Sosyal medya ve telefonlar hayatımızın bir parçası haline gelip onu değiştirmeye devam ediyor. Artık konserlerde, müzelerde akıllı telefonlar ellerimizden düşmüyor. Sosyal medyanın olmadığı bir hayatı düşünemiyoruz. Peki, her şeyi etkileyen sosyal medya sanatı nasıl değiştirdi?

Pop Up Müzeler

Son zamanlarda yeni bir trend var: pop-up müzeler. İnsanlar sadece Instagram’da güzel görünmek için bu müzeleri tercih edebiliyorlar. Sergiler bu talep göz önünde bulundurularak tasarlanmış. Dondurma müzesi, selfie müzesi, duygular müzesi gibi çeşitli temalar ve renklere özel birçok sergi var. Aylar öncesinden biletler satılmış olabiliyor. Geleneksel müzelerden oldukça farklı. Günümüzde sanatı nasıl tükettiğimizi belirliyor. Sanatın merkezinde siz oluyorsunuz ve bu ‘özel olma hissi’ Instagram’a çok uygun.

selfie müzesi

Kökeni Eskiye Dayanıyor

İnteraktif sanat parçaları temalara göre farklı odalara ayrılmış durumda. Şu an çok popüler olabilir ama yeni değil. 1960’larda böyle işlere imza atan sanatçılar olmuştu. Bu sanatçılar belli odaları üç boyutlu tasarımları için kullanmıştı. ‘Yerleştirme sanatı’ olarak adlandırılan bu tür, sanatı duvardaki tablolar haricinde üç boyutlu olarak hayatın bir parçası haline getirmiş ve interaktif olarak deneyimlememizi sağlanmış. Böylelikle ziyaretçilerin de o sanatın bir parçası haline getirmiş.

Yayoi Kusama Eserleri

Mesela Yayoi Kusama’nın tasarladığı bembeyaz bir oda… Ziyaretçiler renkli yapışkanları istedikleri gibi kullanarak odayı renklendirebiliyorlar. Diğer bir örnek de Kusama’nın 1965’ten beri ürettiği camla dolu sonsuzluk odaları. Bu sergiler ziyaretçinin sanat eserinin üretiminde katkısının olmasını sağlıyor. Ziyaretçiler kendilerini fiziksel olarak o eserin içinde görmekten hoşlanıyor çünkü bu onları eserin bir parçası haline getiriyor. Sanata dokunabilmelerini sağlıyor. Doğal olarak, bu da müzelerin fotoğraflanabilirliğini arttırıyor.

yayoi kusama

 

Geleneksel Sergiler Nasıl Rekabet Edecek?

Pop up müzelerin bu başarısı geleneksel müzeleri kendileri ile ilgili düşünmeye itti. Trend ve renkli sergilerle rekabet edebilmek için onlar da bir çıkış yolu aramaya başladılar. Çoğu müzede telif hakkını ve ışığa duyarlı eserleri korumak için fotoğraf çekmek yasaktı ancak müzeler de sosyal medyayı kullanmaya başladı. Popülerlikleri arttı. Bu da fotoğrafla ilgili politikayı da değiştirmelerine sebep oldu.

Renwick Gallery’de 2015’te fotoğraf çekmek teşvik edilmeye başlandı. ‘Müzede kendiniz olabilirsiniz’ mesajının verilmesi hedefleniyordu. Son 5 yılda fotoğraf çekmekle ilgili çoğu müzenin politikası değişti. Artık fotoğraf çekmenin yasak olduğu müzelerin oldukça az olduğu belirtiliyor. Müzeler birey dostu etkinliklere ev sahipliği yaptıkça müze ziyaretçi sayılarında etkiliyici artışlar gözlemlendi. Bu da reklam için sosyal medya kullanımının önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ziyaretçiler Ne İstiyor?

Çoğu ziyaretçi Instagram’da fotoğrafları gördükten sonra buraya gelmeye karar verdiklerini ve fotoğraf çekmek için burada olduklarını söylüyor. Fotoğraf çekmenin yasak olduğu sergilerde de bu yasak pek işe yaramıyor ve binlerce fotoğrafın sosyal medyada paylaşılmasıyla sonuçlanıyor.

Müzeler bazı sorularla karşı karşıya, fotoğraf çekmek ve ziyaretçi sayısı kısıtlanmalı mı yoksa hepsine izin verilmeli ve bu tecrübenin nasıl değişeceği mi izlenmeli? Şimdilik bazı müzelerde çeşitli kısımlarda telefonlar bırakılıyor ve sadece o anı yaşamaya odaklanılıyor.

Artık sosyal medya hayatımızın bir parçası haline gelmiş olsa da uzmanlara göre müzeyi gezerken sadece çektiğiniz fotoğraflara odaklanmanız, deneyimden daha az keyif almanıza yol açıyor. Bunu da unutmamakta fayda var.

İleride sanat anlayışımızın nasıl değişeceğini ise birlikte yaşayarak göreceğiz.

Kaynaklar

1