“O Captain, My Caption” :Ölü Ozanlar Derneğine Bir Bakış

En iyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü’nü alan ve benim için çok değerli birinin tavsiyesiyle izlediğim 1990 yapımı Ölü Ozanlar Derneği filmi, gençlik idealizmini ve romantizmi çok güzel bir dille anlatıyor. Size ilham olacak, cesaret verecek bu filmin detaylarına bakmaya ne dersiniz?

Film Ne Anlatıyor?

1959 yılında geçen, John Keating adlı başarılı ve ilginç ders taktikleri olan bir edebiyat öğretmeninin Welton Academy’de öğrencileriyle başından geçenleri konu alan film, disiplinli eğitim sistemini kinayeli bir şekilde eleştirmektedir. ‘Carpe Diem’ mottosu ile hayatı bağdaştırarak, at gözlüklerine veda edip hayata farklı perspektiflerden bakmamızın daha yararlı olduğunu anlatıyor. Ailelerinin baskısı altında olan öğrencilerini edebiyat ve şiirin büyülü dünyasıyla tanıştırarak onlara özgürlüğü, hayatı yeniden anlamayı, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretiyor.

Bay Keating’in öğrencileri onu seviyor, çünkü onlara ilgi gösteriyordu. Başarılarından mutlu oluyordu. Onlarla birlikte gülüyordu. Onları gerçekten görüyordu. Bu hemen hemen her çocuğun istediği şeydir: Görülmek ve fark edilmek. Hiçbir öğrenci kalıpları sevmez. Okulda hepimizin illa bir favori hocası ya da sevmediği biri vardır. Derste sadece slayt okuyup teorik bilgilerle geçiştiren hoca mı, seninle sohbet edip değişik yöntemler kullanarak sana bilgi aktaran hoca mı daha verimli olur ? Bu filmde de bir uçta buz gibi bir okul müdürü, diğer uçta da öğrencilerin yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olan bir öğretmen ile realizm ve lirizm çok güzel bir dille anlatılıyor.

Daha başlardaki bir sahnede, Bay Keating öğrencilerinden kitabın başında yer alan, şiirin nasıl okunması gerektiği anlatan sayfaları yırtmasını istiyor. Herkes şaşırıp kalıyor tabi, şirin duyguyla yazılan bir ifade biçimi olduğunu, gerçeklere dayanmaması gerektiğini ifade ediyor Bay Keating. “Şiiri hissetmeden algılamak mümkün değildir, şiirde ruh yoksa onu çöpe tenekesine göndermek daha doğru olacaktır.” Her dersi farklı bir uygulamayla işleyen Keating, ilgilerini çekmek için kimi zaman avluda yürüyüş düzenler, kimi zaman da iç dünyalarını haykırabilmeleri için küçük kağıtlara yazılı notlarla futbol sahasında şut çektirir. Bazen şiir yazdırır, bazen de oturdukları sıraya çıkartarak bulundukları dersliğe, ki aslında yaşadıkları dünyaya, farklı açılardan bakmalarını sağlar. 

Ölü Ozanlar Derneği İsmi Nereden Geliyor?

Her şey öğrencilerin, Bay Keating’in yıllığını okumasıyla başlıyor. Ölü Ozanlar Derneğinin ne olduğu araştırdıklarında onlar için artık okudukları bu yatılı okul, cehennem olmaktan çıkıp öz bilinçleriyle gerçeği yorumlamaya başladıkları, dış dünyayı anlamlandırdıkları, tiyatroya ilgi duydukları ve aşklarını yaşadıkları bir cennete dönüşüyor.
Yıllığı keşfeden öğrenciler, Ölü Ozanlar Derneğini yeniden kurarlar. Okul yakınındaki Kızılderili mağaralarına gizlice gidip birbirlerine şiirler okumaya, hikâyeler anlatmaya, müzik aleti çalmaya ve oyunlar oynamaya başlarlar. Artık ailelerin kendilerine dayattıkları kariyer hedeflerinden tamamen uzak, bambaşka bir dünyanın, üstelik çok da uzakta olmayan, kendi içlerindeki gizemli ve tadına doyulmaz bir âlemin tadına varırlar.

Öğrenciler, ailelerin baskıcı tutumları sebebiyle iç dünyalarına gömdükleri hayalleri, istekleri ortaya çıkarabilmek için edebiyat öğretmenleri Keating’i örnek alırlar ve ona benzemeye çalışırlar. Kaptanları Keating, onlar için bu yeni dünyanın ilahı konumundadır. Her şeyleriyle ona benzemek, onun gibi yaşamak isterler ve onun izinden gitmek için ilk dersinde öğrettiği carpe diem (anı yaşa) sözünü slogan haline dahi getirirler.

Tabi bir pürüz çıkmasa bir anlamı olmaz.. Tiyatroya merak salan öğrencisinin intihar etmesi ve diğer öğrencilerde sanata uyanan bu meraktan rahatsız olan ailelerin şikayeti üzerine Bay Keating açığa alınır. İstediğini elde eden okul müdürü Bay Nolan, aynı öğrencilerle edebiyat dersindeyken Bay Keating gelir ve eşyalarını toplar. Tam derslik kapısından çıkmak üzereyken Ölü Ozanlar Derneğinin yeni üyelerinden biri masanın üstüne fırlar ve Bay Nolan’a olan tepkisini dile getirir. Bunun üzerine diğer öğrenciler birer birer sıralarının üstüne çıkarak Kaptan Bay Keating’i onun tarzıyla selamlarlar. Aslında öğretmenlerine verdikleri mesaj onun, kendileri için ne yapmak istediğinin farkında olduklarını anlatmak ve onunla özdeşim kurduklarını, her birinin Bay Keating olduğunu anlatmaya çalışmaktır. Bunu gören Bay Keating, kazanmış olduğu zaferin mutluluğuyla onlara bir kez daha gülümseyerek bakar ve okuldan ayrılır.

“Kaybetmek bazen en büyük zaferi kazanmaktır” . Kaybettiğinizde aslında kazanmış oluyorsunuz. Eğer işi doğru yaptığınıza inanıyorsanız, karşınızdaki de size inanır. İşte tüm olay budur!


İnsanın farkındalığını kazanma serüvenini, sanatla ruhunu yoğurarak edindiği doluluğu ve bu serüveni kendisinden önce yaşamış olanların izinden girerek tamamladığı yolculuğu anlatan muhteşem bir dram filmi. Hepinize ilham olması dileğiyle..

Önerebileceğimiz film içerikleri için;
https://www.kreatifbiri.com/izledikten-sonra-ozguveninizi-tavan-yaptiracak-uc-film/ bakabilirsiniz 🙂

Bilgiyi Yay
Written by Meysa Kardelen Akan
Merhabaa :) Ben Meysa Kardelen Akan. Moleküler biyoloji ve genetik lisans öğrencisiyim. Bilime her zaman ilgili ve meraklı oldum. Sorgulayıcı ve araştırmacı olmak beni her zaman bir adım öne taşımıştır. KreatifBiri'de hem yazarlık hem de sosyal medya yöneticiliği yapmaktayım. Sizlerin eleştiri ve yorumları kendimi geliştirmekte en büyük katkı, o yüzden yazılarım hakkında merak ettiklerinizi yorumlara ya da [email protected]'a yazabilirsiniz.

Leave a Reply