Selamlar KreatifBiri okurları. Umarım güzel bir hafta geçirmişsinizdir. Bugün birkaç haftadır üzerinde düşündüğüm bir konuyu, parasosyal etkileşimi benim gibi merak edenler için araştırdım. Geçen gün, çok severek izlediğim The Sopranos dizisi başrol oyuncu James Gandolfini’nin ödül konuşmalarından birini izliyordum. James’in konuşmalarındaki mimik ve tavrı canlandırdığı Tony Soprano karakteriyle inanılmaz benzerlik gösteriyordu. James bu rolü uzun yıllar canlandırdığından ötürü aklıma birkaç soru takıldı. Tony karakteri James’e rolden önce de mi benziyordu? Yoksa James zamanla Tony mi olmaya başladı?

Parasosyal Etkileşim

Bazen bir film açtığımızda hikayedeki karakterin davranışlarına hayranlık duyduğumuzu fark ederiz. Kimisi; özgüveniyle, cesur hareketleriyle, girişimcilik becerisini öyle kontrollü yönetir ki bizim günlük stres ve korkularımızla yaşadığımız çekingenliğin onda olmayışına imreniriz. Kendi yaşantımızı sorgulamaya başlar, onun gibi olmanın olumlu getirilerini düşünürüz. Kimi karakter ise alaycıdır. Umursamazlığı, neşesi, yaşam zevki “Ah keşke böyle bir arkadaşım olsa!” isteği yaratır içimizde.

Medya karakterleriyle kurduğumuz bu duygusal bağ “parasosyal etkileşim” olarak adlandırılır. Bu tek taraflı bir etkileşimdir. İzleyiciler yönetilen kısmındadır. Karakterin kurgudaki her değişiminden izleyici kısmı etkilenir. Bu parasosyal etkileşimin derecesi ise karakterin ne kadar gerçekçi kurgulandığıyla ve canlandıran kişinin bize yansıtılışıyla orantılıdır. Olay örgüsü ne kadar makul bir yörüngede çizilirse çizilsin, oyuncu o karaktere ne kadar hayat verirse biz de o denli yaşarız filmi.

parasosyal

Oyuncu ve Karakter Arasındaki Bağ

Metot oyunculuk kavramını neredeyse herkes duymuştur. Konstantin Stanislavski’nin geliştirdiği bu sistem, oyuncunun karakteri oynamasını değil yaşamasını bekler. Tiyatro ve sinemanın zaman içinde abartılı oyunculuktan, davranışlardan arındırılıp öyle biri yaşıyormuş gerçekçiliğini benimsemesiyle metot oyunculuk bu sanatların vazgeçilmezi haline geldi.

Daniel Day-Lewis günümüzün en başarılı metot oyuncularından biri olarak kabul edilir. Daniel, Son Mohikan filmi için Alabama’nın ücra kırlarında yaşayıp hayvanları avlamayı ve nasıl yiyebileceğini öğrenmiş. Gangs of New York filmindeki karakterine hazırlanırken kasapta çıraklık yapmaya başlamış Day-Lewis. Film, 1800’lü yılları canlandırdığı için o dönemde olmadığından mont giymemiş ve zatürre olmuş. 1800 dönemlerinde ilaçlı tedavisi yapılmadığından ilaç kullanmayı dahi reddetmiş. My Left Foot filmindeki karakteri için ise haftalar boyunca tekerlekli sandalyeden kalkmamış muhteşem oyuncu. Peki bu örnekler gibi karakteri benimsemek adına oyuncuların yaptığı değişiklikler, oyuncuların kendi yaşantılarından da bir şeyleri kaybettiriyor mudur?

grafik

Role Bürünmenin Kişilik Üzerine Etkisi

İyi bir oyuncu olduğunuzu hayal edin. Oynadığınız filmdeki karakteri anlamak için uzun süre boyunca kendinizi bir yere hapsetmeniz gereksin. Haftalarca orada kaldıktan sonra psikolojiniz ne kadar sağlam kalabilir? Ya da senelerce aynı dizideki major depresyon hastasını canlandırıyor olun. Her daim o karakteri taklit ettiğinizde ne derece mutlu bir birey olabilirsiniz? Uzmanlar böyle karakterlerin oyuncuda TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) benzeri semptomlar yaşattığını söylemiş.

Ne kadar tuhaf değil mi? Öyle belirsiz varlıklarız ki “miş” durumu dahi hormonal aktivasyonlarımızı etkileyip hem fizyolojik hem psikolojik olarak zedelenmenize sebep veriyor. Stanford Hapishanesi deneyini hatırlıyorsunuzdur. Zimbardo, bir grup üniversite öğrencisini deney için kısa bir süreliğine sahte bir hapishanede tutarak mahkum ve gardiyan rolleri dağıtıyordu. Bireylere sunulan rollerden ötürü mahkum rolündekiler korkaklaşıyor, gardiyan rolündekiler ise sadist tavırlar sergiliyordu.

Beyin, gerçeklik algısını bu kadar hızlı değiştirebiliyorsa, kurguyla gerçek arasındaki farkı nasıl tanımlayabiliriz? Gerçek olduğuna inandıklarımızı kurgu bir hikayeyle değiştirebiliyorsak, hayal ürünü olayları hakikate döndüğümüzde hala etkisindeymiş gibi yaşayabiliyorsak şayet, biz ne ölçüde somut bir varlığız? Ya da hayatınızın size sunduğu rolleri bir kenara koyduğunuzda “karakterinizin parçası” olduğuna inandıklarınızın yüzde kaçı hala sizinle kalıyor?

Kaynakça:
https://www.insider.com/mental-health-of-actors-suffers-when-long-series-ends-rehab-2019-8
https://www.bundlehaber.com/detay/b3098f08-b38c-4728-b4c2-9757368896aa

Editör: Onur Çamlıca