Yaşadığımız çevre hakkında düşünce bakımından ne kadar derine inebildik? Modern kent insanları yaşayış biçimleri daha kozmopolit ve komplike bir hal almaya başladı. Bu değişimin bireylerin ve toplumların üzerindeki etkileri neler? Mekanı nasıl algılıyoruz? Postmodern mekan anlayışı nedir?


Yaşadığımız Çevre Hakkında Düşünce Bakımından Ne Kadar Derine İnebildik?

İnsan tefekküre daldığında oluşturduğu mekan  var olduğu mekandan ayrılabilir. Bu ayrılış derin olduğu vakit zaman kavramı görecelilik gösterebilir. Bu iki bağlamda zaman ve mekanın birbirlerini tamamlayıcısı olduğu bir gerçek haline dönüşür. Doç.Dr. Musa Yavuz Alptekin  “mekan zamanın kılıfıdır” cümlesi bu intikale uyduğunu düşünüyorum. Zaman insanı şekillendirirken insan da mekanı biçimlendirir. Bu biçimlendirme hem etkin hem edilgen bir şekilde karşımıza çıkar.

Bir çok sosyal bilimci, psikolog, ve çevre bilimcilere göre mekanı biçimlendirerek toplumu biçimlendirmenin mümkün olabileceği varsayımları ve yaklaşımları söz konusudur. İnsanoğlunun ben merkeziyetçi yapısı, her şeye hükmetme, elinde bulundurma ve düzenleme isteği bu varsayımı destekler bir yan bulundurmaktadır.

Eski çağlardan modern çağa kadar bu örnekleri görmekteyiz. Mezepotamya’dan İnkalara, Azteklere, Sümerlere, Çin medeniyetlerine ve daha sayabileceğimiz ilk çağ toplumlarından bu yana mekanı biçimselleştirme olagelmiştir. Bu alanlar veya yapıtların bazı ortak noktaları olmalarına karşın farklı tezahurlarla ve amaçlarla oluşturulmuşlardır. Örneğin  Mısır piramitlerindeki ve Sümerlilerin ziggurat dedikleri yapılardaki bazı farklılıklar ve oluşturuş amaçlarını gösterebiliriz.

İlk modern anlamda farkındalıklı biçimlendirme dediğimiz olguyu İngiliz mimar Ebenezer Howard(1850-1928) yürütmüştür. Bahçe-şehir teorisini kuran İngiliz mimar iyi bir planlamayla toplulukları düzene sokma ve yönlendirmenin mümkün olabileceğini açıklamıştır. Bu teorinin amacı eski kentlerle entegreden ziyade eskiyle bir oluş, bütünleşmeyle çok merkezli bir bütün olarak işleyen model geliştirmektir. Bu gelişmeyle beraber 20. yüzyıldan itibaren kent merkezlerinden bir uzaklaşma süreci başlamıştır. Büyük iş merkezleri, alışveriş merkezleri ve resmi binalar yıkılıp günümüzde daha çok merkezlerde tüketim, eğlence, dinlenme yerleri inşa edilmiştir. Kentler artık arz-talep ilişkisine bürünmüştür. Bu tüketim üretimi geçmekle beraber kent merkezlerine göç hızlanmıştır. Böylelikle modern kent insanları yaşayış biçimleri daha kozmopolit ve komplike bir hal almaya başlamıştır.

Bu Değişimin Bireylerin ve Toplumların Üzerindeki Etkileri Neler?

Kentlerde artan nüfus artışı daha çok yapı ve alan işgali demektir. Miyop bir şekilde baktığımızda sosyalleşmenin artması, kültürel seviyenin elitleşmesi ve bireyler arasındaki iletişimin kuvvetlenmesi gerekmektedir. Gözlüğümüzü taktığımızda ise artan nüfus ve kalabalıklaşma pek de öyle etkilediği gözükmüyor. Bireyler arasında soyutlaşmanın arttığı görünmekte bunun da sebebi artan nüfustan kaynaklı güvenlik sorunlarıdır. Güvenlik sorunları nedeniyle her bireye ait şahsına ve konutlarına numaraların verilmesi gerekmektedir. Bu numaralandırmalar hükümetlerin bilgi ihtiyaçlarından doğmaktadır. Kalabalık kamusal alanlar insanların mahremiyet alanlarını kısıtlamakta ve ihlal etmektedir. Bu gibi durumlar toplulukta stres, kavga, tecavüz ve çeşitli psikolojik sorunların baş göstermesini sağlamaktadır. C. Alaxendar’e göre kapsül sendromu dediği bir olguyu çağrıştırmaktadır. Bu da bireyciliği ölçüsüzce artmasına kendi kendine yetebilme mitine tekabül etmektedir.

Soyutlaşıyoruz, bu bireysel soyutlaşma psikolojimizi ve davranışlarımızı etkiliyor. Mahremiyet ölçümüz kısıtlandığında güven duygumuz azalıyor bu da sosyalleşmenin getirisi olan samimiyetimizi kaybolmasına neden oluyor. Kent insanının kır insanına göre samimiyeti bu ölçü de karşılaştırıldığında açıkça belli oluyor.

Mekanı Nasıl Algılıyoruz?

Down ve Stea’ya göre “kent imajının görsel verilerden çok çeşitli olduğunu söylemektedir.” Birey ilk defa bulunduğu bir mekan veya yerde tanımlamadan ziyade genelde amacını gerçekleştireceği şeye odaklanır. Bu odaklanma yer ve mekan algılamasında amacına göre şekillenir. Şekillenirken algı bireyin sahip olduğu kültürel ve çevresel faktörlerden etkilenir ve zamanla bir imaj oluşturur. Bu imaj mekanı içselleştirmede diğer bireylere göre farklılıklar gösterebilir ve hatta  bireylerin cinsiyetlerine göre bile şekil alabilir. Kadınlar çevreyi haritalandırma da erkeklere göre zayıf olduğu gözükmektedir. Bu zayıflık haritalandırmada  çevreyi algılayışlarda bir fark yaratmakla beraber dezavantaj sayılmamaktadır. Genellikle kadınlar çevreyi haritalandırmada bilinen noktalardan harekete geçmekle, erkeklerin ise yön kavrayışlarıyla bu durumu  gerçekleştirmektedir. Bazı bilim insanlarına göre bu durum avcı-toplayıcı zamanlardan bu yana evrildiği ve süregeldiği düşünülmektedir. Bu olguda erkekler avcı oldukları için kadınlara nazaran yön duygusunun daha gelişmiş olduğu varsayılmaktadır.

Toplumların mekanları algılamasında farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin İslam medeniyetlerinin  yapıtlarında daha çok eğim, yuvarlama ve kubbeleştirme bulunmakta buna karşın Hristiyan medeniyetlerinin yayıldığı angola- sakson bölgelerdeki yapıtlarda hatlar ayrıntılı, köşeli ve daha çok girintili çıkıntılıdır. Bu sonuçlar toplumların kültürel ve kollektif bakımdan yaşamı ve mekanı farklı kavrayışlarından  bahsetmek mümkündür.

Postmodern Mekan Anlayışı nedir?

Küreselleşmeyle beraber postmodern zamana ulaşmış toplumlar mekan algılamasında daha soyut imajlar benimsemektedir. Bu soyutluk estetik modernizm doğurmuştur. Estetik modernizm modernleşme yerine ilkellik, akıl yerine hayal gücü, batı yerine doğu, gerçek yerine düşün, çalışma yerine oyunun ve bilinç yerine bilinçaltıyla ilişki kuran bir dizi sanat akımlarına dönüşmüştür.örnek vermek gerekirse Louis Kahn’ın Exeter Akademi Kütüphanesi ve Beetham Tower’ı görürüz.

Sonuç olarak insanoğlunun hükmetme ve değiştirme yeteneği her zaman mekanları etkileyecek ve bu etkileşim zamanı da dolaylı yollardan değiştirecektir. Birey böyle küreselleşen dünyada kendisini kurtaracak bir çözüm bulacak ve ona göre daha ussal ve daha sofistike fikirler ile kendini değiştirecektir. Birey bu soyutlaşmadan kurtulabilmek için daha kollektif daha eskiye dayalı mekan üretmekle mükellef bırakılmaya elbette zorlanacak ve çözüme dayalı bir hareket gerçekleşeceğinden mekan algılayışımız da değişecektir.

Kaynakça;

Doğu Batı düşünce dergisi
Şehirden kente mekânsal dönüşüm
Mekan sadece mekan değildir:Kentsel mekanın yeni tezahürleri
İlhan Tekeli
Çevre psikolojisi-Melek Göregenli
Çevre psikolojisine giriş-Jean Morval
http://www.yildiz.edu.tr/~enlil/KPT/DERS11_a.pdf
Tarihsel Mekân Fenomenolojisi -Bir Giriş Denemesi-
Burhanettin TATAR*