Hayatımızın bir parçası haline gelen ‘Saçma’ kavramını itinayla herkes kullanır. Bize hitap etmeyen şeye, aklımıza yatmayan veyahut aklımızın almadığına ‘Saçma‘ diğer bir deyişle ‘Absürt‘ deriz. “Çok saçma… Saçmalıyor olmalısın… Delirmişsin sen.. Saçmalık bu…” gibi ifadeleri çok sık kullanırız.  Aslında bu kavramlarla olay ve durumlara karşı bir o kadar anlamlı olduğunu ve bir o kadar da bizlere saçma geldiğini gösterir. Fakat ‘Saçma’ bu değildir. Saçma bir varoluş problemidir. İnsanın kendi hayatını anlamlandırma çabası ya da anlamlandırmama gayretidir. Yaşamın saçmalıklarını göz ardı etmemektir. Felsefe tarihinde saçmanın felsefesini belki de en iyi işleyenlerden biri olan Albert Camus, ‘Varoluşçuluk ve Saçma‘ temalarını bir arada kullanır.

Albert Camus Kimdir?

black

7 Kasım 1913’te savaşın mahvettiği yıllarda Cezayir’de doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus daha kendisi iki yaşındayken babasını savaş esnasında kaybeder. 1923’te felsefe okuyacağı Cezayir Üniversitesine girer. Burada eğitim alır ve kendini yetiştirir. Felsefe ve edebiyatın yanı sıra futbolla da ilgilenir; kalecilik yapar. Vereme yakalanmasının ardından futbolu bırakır. 1942’de Yabancı ve Sisyphos Söylemi, 1949’da Veba kitaplarını yayınlar. 1951’de Başkaldıran İnsan, 1956’da ise Düşüş kitaplarını yazar. En çok Sisyphos Söylemi ve Yabancı kitaplarında ‘Saçma’ kavramını kullanır. 1957 yılında ise Nobel Edebiyat Ödülünü kazanır. Daha elli yaşına gelmeden 4 Ocak 1960 yılında absürt bir ölüm şekli ile trafik kazasında vefat eder. Hayatın saçmalığını bu hikaye ile anlatır.

power

Sisyphos Söylemi

Yunan miti olan Sisyphos tanrıları aldattığı için, devasa bir kayayı bir dağın tepesine yuvarlamakla cezalandırılır. Sisifos tepeye her ulaştığında kaya aşağıya doğru yuvarlanır ve bir kez daha en baştan başlamak zorunda kalır. Sisifos bunu sonsuza kadar yapmak tekrar tekrar yapmak zorundadır. Dolayısıyla Camus, insan hayatını Sisifos’un görevi gibi tamamen anlamsız, saçma olarak görür.
Bunun insanın bir kaderi olduğunu öne sürer. Bütün enerjimizi, yararsız çaba ve düş kırıklığına karşı harcayarak zaman kaybettiğimizi söyler. Camus, insanın hiçbir hedefi olmadığını, her şeyi açıklayabilecek cevaplar olmadığını dile getirir. Fakat Camus bu hayatın saçmalığı içinde yaşayarak umutsuzluğa düşmemiz gerektiğini düşünmez. İntihar etmeyi de unutmamızı ister. Camus Sisifos’u kendisini anlamsız tasarısına adıyor ve böylece anlamlı bir şey olarak görüyor. Bu da bize saçmanın dayanılmaz hafifliğini gösteriyor. Camus, ‘Sisifos’u mutlu olduğunu düşünmek gerekiyor.’ sonucuna varıyor. Dolayısıyla hayatın kendi saçmalıklarına karşı gelmektense onlarla birlikte oyun oynamanın insanı mutlu ettiğini düşünüyor.

Haftaya Saçma’ya kaldığımız yerden ‘Yabancı’ kitabı ile devam edeceğiz.

Saçmalamakla Kalın…

Kaynakça

R. C. Solomon- K. M. Hıggıns, Felsefenin Kısa Tarihi, (Çev: Mustafa Topal), İletişim Yayınları, İstanbul 2013.

Nıgel Warburton, Felsefenin Kısa Tarihi, (Çev: Güçlü Ateşoğlu), Alfa Yayınları, İstanbul 2017.