Merhaba Kreatifbiri okuyucuları. Geçtiğimiz haftalarda 21. yüzyıl yetkinliklerinden bahseden bir yazı yayınlamıştık. Orada adı geçen yetkinlikler elbette farklı kategorilerde ve her biri farklı önem arz ediyor. Ancak dijitalizasyon ve otomasyonun gelişimiyle insanı insan yapan bilişsel esnekliğin oldukça önem kazanacağı da aşikar. Çünkü biliyoruz ki insanı tamamen çıkarabileceğimiz bir sistem yok. İşte tam da bu noktada insanı sistem içerisinde öne çıkaracak yetkinliklerden biri bilişsel esneklik ve duygusal zeka yönetimi.

Değişim Ve Uyum

İnsan; hayatının birçok evresinde biyolojik, psikolojik ve sosyal değişimler yaşamaktadır. Bu değişimlerle ne kadar uyumlu bir süreç geçirirse, bakışını ve algısını etkileyen psikolojik gereksinimleri ne ölçüde sağlanmışsa mutlu veya mutsuz hissetmeye başlar. Bilişsel esneklik tam da bu noktada kendini belli eder. Kısaca, kişinin bir göreve veya tutuma karşı yaklaşımını ya da düşünme yöntemini değiştirme yeteneğidir. Seçeneklerin farkında olan, alternatif düşünce ve fikirler üretebilen ve yeni durumlara uyum sağlama konusunda yetkin olanlar her zaman için daha mutlu değil mi?

Sizce de son zamanlarda yaşadığımız bu değil mi? Birçok kişi veya kurum bu zorlu süreç içerisinde değişime adapte olmaya çalışıyor. Ve aslında süreci iyi yönetmenin sırrı kişilerin engin bilgi birikimi veya kurumların köklü yapısı değil. Stres ile baş edebilen, iyimser ve umutlu bakabilen, yaşamda anlam arayışı içinde olanlar, kısaca bilişsel esnekliğe sahip olanlar bu değişim esnasında “bile” mutlu.

oyun
İnsanlar arasında oyunun başlangıcı

Öğretmen Mi Kolaylaştırıcı Mı?

Öğrenme metotlarımızı gözden geçirelim. Anne babamız ile başlayan öğrenme sürecimizde her daim tek yönlü, didaktik bir öğrenim mi gördük? Onca meşgalenin arasında anne babamız bize hayata dair öğrenmemiz gerekenleri tek tek anlatmadı elbette. Onlar, bizim hayatımızda bir kolaylaştırıcıydılar. Belki de bu yüzden çocukken yeni bilgiler öğrenmeye bu kadar yatkındık. Ancak eğitim sistemi içerisinde ve dahası iş hayatında da tek yönlü olan ne yapılacaklar, ne öğrenilecekler ve nasıl uygulanacaklar listesi ile karşı karşıya kaldık.

İlk kez Colombia Üniversitesinde Walter Mischel tarafından 1970 yılında uygulanan Marshmallow Testi buna en iyi örnek. Test, günümüzde CEO, mimar, NBA oyuncuları, öğrenciler ve avukatlar olmak üzere pek çok gruba uygulanmaya devam ediyor. Ne mi amaçlanıyor? Bence oyunun gücü. Tom Wujec “Bir kule kurun bir takım kurun” adlı Ted konuşmasında deneyin çıktılarından bahsederken en başarılı olan grubun anaokulu öğrencileri olduğunu söylüyor. Bu sonuç aslında bize günlük yaşam pratiklerimizi biraz gözden geçirmemiz gerektiğini anlatıyor.

Mücadele, ortak bir dil ve ortak bir deneyim sağlarken biz oyun esnasında bile takım olmak yerine kendi stratejimizi geliştirme, etrafımızdakileri potansiyel rakip olma yönünde bir eğilim gösteriyoruz. Yüksek performans gösteren takımların ise üç temel niteliğini kendimize uyarlamadığımızı görüyoruz. İlki, yaralanmaya açıklık yani kırılganlık. Egoyu bir kenara bırakıp oyun içerisinde her şeyin olabileceğini görmemiz gerekiyor. İkincisi güven duygusu. Hatırlayalım, çocukken güvenmediğimiz insanlarla oyun oynuyor muyduk? Ve son olarak ulvi amaç. Bir şeyin amacı, o şeyi yapmaktan daha önemliyse o zaman o şey muhtemelen oyun değildir.

Nitekim marshmallow testi farklı gruplarda kimi zaman sonunda bir ödüle bağlandığında daha berbat sonuçlar doğurmakta. Kısaca anda kalmak, ulvi amacımızı saptırmamak. Anaokulu çocukları için bu test sonunda tek istedikleri makarnaları birleştirip en yukarı marshmallowu koymak. Bu kadar basit.

Oyunlaştıramadıklarımızdan Mısınız? #1 1

Herkes İçin Oyun

Oyun, motivasyonel anlamda bir getiri sağlaması için değil kişilerin bilişsel ve duygusal olarak kendini geliştirmesi için kurgulanması ve hayatımızda yer etmesi gereken yegane yapılardan biri. Çünkü, beyni oyun kadar harekete geçiren bir şey yok. Üstelik, oyunun kendisi kültürümüzde ve hatta doğada bile var. Normal şartlar altında biri diğerine yem olacak olsa bile boğuşma oyununu hayvanlarda sık rastlarız.

Üç boyutlu oyunların beyinde oluşturduğu etki bugün NASA’nın işe alım kriterlerinden biri. Daha önce el becerisi gerektirmeyen bir işle uğraşmamış kişilerin sorun çözmede, yaratıcı fikir geliştirmede başarısız olacaklarını düşünmeleri şaşırtıcı değil. Çünkü oyun, bağlamsal uyarıları çalıştırır ve farklı noktaları birleştirmede etkili düşünme gücü sağlar.

Kötü bir gün geçiriyorsanız dönüp durun ve zıplayın. Bir amacı olmaması oyunun en güzel tarafı değil mi? Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz emin olun ve bugünlerde sıkılıyorsanız sıkılmanıza da fırsat verin. Sıkılmak yaratıcılığınızı tetikler. Belki kendinize yeni oyunlar bulursunuz, sağlıkla kalın.

Kaynakça: 1, 2, 3

Editör: Sena Bakı