Bazı zamanlarda ağlamak kadar rahatlatıcı bir şey olamaz. Üzülünce, sinirlerimiz tavan yaptığında ya da neşemizi bastıramadığımızda hangi amaçla  ve hangi  sistematik durumla ağladığımızı bir an olsun hiç düşündünüz mü?İnsanız ve kimi zamanlar duygulanır, kimi zaman öfkeleniriz, kimi zamanda sevinçten gözyaşı dökeriz. Tilburg Üniversitesi’nden klinik psikolog Ad Vingerhoerts’e göre bu konu üzerine iki ana hipotez bulunuyor. İlk hipoteze göre göz yaşı dökmek, duygusal anlamda baskı altında olduğun ya da bozguna uğradığında kendini yeniden toplarlamana yardımcı oluyor.

İnsanlar her ne kadar ağlamayı üzüntü ile ilişkilendirseler de mutluluk ya da heyecan da ağlamanın nedenleri arasında. Kötü bir hastalığın kıyısında olduğun zamanlarda ya da yıllardır beklediğin terfi gerçekleştiğinde de ağlaman mümkün. Tüm bu büyük dönüm noktaları göz yaşlarını tetiklemeye yeterli zemin oluşturuyor. Ağlamak kişide olan stresi minimuma indirir. Çünkü kişi ağladığında strese neden olan kimyasal maddelerin vücuttan atıldığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Dolayısıyla vücuttan atılan kimyasallar neticesinde insanda bir rahatlama olmaktadır. Bu rahatlık neticesinde kişi kendini iyi hissetmektedir. Diğer yandan vücuttan atılan kimyasalların bir başka olumlu sonucu ise kişinin kendini güçlü hissetmesini sağlayarak zor durumlardan kolaylıkla çıkması yönünden kişiye yardımcı olur.

blue

Ağlamak, vücudumuzda bulunan kaslar; kalp, damar, mide ve kemik ile alakalı hastalıklara sebebiyet veren zararlı hormonların vücuttan dışarı atılmasını sağlamaktadır. Bu nedenle de ağlamak bu tür hastalıklara şifa kaynağı olmaktadır. Ağlamak, endorfinin salgılanmasını sağlayarak insana mutluluk hissi verir. Çünkü endorfin mutluluk hormonudur. Akan gözyaşları, gözlerinize kaçan toz, duman vb. maddelerin gözden atılmasına imkan vererek aynı zamanda gözlerin kurumasına engel olarak, gözlerinizin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.Ayrıca gözyaşı anti bakteriyel bir özelliği sahiptir. Gözde oluşabilecek herhangi bir enfeksiyon doğmasına engel olmaktadır. Öte yandan birçok insanın ağlamasıyla birlikte burnu da akmaktadır. Bu nedenle ağlayıp, burnunuzda bulunan yabancı zararlı cisimlerin ve bakterilerin burnunuzdan atılmasını sağlayabilirsiniz.

İnsanların bildiği tek çeşit salgılanan gözyaşları aksine  3 farklı düzeyde göz yaşı akıtıyoruz.

baby

Temel gözyaşı:

Gözlerimizde bulunan göz küremizi yağlayarak kayganlaştırıyor. Temel göz yaşlarımız bir günde ortalama 300 ml üretiliyor. Refleks gözyaşları ise fiziksel ve kimyasal uyarışa karşı tepki olarak üretilmekte ve  gözlerimizi tahriş etmekte olan  toz, kılcal maddeler, bakteri vb. cisimleri gözümüzden uzaklaştırma görevini üstlenir.

Patolojik Gözyaşları:

Son yıllarda literatürde bir ağlama çeşidi daha dikkat çekiyor: patolojik ağlama. Özellikle bazı psikolojik sorunlara maruz kalan hastalarda o anki durumla ilgisi olmayan uygunsuz ağlamalar görünüyor. Mesela hastaya yemek yedirirken, hastanın yatak örtüsü toplanırken hastanın da kontrolü dışında gerçekleşen ağlamalar patolojik ağlama olarak nitelendiriliyor. Yani etki eden faktörle gözyaşı arasında doğrudan bir bağlantı bulunmuyor. Ve en önemlisi de bu ağlamanın hastanın isteği dışında gerçekleşmesi. Hasta da kendinin neden ağladığını bilmiyor. Özellikle Parkinson ve Alzheimer hastalarında patolojik ağlama görülebiliyor.

Bilinen Gözyaşı:

Son olarak toplum tarafından bilinen gözyaşlarımız. Bilinen şeklinde adlandırdığımız duygularımıza bağlı olarak işleyen gözyaşlarıdır. Duygumuza eş değer olarak akmaktadır.  Bu durum beynimizde bulunan ve gözyaşı bezlerine nörotransmiter gönderen kraniyal siniri harekete geçiriyor  ve  aynı zamanda gözyaşının akışını artırmak için hazır bulunan yüzdeki kan basıncını artırıyor. Duygusal gözyaşlarımız içimizi ferahlatan, kuş gibi hafifletmeye meyilli  gözyaşlarımızın ta kendisidir. Ağlamak içimizdeki bunalım, hüsnü, trajediyi bir kenara bırakarak asıl amacına geçiş sağlar. Yani bir nevi meydana gelmiş olan motivasyon dağınıklığını ortadan kaldırıp asıl konuya odaklanmamızı sağlıyor… Sizde şahit olmuşsunuzdur ki ağlamaya yatkın olan insanların pek de  mantıklı davranışlar sergilemediğini görmekteyiz. Yoğun kırılgan, hüzün gözyaşı, biyolojik olarak insanı psikolojik ve fizyolojik rahatlatmaktadır. Yani diyeceğim o ki  vücudumuz dış  psikolojik ve fizyolojik olayların arkasına saklanarak  gözyaşlarını kaçış yolu, hafifleme yolu olarak seçer.

Hep gülmeniz ve yalnızca mutluluktan ağlamanız dileği ile… 🙂