Uzandın, oturdun, yürüdün, uyuya kaldın bir bakmışsın zaman öylece akıp gitmiş. Telefonda geçirdiğin sürece uyuşup kalmışsın. Neredesin? Ne yapıyorsun? Farkında değilsin. Anlamıyorsun, sonra birden dank! Öyleyse nasıl idrak ederiz?

İzahı güç olan bir denklem idrak, kendimiz ve dış dünyayı algılamamızı sağlayan şey yani bilinçten bahsediyorum. Fakat bu bilinci biyolojik olarak nasıl oluştuğuna çok fazla değinmeyeceğim. İdrakın farkında olma kapasitesi ve süreklilik kavramlarından bahsetmek istiyorum.

İdrakın Farkında Olma Kapasitesi

Bedenimizdeki sinir sistemlerinin ve beynimizdeki süregelen elektrik akımlarının uyarılmasıyla varoluş hissiyatına ulaşırız. Beyin öğrenme içgüdüsüne sahip meraklı bir organımız olarak bizi yaşamaya sevk eden oluşsal tahminler ve halüsinasyonlar göstererek dünyayı deneyimlememizi sağlamaktadır. Bu algılamalardan sonrada beyin duyguyu oluşturacak kimyasal reaksiyonlarla bedenimize uyarılar gönderir böylelikle aldığımız uyarıları dönüte dönüştürebiliriz.

Beynimizi kullanma şekillerimizde kalıtsal ve dış çevre uyarılarına göre değişmekte ve deneyimlerimiz belli bir müddete kadar farklılaştırabilmektedir. Alacağımız kararlar vereceğimiz reaksiyonlarda bilhassa değişebilmekte. Asıl sorunda burada başlıyor. Belli kıstaslara kadar aynı olan anlayışımız farklılaştığında anlaşmazlıklar, kavgalar, bütünleşmeler veya sevgiler oluşmakta.

Kendimizi oluşturan bu durumlar farklı bakış açılarında çeşitlilik sağlamakta böylelikle bizi ayırmakta. Anlama kapasitemizi değiştirmekte. Yani idrak etmek bir başkasına göre geçmişten var olan dillerin, duyguların, kültürlerin, imgelerin, davranışların temellerini oluşturmaktadır.

Metaforlar

İlk insandan bu yana öğrenmenin biçimi değişiklik göstermekte, hayatı anlamlandırmada metaforlar oluşturmaktadır. İlk insandan daha çok bilgiye sahip olmamız bizi idrak etmekten daha fazla alıkoymaya yol açmaktadır. Şöyle ki metafor edinmemiş beyin daha yavaş çalışabilmekte daha fazla tahmin yürütebilmekte ve böylelikle yaşama algısını daha fazla tatmaktadır.

İdrak

Yaşama olgusunu elinde bulunduran beyin yaşamak için elinden gelen her şeyi yapmak istemektedir. İlk insanların kas gerektiren işleri  daha fazla yapması tembellikten uzaklaştırmakta ve vücudu diri tutmaktadır. Mantıken duyguyu daha fazla tatmaktadır fakat idrak meselesi devreye girdiğinde bunu söyleyemeyeceğim. İlk insanlardaki idrak durumuyla şu an tembelliğe yakın olan tüketim toplumundaki insanlar neredeyse aynıdır çünkü kas gerektiren işleri yapmakta olan insan ile tüketim toplumundaki insan tefekkürden uzak durmaktadır. Elimizdeki telefonlar geçirdiğimiz onca boşa geçen zaman uyuşmuş beyinler yaratmaktadır. Gayelerimiz bize verilen arza göre şekillenmekte bu da bizim anlayışımızı arza doğru çekilmektedir bir nevi kukla gibi.

Düşünmek, farkındalığı artırdığı gibi idrak etmeye bir adım atmamızı sağlar. Karar vermek ise bize bir eğilim sağlamaktadır. Düşünmeyi yoğunlaştırıp, aslında sahip olduğumuz beyni kullanmak yaşam güdümüzü tam anlamıyla kavramamızı sağlayacaktır.