Öncelikle merhabalar. İlk yazımı böyle bir konudan seçtim çünkü fizik, felsefe ve hayat tecrübelerini bir arada düşünmeyi severim. Birazdan bahsedeceğim bilgiler bundan sonra okuyacaklar için de düşüncelerim ve hayat felsefem hakkında ipuçları içeriyor olacak. Ayrıca yüksek dağın tepesindeki bilgenin bildiği “hayatın anlamı”na ya da İndiana Jones’un mahzenin dibindeki eski sandıkta bulduğu “gerçeklik parşömeni”ne göz ucuyla bir bakacağız. İsterseniz başlayalım.

Murphy Kanunları’ndan hemen hepiniz haberdarsınızdır. Bizzat okumamış olsanız dahi olumsuz durumları tarif etmek için kullanılan bir terim olduğunu bilirsiniz. Hatta abartı derecede olumsuzluk barındırdığını düşünebilirsiniz. Peki nedir bu Murphy Kanunları? Nereden çıkmıştır? Cidden saçma derecede karamsar mıdır yoksa gerçeklik payı var mıdır? Buyurun öğrenelim.

1917 doğumlu Edward A. Murphy Junior 1949 da ABD hava kuvvetlerinde roket deneylerinden sorumlu bir mühendisti. İvmelenmenin insan üzerine etkilerini inceliyordu. Bir deneyde pilotlardan birisinin üzerine 16 adet akselerometre takılması gerekiyordu ve her sensörün ancak 2 şekilde yapıştırılma ihtimali vardı. Görevlilerden birisi 16 sensörü de yanlış şekilde takmayı becerdi. Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında dillendirdi. Bir kaç ay içerisinde “Murphy Kanunları” mühendislik alanında çalışanlar arasında yayıldı. Ortalıkta dolaşan 50 den fazla kanun olsa da temel Murphy Kanunları şu şekildedir:

¬Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
¬Bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
¬Bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
¬Bir şeyin olma olasılığı, isteme olasılığı ile ters orantılıdır.
¬Er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi vuku bulacaktır.
¬Ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
¬Olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekir.
¬Ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.
¬Çözülen her problem yeni problemler yaratır.
¬Her şey yolunda gidiyorsa, kesin bir terslik vardır.

murphy

Genelde ciddiye alınmayan ve espri malzemesi olarak kullanılan bu kanunlar aslında bilimsel çevreler tarafından bolca incelenmiştir. Hatta modern iş tekniği literatürüne eklenmeden önce “sibernetik” ve “sistem teorisi” alanlarında düzgünce temellendirilmiştir. Bu temellendirmeyi basitleştirerek anlatmak istersek; bir olayda az organizasyon ve daha çok kaos, olasılık olarak sıkı organizasyona ya da daha çok düzene göre ezici bir üstünlük kazanır. Kısaca kaos, düzenden daha olasıdır.

Fizik hakkında bilgi sahibiyseniz az önce bahsettiğimiz durumun sizde de aynı çağırışımı yaptığından eminim: ENTROPİ. Entropi, termodinamiğin ikinci yasasıdır bir sistemdeki düzensizliği temsil eder. Termodinamik yasalarına göre sistemlerdeki düzensizlik miktarı her zaman artma eğilimindedir.

Bu iki terimi tek örnekte açıklamak gerekirse sayfaları kopuk fakat sıralı bir kitabı havaya attığımızda sayfaların sıralı olarak düşme ihtimali imkansıza yakındır. Bu durum hem entropi yasasını hem de Murphy Kanunlarını doğrular. Bu sizlere ilk okuyuşta özel olarak seçilmiş saçma bir örnek gibi gelebilir ancak gerçek hayatta da bir şeylerin iyi gitmesinin bu örnekten pek bir farkı yoktur.

Öyle ki günlük hayatta da bir şeylerin yolunda gitmesi demek, o iş özelinde bir çok ihtimalin olumlu sonuçlanması anlamına gelir. Olaylar özelinde iyi ihtimaller kötü ihtimallere göre her zaman daha çok düzen içereceğinden olma olasılığı çok düşüktür. Tıpkı kitap örneğinde olduğu gibi. Kitabı havaya attığımızda her şeyin yolunda gitmesi tek bir ihtimali tanımlar: sayfaların doğru düzende kalması. Tek bir sayfanın bile yanlış yerde olması demek işlerin yolunda gitmediği anlamına gelecektir.

Murphy Kanunları kötü ihtimallerin bütününden ziyade yalnızca en kötü ihtimale odaklıdır. Ancak modern iş tekniğinde olacağını varsayıp önlem almanız gereken durumlar açısından bu şekliyle kalıplaşmıştır. İçerdiği anlam, olayların olumsuzluğa olan eğilim miktarıdır. Tüm bu okuduklarınıza rağmen size yeterince gerçek görünmüyor olabilir. Bunun bir kaç ana sebebi var. Bir tanesi de başta bahsettiğimiz gerçeklik parşömeni.

İnsanlar iradesi, kararları ve seçimlerinin var olduğunu ve bunun sonuçları etkilediğini düşünmeye eğilimlidir. Ancak tekrar bilime dönersek irade diye tanımladığımız figür aslında entropiye hizmet eden bir başka araçtır. Bu çatışma, murphy kanunları tarzında insan faktörünü yok sayıyormuş izlenimi veren fikirleri ve dolayısıyla hayatı anlamamızı güçleştirir.

İrade ve Kontrol

Vermiş olduğumuz kararlara ve sebeplerine yakından baktığımızda karakterimize ve çevresel faktörlere ulaşırız. Çevresel faktörler zaten düzensizliğe ve kaosa eğilimli bizden bağımsız sebeplerdir. Kararımızı etkileyen diğer faktör olan karakterimiz ise tecrübe, gen dizilimi ve çevre etkisiyle oluşmuş bir oluşumdur yani yine entropiyle kontrolümüz dışında meydana gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında aslında size ait hiçbir karar aslında azıcık bile sizin kontrolünüzde değildir çünkü aslında kontrol diye bir şey yoktur.

Bahsettiğimiz gerçeklik parşömeninin özü de tam olarak budur. Felsefede bu öğreti “determinizm” adıyla geçer. İlk bakışta iradenizi yok saymak fazlasıyla radikal ve kabul etmesi zor bir düşünce olabilir. Ancak bu gerçek, aslında ulaşması da bir o kadar kolay bir yerdedir. Herhangi bir davranışınızı ele alıp kendinize onun hakkında sürekli olarak “neden” sorusunu sorarsanız eninde sonunda sizi o davranışa yönlendiren ilk domino taşına ulaşırsınız. Her zaman tüm nedenleriyle açıklayamasanız da gittiğiniz yerin sizden bağımsız sebepler içerdiğini fark etmek uzun sürmez. 

murphy

Hikaye ya da filmlerdeki hayatın anlamını bulmuş keşişleri hatırlayın. Bunların en bilgeleri genellikle vaktinin çoğunu meditasyonla geçiren, deyim yerindeyse yeme-içme dışında başka hiçbir şey yapmayan kimseler olarak anlatılır. Aklınızdaki düşünceler dahil her eyleminizin sizden bağımsız belirlendiğini fark etseydiniz siz ne yapardınız? Jean-Paul Sartre’nin de dediği gibi “İnsan hayattaki konumunun rüzgarda savrulan bir yapraktan farksız olduğunu kavradığı zaman, kendisini o yaprak gibi rüzgarın akışına bırakmak ister.”

Peki murphy kanunları ve termodinamikten determinizme nasıl geldik? Bu öğreti her ne kadar Heisenberg gibi fizikçiler tarafından bir miktar yıpratıldıysa da nedensellik ilkesi neredeyse bütünüyle ayakta kalmıştır. Buna bir başka yazımda uzun uzun değineceğiz. Determinizm, yani evrende olup biten her şeyin belirli olayların zorunlu sonuçlarına dayandırılması, temelde evrenin kusursuz bir düzen ve denge içerisinde olduğu fikrine dayanır. Ancak bahsettiğimiz bilgileri hatırlarsak evren, entropi sebebiyle düzensizliğe meyilli, günlük yaşam da bu sebepten olumsuzluğa meyillidir. Dolayısıyla hem düzenden hem de dengeden bahsetmek saçma olur. İşte bu noktada, benim şahsi gerçeklik parşömenime varmış olduk.

Gerçeğin bilgisine ulaşmış o keşişin neden bunu herkese yaymak yerine dağın tepesinde yaşadığını hiç sorguladınız mı? Ya da her şeyin bilgisini içeren o parşömen neden denizin dibinde bir tapınakta saklıdır? Çünkü parşömen her ne kadar gerçekliğin bilgisini taşısa da, bunun öğrenen kişiye olan faydası bolca tartışma gerektirir. Bilinen her şeyin ve herkesin kontrolü imkansız bir biçimde düzensizliğe ve olumsuzluğa doğru gidiyor olması gerçeği de böyledir. Aslında bunları konuşarak yaptığım şey bir nevi bu kültüre bir ihanet sayılabilir.

murphy

Olaylar sizin karar ve seçimlerinizden etkilensin veya etkilenmesin, her durumda düzensizliğe, kaosa ve olumsuzluğa varırlar. Çünkü kararlarınızı belirleyen mekanizmayla diğer tüm faktörleri belirleyen mekanizma aslında aynıdır. Buna “hayır, olumlu da bir sürü şey oluyor mesela şu” şeklinde itirazlar olacaktır. Bu itirazların haklı tarafları da yok değil. Bu durumu anlayabilmek için sistemlere yeterince geniş pencereden bakmak gerekmekte. Kısaca sizin olumlu sandığınız durumun, uzun vadede ya da daha geniş sistemde olumsuz sonuçları her zaman ağır basacaktır. Daha somut düşünmek isterseniz dağdan aşağıya akmakta olan bir nehri düşünebilirsiniz. Başını ve sonunu ele alırsanız nehrin yönü aşağı doğrudur ancak bölgesel ele aldığınızda nehrin düz hatta yukarıya doğru aktığı bölgeler bile bulabilirsiniz. Yine de bu bölgeler nehrin sonunda aşağı aktığı gerçeğini etkilemez.

Peki baştan sona olumlu sonuçlar içeren hiç mi bir şey gerçekleşemez? Tabi ki böyle bir durum var olmak zorundadır çünkü murphy kanunlarının da temelinde “bir ihtimal varsa gerçekleşir” kuramı yatar. Dolayısıyla kitabı sayısız defa havaya attığımızda elbet bir sefer sayfalar düzenli şekilde yere düşecektir. Gerçek hayatta da bu şekilde baştan sona olumlu olaylar vuku bulur ancak bunların sayısı ezici derecede az olmak zorundadır.

Gerçeklik parşömenine geri dönelim. Evrenin işleyiş biçimiyle bir araya geldiğinde bu düşünme şeklinin ilk bakışta son derece depresif bir görüntü çizdiğinin farkındayım. Ancak bu durum yine sizin yorumunuza bağlı. Bu fikir bir açıdan bakıldığında sizden farklı olan her şeyi çok daha kolay kabul etmenize, hayatla çok daha barışık olmanıza fırsat verebilir. Üzerine düşünürsek insanların hiçbirisi aslında bulundukları iyi veya kötü konumu gerçekten hak etmemiştir. Buna kendimiz de dahil. Bizi bulunduğumuz duruma getiren her faktör tamamen kontrolümüz dışında belirlenmiştir. Bu düşünce, normalde hor görebileceğiniz sizden daha fakir, çirkin, daha az bilgi sahibi, daha az zeki vb. insanlarla, normalde kıskanabileceğiniz sizden üstün durumdaki kişileri size her anlamda yaklaştırır.

Etrafımızdaki her şeyi anlamayı kolaylaştırır. Ağır suçlar işlemiş kişilerle bile empati bağı kurabilmemize olanak verir. Dostoyevski ya da Victor Hugo gibi yazarların eserlerinde buna sıkça rastlayabilirsiniz. Hayatınızdaki olumsuz durumlarda kendinize çok daha az yüklenir, olumlu durumlarda kendinize daha az pay biçersiniz. Sahip olamadıklarınız yerine evrenin size uygun gördüğü kadarıyla mutlu olmaya odaklanabilirsiniz. Veya evrenin size uygun gördüğü sınırları öğrenebilmek merakı, size var olan sınırlarınızı genişletmek için sonsuz motivasyon sağlar. Kısaca keşişler gibi hiçbir şey yapmamak veya daha da hırslanmak sizin seçiminiz. Pardon, sanırım hayatınızın seçimi demek daha doğru.

Ne kadar sadeleştirmeye gayret etsem de uzun bir yazı olduğunun farkındayım. Umarım faydalı olmuştur. Bir sonraki yazımda beynimizdeki sese ve gerçek özgürlüğümüze değineceğim ve sizleri bu derece yormamaya özen göstereceğim.