi amaçlamaktadır. Dolayısıyla sadece tüketmeyi, harcamayı bir gelenek haline getiren ve ondan mutlu olduğunu düşünen ve daha çok nesnelere sahip olmayı düşünen yeni bir sınıf çıkmaktaydı. Bu sınıfı Thorstein Veblen, Aylak Sınıf olarak adlandırmaktadır.

Aylak Sınıf Nedir?

aylak sınıf

Veblen ‘aylaklığı’ başıboşluk, tembellik ya da uyuşukluk olarak değil de zamanın üretici olmayan tüketimi olarak tanımlar. Yani aylaklık, üretken olmayan sadece tüketen bir sınıf olarak düşünülebilir. Bu bağlamda anlaşılmak istenen temel sorun, çalışmadan yaşayan bir sınıfın toplumun ve bireylerin iç dinamikleri tarafından nasıl yaratıldığıdır. Dolayısıyla sistem bireyin; mutluluk, nesnelere sahip olma arzusu ve satın alma gibi iç dinamiklerine dokunmaktadır. Bunun yanında ekonomik gelişmenin erken aşamalarında birey sınırsız tüketim, özellikle kaliteli yiyecek ve içecekleri tüketen, belli kıyafetleri giyen ve belli oyunlara gidenler tüketimi asgari geçinmenin üstündeki her tüketim, normal olarak aylak sınıfla ilgilidir. Bu anormal harcamaların ve tüketimin altında ‘gösterişçi tüketim’ kaygıları yatmaktadır.

Gösterişçi Tüketim Nedir?

Veblen; gösterişli tüketimi: alt, orta ve üst sınıf olarak ayırır. Buradan hareketle bu kavramların ne anlama geldiğini ve savurganlığın, gösterişli tüketimin en çok nerde yaşandığına bakacağız. Öncelikle, üst sınıf: hem gösterişçi tüketim hem de gösterişli aylaklığı yapar. İkisini gerekli olarak görür. Aşırı tüketimi hem erkek hem de kadın yapar. Gösterişli aylaklık ise ailenin, aile reisinin iyi şöhretine göre belirlenir. Ziyafet, balo, pahalı eğlenceler, kıymetli eşyalar daha çok bu gruba hitap eder. Tören eşliğinde yemek ve toplantılar, törensel geçitler ve bir sürü üniformalı hizmetçiler… Fakat alt ve orta sınıfta aile reisin herhangi bir gösteriş düşkünlüğü olmaz. Alt sınıfın maddi olanakların sınırlı olduğu için aile reisi öyle bir şeye kalkışmaz. Bu durumlar ortadan kalkmıştır. Orta sınıf ise günümüz iş adamları olarak düşünülebilir. Orta sınıf aylaklık vekâleten kadın gösterişçi tüketir. Orta sınıf ev kadını geleneksel ev işleri, geleneksel mutfak düzenlemeleri, ev süslemeleri, dekoratif salon ve gösterişli perdeler… gibi gerekli olmadığı halde yenisini almayı düşünen kadınlar. Orta sınıf aylakların ziyan ve savurganlığı yapanlardır.

Gösterişçi Tüketimde Kadının Hayatı

Bu gösterişçi tüketimin üst ve orta sınıftaki kadının varoluş durumu ve yaşamları, kendi kocalarına ait olduğu için ne üreticiliğe ne de kendi eğitimlerine bir katkıda bulunurlar. Kadın, kocanın maddi güç ve olanaklarını çok rahat bir şekilde kullandığı için aşırı lüks hayatın ve tüketimin illüzyonuna kapılır. Gösterişçi tüketimi ve sahip olma arzularının sarhoşluğunu yaşar. Dolayısıyla nesnelerden ve satın almalardan doğan bu zevk ve sarhoşluktan ayılmak istemez. Çünkü kadının varoluş düşüncesi, o nesnelere ve gösterişçi tüketime atfettiği, kendi satın aldığı bir eşyayı başkalarında görmemek ya da modası geçmiş bazı eşyaları başkalarında görmek gibi anlamlar çıkardığı ve toplumun ya da diğer kadınların aynı davranışları da gösterdiği için olumlu bir davranış olarak karşılar. Dolayısıyla aşırı tüketime ve bu lüks hayatlara takılan kadınlar, hem kendi hayatlarını hem de üreticiliği örtbas etmektedir. Kültüre, bilime, sanata vb gibi bir sürü alanlara da katkıda bulunmayıp, aynı zamanda kadınlar arasında bir dayanışmanın olmamasına imkân vermektedir. Bu bakımdan kadının hayatı, düşünceleri, duyguları elinden alınmış halde, o kocanın ya da sistemin bir kölesi, mahkûmu olarak kalacaktır. Bu ataerkil yapıyı önlemenin en etkili yolu, kadının hemcinsleri arasında bir dayanışma içerisinde olup, karşı cinslere de kendi varoluşlarından söz etmeleri gerekmektedir. Bu varoluş durumu, kadınını ekonomik özgürlüğüne kavuşmasını, bir yerlerde eğitim alması, ya da iş hayatına atılmasından geçer. Olası karşıt bir duruma boyun eğecek kadınlar olduğu zaman, kocalarına bağlı, evlerinde mahkûm olarak yaşayacaktır.

Kaynakça

Thorstein Veblen, Aylak Sınıf Teorisi, (Çev: Zeynep Gültekin- Cumhur Atay), Babil Yayınları, İstanbul 2005.

Paylaş!
  • 4
  •  
  •  
  •  
  •  
  •