Kalabalıklar İçinde Yalnızlık

Sosyalleşirken yalnızlaşıyor muyuz?

Benliğimiz bizden uzaklaşıyor mu?

Benliğimiz ne zaman nicelikle bağdaştı, bize bunu düşündüren sosyal medyaya kendimizi kendi ellerimizle nasıl teslim ettik?

Hiç sordunuz mu kendinize, bu kadar çok insan varken bu yalnızlık neden? Bu kadar çok konuşulacak şey varken bu sessizlik neden?

Yalnızlık hissi, içgüdüsel olarak insanda gerginlik ve stres yaratan bir durum. Ancak batıdaki modern topluluklara bakıldığında, yalnızlık olgusunun gün geçtikçe arttığı ve grup olarak hareket eden sosyal toplulukların sayısında hızlı bir düşüş olduğu görülüyor. İnsanlar artık dahil oldukları grubun başarısına değil; bireysel kariyer, finansal durum, dış görünüm ve tüketim alışkanlıklarına, yani kendi kişisel başarılarına göre değerlendiriliyor.

1renk
Sosyal Medya

Toplumda yalnız yaşayan ve kendisini yalnız hisseden bireylerin sayısının hızla çoğalmasının ardındaki en önemli sebeplerden biri hiç kuşkusuz sosyal ağlar.  Zamanın paraya eşdeğer olduğu günümüzde, herkesin daha fazla para kazanmak için yarış içinden olması ve bu yarışın yarattığı baskı, sosyal hayatımızdaki kişilerin bizden beklediklerini kat kat artırmış durumda.

Mobil cihazların özellikle sosyal platformlar konusunda yarattığı yenilikler, bireylerin sosyal hayatlarını düzenleme konusunda daha etkili sonuçlar elde etmelerini sağladı. Ancak, sürekli daha fazlasını isteme ve yerine başkasını koyma düşüncesi, arkadaş seçiminde kaliteden çok sayıya önem vermeye, pul koleksiyonu yapar gibi arkadaş sayımızı artırmaya yönelik adımlar izlememize sebep oldu. Bu nedenle de daha fazla kişiyle aynı anda iletişimde kalabilmek için, mesaj yazarak konuşmaya ya da konuşmak yerine fotoğraf paylaşarak anlaşmaya başladık. Kişilerle olan bire bir ilişkilerimizi yok eden bu durum, paradoksik bir durumun ortaya çıkmasına sebep oldu: Arkadaş sayımız çoğaldıkça yalnızlığımız da çoğaldı.

Peki Ya Soyutlaşma…

Hepimiz toplumdan soyutlaşıyoruz ve bunu fark etmiyor gibi yapıyoruz aslında. Hayatlarımızı parlatıyoruz ekranlardaki filtreler ile.
Tatiller, yemekler, gece kulüpleri, restoranlar, ev ortamı, iş ortamı, arkadaş ortamı ve dahası… Paylaştığımız her şey o kadar güzel ve keyifli ki. Hatta bazen sizin olmayan bir şeyi “sizinmiş gibi” göstermeye kadar gidiyor bu.

Telefonlar ve bilgisayarlar akıllı olmaya başladıkça biz aptallaşıyor ve duygusallığımızı kaybediyoruz. Daha önceden hepimizin beyni bir telefon fihristi iken şimdi kaç adet numara var aklınızda bir bakın?

İnsanların her biri klavye cambazı haline geliyor ama bir araya geldiklerinde konuşacak bir şey bulamıyorlar artık.Kendimizi bu girdabın dışında tutmaya gayret etsek de direnmek ne mümkün. Giderek de daha çok sürükleniyoruz.

Bu platformlarda arkadaşlarına nazaran daha fazla arkadaşa sahip, “sosyal” ve hatta fenomen insanlar, diğer insanların kendilerini yalnız, kimsesiz ve “asosyal” hissetmesine neden oluyor. Bunun herkesçe bilinen veya dile getirilen örneği ise beğeni sayısı, takipçi sayısı gibi kıstaslar ile insanların birbirini kategorileştirmesidir.

Peki sosyal medyada bizden daha sosyal olarak gördüğümüz insanlar gerçekten bu kadar sosyal mi? Tabii ki de hayır. Bunu genel olarak şu bağlamda değerlendirmemiz gerekiyor; sosyal medyada yansıtılan “ben” ile gerçek dünyadaki “ben”in aslında birbirinden farklı olması.

Bir başka açıdan bakmak gerekirse yalnızlık gerçekten bu kadar kötü müdür, bu da tartışmaya açılabilecek bir konu.

Burada odaklanmamız gereken zamanla kişinin kendine yabancılaşması ve kendi içinde yalnızlaşmasıdır.

connection

Üstelik olay sadece iletişim meselesi değil, artık yaşadıklarımız, yaşadıklarımızı sandıklarımız, sahip olduğumuzu sandıklarımız hepsi sosyal medya sözcüğünün içine sıkışıp kalmaya başladı. Gün geçtikçe yapaylaşıyor internet dalgasının içinde kayboluyoruz, aynılaşıyoruz en kötüsüde.

Farklılıkları yok ediyoruz o akım bu akım derken aynılaşıyoruz, sıradanlaşıyoruz. Bir mekan güzelmiş (?) Hepimiz oraya gidiyoruz, nerede farklı yerler bulma arzusu!

Hep bir şeye odaklandırılıyoruz, sosyal medyanın konusu neyse istemsiz onu düşünüyoruz, nerede fark yaratan kafalar,fikirler…

Yalnızlıkla Barışmak (Sosyal medyasız hayat)

Kaç insan tanıdığınız ya da sosyal medyada ne kadar çok arkadaşınızın olduğu fark etmez. Esas önemli olan, etrafınızdaki kişilerin sizin için ne anlam ifade ettiğidir. Bu insanların sizin için nasıl bir değeri var? Rakamların bir önemi yoktur çünkü çevrenizde pek çok insan olsa da yalnız hissetmeye devam edebilirsiniz.

Kalabalıklar akıp gidiyor etrafınızdan öylece… Ve geriye yalnızca siz kalıyorsunuz. Yalnızlığımı seviyor muyum?

Önce kendinizle olmak üzerine çalışın. Yalnız değil, kendinizle birlikte. Sizin için her zaman orada olacak kişi yalnızca kendinizsiniz; ve bu yüzden kendinizi sevmelisiniz. Nasıl olduğunuzla bağlantı kurduğunuz anlarda yalnızlığın tadını çıkarın. Kendinizle konuşun ve kendinizle barışmanın dış dünyadaki hedeflerinize doğru ilerlerken size yardımcı olacağını unutmayın.

chillout

“Bir gün yalnızlık beni öyle sıkı kucakladı ki, ona karşı duygusal bir yakınlık hissettim. Tıpkı bir çocuk gibi ağladım ve ona binlerce hikaye anlattım. İki eski arkadaş gibi uzun uzun konuştuk, ardından birbirimize veda ettik ve kendi yollarımıza gittik. Hala zaman zaman görüşüyoruz ve her zaman onu gördüğüme memnun oluyorum. O her zaman aynı: her zaman dürüst, bilge ve zeki.”

– Kelbin Torres

Kendinizi daha önce hiç sevmediğiniz gibi sevin. Her gün bir süre yalnız olmayı isteyecek kadar barışın kendinizle. Başkasının hiç dinlemeyeceği gibi dinleyin kendinizi. Sahip olmak istediğiniz en iyi arkadaşınız olun.

 

Kaynaklar:

https://www.rehberlikservisi.net/sosyal-medya-yalnizligi/

https://aklinizikesfedin.com/kalabaliklar-icinde-yalniz-olmak/

https://www.uplifers.com/sosyal-medyanin-hayatimiza-getirdigi-en-buyuk-yenilik-yalnizlik/

 

 

Bilgiyi Yay!