Merhaba Kreatifbiri okuyucuları. Bu hafta ele alacağımız konu ile erken bakımın ne kadar önemli olduğunu anlatmak istedim.Tedavilerde sıkça duyduğumuz “çocukluğunuza inelim” diyaloğundan sonra başlayan hikayenin burada ne kadar önem arz ettiğini ve hayatımızı devam ettirirken hangi noktalara ulaştığını gelin birlikte keşfedelim.

borderline kişilik bozukluğu

Borderline kişilik bozukluğunu kısaca yalnızlığa tahammül edememe olarak tanımlayabiliriz. Bilindiği üzere bebek için ilk bağlanma bakım vereni ile gerçekleşiyor. Bakım verenin göz, ten ve ses ile kurduğu duygusal bağ ne kadar güçlü ise bebek o kadar güvenli bağlanma yaşıyor. Ancak bu süreçte bebek ağladığında ihtiyaçları karşılanmadıysa veya kimi zaman karşılanıp kimi zaman ilgisiz bırakıldıysa güvensiz bağlanma gerçekleşiyor. Bağlanmanın güvenli veya güvensiz olma durumu ise ileride yaşayacağı çevre ile uyum sağlamasında, sosyal ilişkilerinin niteliğini ve psikolojik açıdan problem yaşama olasılığını etkiliyor.

Aslında bebeğin zihninde oluşturduğu bakım veren imgesini tam olarak oturtamaması ileride borderline kişilik bozukluğu olabilme ihtimalini arttırıyor. Çünkü semptomlar bize kişinin önem verdiği her kim veya ne ise onun yokluğunda kendini sakinleştiremediğini, abartılı tepkiler vererek ayrılmadan kaçındığını ve sıkı sıkıya bağlandığını, yakınlığının derecesinin sürekli sorguladığını gösteriyor. Bu tip durumlarda nörolojik çalışmalarda da beyinde yer alan amigdala – duygu tepkiselliğimizin ölçüldüğü beyin bölgemiz- faaliyetinde artış görünüyor.

Hepimiz elbette zorlu zamanlarda bizim için önem teşkil eden insanlara yakın olmak ve bu yakınlığı devam ettirmek isteriz ancak duygusal bağlanması güvenli olmayan birey için çocuklukta da benzer olaylara verdiği tepkiler görmezden gelinir veya cezalandırılırsa birikerek daha onarılmaz bir hal alabildiği gözlemliyoruz.

Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Asistanı Cengiz Arca’nın anlatımı ile

Toplumsal Etkileri ve Tedavi

Borderline kişilik bozukluğu, sonuçları itibariyle de bireyi etkilediği kadar toplumsal açıdan da önem taşıyan bir sorundur. Çünkü ilişki problemleri, suça yatkınlık, şiddet, intihar veya kendine zarar verme gibi sonuçları doğuruyor. Yaşadığı kendi başınalıkla baş edemeyen birey için düşünülmeden gerçekleştirilen eylemler -örneğin terk edilme anında kendi üzerinde sigara söndürme veya kollarını jiletleme- ile toplumsal olarak pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Aile içi şiddet, cinsel istismar, öfke patlamaları ile saldırganlık en çok rastlanan özellikleridir.

Tedavisinde ise genel olarak şema terapi yöntemi tercih ediliyor. Terapist, sınırlı yeniden ebeveynlik yaparak ihtiyaçları karşılanmamış ve terk edilmiş çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya ve cezalandırıcı ebeveyni ilişkiden çıkararak bireyin sağlıklı yetişkinliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak burada tedavi ve bu tip hastalıkların oluşmasının önlenmesinde sadece ruh sağlığı uzmanlarının değil ailelerin, eğitimcilerin ve resmi kuruluşların da rolü çok önemli. Çünkü ülkemizde çocuk yetiştirirken maalesef onu anlamaya, duygusal olarak doyurmaya ve ne istediğini dinlemeye yönelik bir eğitim metodu izlenmiyor ve geleneksel ebeveyn metotları uygulanmaya devam ediliyor. Ailelerin çocuklarının duygu durumlarını ve tepkilerini ölçerek erken teşhislerde bulunmaları, bireysel ve aile eğitimlerini talep etmeleri, anne baba olmak isteyen çiftler için eğitimler planlanması toplumsal açıdan da güçlendirici faaliyetler olacaktır.

“Dünya tehlikeli ve zararlı bir yer”
“Ben güçsüzüm ve zarar görebilirim”
“Doğduğumdan beri kabul edilmeyen biriyim”

BKB hastalarının en temel üç algısı
Psikiyatri Serisi #2 Borderline Kişilik Bozukluğu ve Girl Interrupted 1

Girl İnterrupted(1999, Dram)

Başrollerini Winona Ryder ve Angelina Jolie’nin paylaştığı film gerçek bir hayat hikayesine dayanmakta. Genç bir yazarken Susanna Kaysenn, 20’li yaşlarında tedavi gördüğü sırada yaşadıklarını 1993 yılında roman halinde yayımlar. James Mangold ise 1999 yılında sinemaya uyarlar .Filmde Winona Ryder, Susanna karakteri ile borderline kişilik bozukluğu tanısı konulmuş bir hastadır. Terk edilmekten korktuğu için anlık ve geçici ilişkiler kurar, intihara eğilimdir ve toplumsal normların ötesinde kendi etik ilkeleri vardır. Yaşadığı ilişkiler, birini kaybetmenin acısını yaşayış biçimi olarak yukarıda anlattığım tüm semptomları taşır. Aile eğitiminin, erken çocukluk döneminde yaşanan travmaların ve dahası sosyal çevrenin ne kadar önemli olduğunun bir kere daha altını çizecektir umarım film. Şimdiden iyi seyirler. Sağlıkla kalın!

Kaynakça: 1, 2

Editör: Sena Bakı