Selamlar KreatifBiri okurları. Uzun bir aradan sonra sizlere ekonomi alanında bir yazı yazmak istedim. Bu yazımın devamı olacak ve detaylara ineceğim ancak anlatımı karışık ve anlaması güç bir konu olduğundan bugün bir bölümüne yüzeysel bir giriş yapacağım. Bugünkü konuyu kendi üslubumla basitleştirerek ve tarafsız bir gözle anlatacağımı bilmenizi isterim. Başlayalım.

Klasik ve Keynesyen Makro İktisat Teorileri, Arz/Talep Üzerine 1

Klasik Makro İktisat Teorisi

Adam Smith’i yaratıcısı olarak nitelendirebiliriz. Bu teoriye göre iş gücü, mal ve para piyasaları rekabet ortamı içerisinde değerlendirilmeli, ekonominin temeli devlet üzerinde değil insanlar üzerinde oluşturulmalıdır. Ekonomide tam serbestlik “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” anlayışı güdülmektedir. Keynesyen teorisiyle karşılaştırırken detaylandırmaya gireceğim. Diğer tanıma geçelim.

Keynesyen makro iktisat teorileri

Keynesyen Makro İktisat Teorisi

Yaratısı John Maynard Keynes, Büyük Buhran’a çözüm amacıyla oluşturmuştur bu teoriyi. Özel sektörün de dahil olduğu ama devlet elinin de “açıkça” belirtilmesini savunan bir görüştür. İş gücü ve mal piyasası ne kadar önem arz etse de para piyasası ve faiz üzerine temelli bir anlayış olduğunu söyleyebiliriz. Peki bu iki görüş arasındaki belirgin farklar neydi?

Teorilerin Karşılaştırılması ve Arz/Talep Üzerine

Adam Smith, ekonomi anlayışında iyimser yaklaşımları olan biriydi. Basit bir döngüyle ekonominin canlı tutulabileceğini düşünüyordu. Ekonomiyi insan gücüne ve rekabet ortamına bırakırsak herkesin çalışabileceğini, sermayenin “tam kapasitede” kullanılmasıyla ve devlet elinin üzerinden çekilmesiyle ekonominin kendiliğinden ideal dengeye ulaşacağına inanıyordu. Bir bakıma uzun vadede düşünüldüğünde sürerliliğin oluşma ihtimali muhtemeldi de.

Ancak bu görüşün olumlu yanları kenara koyulduğunda şu akla gelmeye başladı. Peki ya aksilikler çıkarsa al gülüm ver gülüm ekonomisinde nasıl bir kriz oluşurdu? Smith’e göre rekabet ortamı, piyasada oluşabilecek aksilikleri bir süre sonra çözüme de kavuşturacaktır. Bunu “görünmez el” olarak adlandırıyoruz. Yani diyelim bir ürün piyasasında düşüş gözüktü. Kişiler en başta kendi çıkarlarını korumayı gözetecektir. Ekonomi bireylerin tekelinde olduğu için kendi çıkarını gözetmek toplumun da yararlılığına işlemeye başlayacaktı.

Fiyatın esnek tutulduğu bu görüşte, arz/talep yönünden incelersek şöyle olacağı varsayılıyor: Talebin arttığı bir sirkülasyonda fiyatlar da artacaktır ancak üretim miktarı yine de sabit kalır. Aynı şekilde talep düşüşe uğrarsa fiyatlar da azalır ve üretim miktarı sabit olmaya devam eder. Yani belli sayıda üretim olduğu takdirde yükselişler ve düşüşler de ideal dengede kendini korumaya devam edecektir. Buraya kadar her şey güzel ama ya bu denge korunamazsa ve asıl yönelttiğimiz kısmı “tam istihdamı” sağlayamazsak işte o zaman nereye çevireceğiz okları?

İnsan üretimine, çalışma azmine, uyumluluğuna ve rekabette adalete önem veren bir popülasyonda bunu korumak mümkün gözükebilir ancak ekonomi eksik istihdam oluşturmaya başlarsa dengeyi koruması bu kadar basit kalabilir mi? Bir şekilde çark kendini tamamlayacak diye düşünür klasik iktisat. Yani uzun vadede illa geri döner ve sirkülasyon sağlıklı bir şekilde işler. Evet, dediğimiz gibi artış ve azalışlar dengenin korunmasına engel olmayabilir. İşte Keynes belki de tam böyle bir karmaşanın ortasında şu cümlesiyle bize birçok soruyu da yöneltir: “Uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.” Özetle raylar oturana kadar halkı, süreci beklemek mi? Yoksa işleri biraz da kendimiz için mi hızlandırmak gerekli?

Siyaset ve ekonomiyle ilgili araştırmaları bu yüzden çok seviyorum sayın okurlarım. O kadar çok ikilem var ki… Ve birçok yandan her sunulan yolda o kadar haklılık payları var ki gri tam olarak bu alanların rengi. Felsefenin, etiğin yörüngesinde gezen her konu bende istemsizce merak ve heyecan uyandırır. İşte bu iki görüş de onların birer dalları.

Konumuza dönelim. Hal böyleyken “denge bozulursa kısa vadede bir şeyler mi yapsak?” fikriyle akla ilk ne gelebilir? Baaam devlet müdahalesi. Neticede ekonomi klasik görüşte kelebek etkisiyle ilerliyordu. Devlet gelip aksilik yaşayan üreticilere “görünür bir el” uzatsa “alın verin ekonomiye can verin.” döngüsü yeniden rayına oturmaz mıydı? Para piyasası klasik anlayışta bu kadar arkalardayken birileri “para yanlıdır.” demeye başlamıştı işte Keynesyen görüşüyle birlikte. Para arzı ve talebi, faizi belirler, Merkez Bankaları da para arzı artışıyla üretime istihdama etki edebilirdi. Peki dıştan uzatılan “görünür eller” döngüye müdahale etmeye başlarsa sirkülasyon sağlıklı ilerlemeye başladığında ellerini sessizce piyasadan çeker mi? İşte siyaset tam burada bize katılıyor sanırım.

Güzel bir hafta sonu temennilerimle…

Kaynakça: 1

Editör: Sena Bakı