Sanata olağan bakmak mümkün müdür bilmiyorum. Çünkü bence sanatın kendisi zaten olağandışı bir durumdur. Belki de abartıyorumdur. Ama şunu çok iyi biliyorum ki her birimiz bir kez dahi olsa sanatın karşısında eğilmişizdir. Sanat, büyüleyici tarafını her insandaki farklı bakış açılarına rağmen gösterme yeteneğine sahiptir.

Güzel bir sanat eseri karşısında hayran kaldığımız olmuştur. Bu durum bazı insanlarda çok daha ciddi semptomların görülmesine sebep olmaktadır. Stendhal Sendromu adı verilen bu durum nasıl gerçekleşiyor? Bu sendromun insan üzerindeki fizyolojik ve psikolojik durumları nelerdir? Sendromun kültürel yaşantıyla ilgisi var mıdır? Hangi coğrafyadaki insanlar üzerindeki etkisi daha fazladır? Hangi ünlü kişilerin de maruz kaldığı bir durum haline gelmiştir? Bu soruların yanıtlarını merak ediyorsanız okumaya devam edin.

Stendhal Sendromu, 1989 yılında İtalyan psikiyatrist Graziella Magherini tarafından Stendhal onuruna icat edildi. Takma adı Stendhal olarak bildiğimiz Marie-Henri Beyle’in bu sendromun tanımlanmasında büyük katkısı olduğu aşikar. Beyle, takma adını Almanya’nın Saksonya eyaletinde Altmark bölgesinde başkent olan Stenhal kentinden esinlenerek böyle kullandı.

Stendhal, hayatı boyunca Fransa, İtalya, Almanya ve İspanya gezme şansı buldu. Felç sonucu 23 Mart 18422de Paris’te hayatını kaybetti.

Dr. Graziella Magherini tarafından tanımlanan bu sendrom Basilica di Santa Croce’yi ziyaret eden kişilerin hastaneye başvurularına neden olan bulguların hemen hemen aynı olmasından dolayı tanımlanan bir sendrom haline gelmiş.

stendhal sendromu

Sanat karşısında etkilenmelerinden ortaya çıkan bu sendrom, baş dönmesi, çarpıntı, hem görsel hem işitsel halüsinasyonlar gibi durulara sebebiyet vermektedir. Yaşadığı kültürdeki sanatsal çalışmaların dışında aşina olmadığı bir kültürdeki eserler bakış açısı buna neden olabiliyor. Kudüs sendromu olarak da dillendirebiliyor olmasındaki neden kutsal topraklara giden insanlarda da aynı belirtiler görülmüş olmasıdır. Dr. Bar-El tarafından da gözlemlenen bu sendrom mesihsel fikirlerin yanı sıra ihtişamın görecesine bağlı olarak Stendhal sendromu ile benzer özellikler taşımaktadır. Stendhal Sendromunda, Avrupalıların diğer coğrafyadaki insanlardan daha çok bu durumu yaşaması da bu semptomların koşullarını ilginç hale getiriyor.

Bu sendromun mağduriyetini yaşayan insanlardan biri de Sigmund Freud. Freud, Atina Akropolünü ve Michalengo’nun Musa Heykeli’ni ziyaret ettikten sonra, yabancılaşma ve benlik yitimi duygularının kendisinde yol açtığı zihinsel dönütleri kaleme aldı.

stendhal sendromu

Niccolò Machiavelli, Michelangelo ve Galileo Galilei’nin mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikası’nı ziyaret eden Stendhal “Güzel Sanatların verdiği cennetsel hisleri ve tutkulu duyguları karşılayan o duygu noktasına ulaşmıştım. Santa Croce’den ayrılırken düzensiz bir kalp atışım vardı, yaşam yer ayağımın altında kaydırıyormuş gibi hissettiriyordu, düşme korkusuyla yürüdüm.” Bu an, Stendhal’ın kendisini “cennete yakın” hissettiği şiddetli kalp çarpıntısı ile beraber hareket bozukluğu da denilen dispraksi, yaşadığı zevkten mest olma hali idi. Floransa’daki müze ve galerilere yapılan çeşitli ziyaretlerden sonra hastaların çoğu baş dönmesi, kalp çarpıntısı, halüsinasyonlar, yönelim bozukluğu, duyarsızlaşma ve derin yorgunluk gibi bulgularla karşı karşıya kalıyordu.

Psikolojik ve tıbbi problemlerinin gelişimine neden olan bu sendrom, ziyaretçilerin sanat eserleri karşısındaki hayran kalmasını, geçmişin azametini ve tarihsel perspektifini görmesini sağlayan bir şehirde veya binada kendini bulma deneyiminin bir ürünü olarak kabul edildi. Göğüs ağrıları, çarpıntı, terleme, asteni ve anksiyeteye neden olan bu sendrom bu durumların anında yaşanabilirliğinin yanı sıra iki ila sekiz ün arasında görülebilmektedir.

Estetiksel bir sendrom olarak belirlenen bu durum, genel bir yargı olan güzellik algısının nedeni olan altın oran fi ile ilişkilendiriliyor. Mükemmeliyetin simgesi olarak Altın Oran ölçülerine uyan eserlerin etkisinin daha çoğunlukta olduğunu dile getirebilirim.

Kaynak: 1

Editör: Cansu Köse