Objektivizm

Bugün sizlere kendi görüşlerimin temellenmesinde büyük etkisi olan bir filozoftan bahsetmek istiyorum: Ayn Rand. Rand’ın en büyük katkısı objektivizm görüşünü hayatımıza katmış olmasıdır. Objektivizm dünyayı algılayışımızda kullandığımız bir terimdir, nesneldir, varoluşumuzun özgür irademizle bütünleştiği, yaptığımız her nedenin ve sonucun sadece kendi değerlerimiz ve mantığımızla örtüştüğünü belirtir. Evren zaten vardı, bizden bağımsız olarak vardı. Onu şekillendiremeyiz ancak irademizi ve mantığımızı hareket ettirip kendi evrenimizi yaratabilir veya bozabiliriz. Olayların gidişatını somut düşünerek, nesnel cevaplar bularak, aklımızı bilimle yöneterek bu görüşü benimsemek adına ilk basamağını atmış oluruz.

objektivizm

İndividualizm (Bireycilik)

Bu görüş, objektivizmin bir alt dalı gibidir. Sadece benlik fikrini özümser. Ne kadar bencillik kavramı üzerine yoğunlaştırılmış olsa da -ki bence her şeyin başı bencillikten gelir- toplum etiklerini ahlaki değerleri sarsacak bir kişisel iradeyi temel almaz. Aksine onların korunmasını talep ederken öncelik olarak kendi irademizi görmemiz gerektiğini ekler. Toplum vardır toplumun ürettikleri vardır ama insanın asıl yaşamı kendisi üzerinedir. Kendisi için vardır. Kendisi için sever. Kendisi için öğrenir. Öyleyse bunca bilim adamı sanatçı neyin çalışmasını emeğini vermiş diye sorabilirsiniz. Ancak özümüze indiğimizde bilginin hazzı bilim adamını ve sanatçıyı ilerletmemiş midir?

Bunca insan öncelikle kendi hazzını id’ini beslemek için bu işe girişmemiş midir? Yaptığımız şeyler toplumun yararına hizmet ediyor olabilir. Ama aslında bu bakış bile kendi yararcılığımızı aldığımız keyfi arttırmak için başlattığımız bir ben mekanizmasıdır. Rand, sevgi konusunda da bu düşünceyi dile getirir. Bir insanı “koşulsuz sevmemizin mümkün olmadığından” söz eder. Böyle deyince içinizden platonik aşklarınızı geçirdiğinizi hisseder gibiyim. İşte Rand burada bu karışıklığı dile getirmek için sevdiğimiz kişilerin erdemliliğini, karakterini, görüşlerini beğendiğimizi bu yüzden o kişiyi sevdiğimizi söyler. Evet o kişiyi severiz ancak aslında o kişinin “bir şeylerini” severiz. Bahsettiğimiz nokta da bu. Koşulsuzluk yoktur her sevilenin bir nedeni vardır. Nedenleri sevdiğimizden sever, aslında benliğimize hizmet ederiz.

objektivizm

Kolektivizm ve Altruizm

Başkaları için yaşama, hayatlarımızı toplum için var etme durumu altruizm (özgecilik) felsefesine hizmet ederken bu tarz görüşlerin her alanda olması haline kolektivizm adını veriyoruz. Yani kolektivizm de özgeciliğin bir alt dalı kısaca. Özgecilik ve kolektivizm kendi varlığımızı asla önemsemez. Kişi olarak hiçbir anlamımız yoktur. Ancak kişi tek başına var değilken toplum içinde nasıl bir anda değer kazanır? Olmayan bir şey zaten yoktur. Fakat olmayan şeyler çoğaldığında nasıl somut şeylere dönüşür?

Kolektivistler görünürde güzel bir amacı temsil ediyor gibi görünebilir ama başkalarına yardım etme isteği de id’ini başkalarının hayatlarına destek adına yaşatması da aslında kendi hazlarını bu yönde odaklamasından gelmez midir? Toplum için kendini feda etme isteği, kendi iradesinden gelirken bu tarz değerlere sahip olma durumu da yine kendi arzusunu böyle şekillendirmesinden değil midir? Kendimiz için bir şey yaptığımızda aldığımız zevkleri toplum için yaparken aldığımızda alıyorsak yine aslında kendimizi düşünmüş olmuyor muyuz?

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda sayın okuyucularım? Yorumlarınızı bana iletirseniz çok mutlu olacağım.

Herkese keyifli bir haftasonu dileklerimle…

Kaynakça

1. https://liberbird.com/