“Sanat nedir, sanat eserinin özellikleri neler olmalıdır” gibi sorular, “sanat” adı verilen kavramın tarih sahnesine çıkışından beri insanlığın kafasında yer etmektedir. Bu yazıda uzun uzun sanatın insanlık tarihindeki çıkış noktalarını, etki ettiği yerleri tartışmaktansa günümüzdeki sanat anlayışı ve içinde “sanatçı ruhu” bulunduğuna inanan insanların neler yapabileceğini anlatmak istiyorum(ve evet, böyle bir ruha inanıyorum). Bu konuyu incelerken o malum “Sanat ne içindir?” sorusuna da değinmeden olmayacak tabii…

sanat

Sanat Nedir?

Bu tanımı sözlüklere değil; onca okuduğum kitap, gezdiğim müze, izlediğim film ve tiyatroların bir ürünü olan iç dünyama bakarak yapacağım. Aslında tanımı ilk cümlede vermiş oldum. Sanat, insanın iç dünyasının dışa yansımasıdır. Bu iç dünya ne kadar zengin, farklı ve göze-kulağa-hislere(sanatın türüne göre değişkenlik gösterir) o kadar iyi hitap edebiliyorsa sanatçı da o derece “sanatçı”dır. Bir müzikalin, bir tablonun, bir şiirin veya bir romanın güzelliği, tamamen zevklere göre değişkenlik gösterir. O zaman sevilen sanatçılar, neden ve nasıl sevilir; neye göre daha çok tutulurlar?

Sanatçı ve Toplum

Sanatçının toplum(lar) tarafından sevilmesini tek bir kritere bağlamak zordur. Bunu en iyi toparlayan ve anlatan ifade şu olacaktır: Sanatçı düşüncesini hem farklı, hem de anlaşılabilir bir şekilde topluma sunarsa, o toplum tarafından beğenilecektir. Yani sadelik içinde karmaşa, karmaşa içinde de sadelik sunabilmektir başarı. Bir romancı romanını fazla anlaşılmaz ve karışık yazarsa sıkıcı, fazla basit yazarsa da etkisiz kalabilir. Bir senfoni fazla karmaşık, takip edilmesi zorsa müzikal bilgisi iyi olanlar bu senfoniyi beğenmeyecektir; fakat fazla basit melodilere de klasik müzikte yer yoktur.

Gelelim Malum Tartışmaya…

Sanatın ne için olduğu sorusuna hiçbir zaman tam olarak yanıt bulamadım. Sanat, sanatçı neyi ifade etmek istiyorsa onun için olmalıdır. Bir önceki başlıkta dediğim kriter aslında burada devreye giriyor: Anlaşılabilmek. Anlaşılamayan bir sanatçı, sanatı ne için yaparsa yapsın tarih sahnesinde kendisine yer bulamayacaktır. Eğer ki toplum için yapmak istiyorsa, bunu yürekten, toplumun sorunlarını çekinmeden dile getirerek yapmalıdır. Sadece sanat için yapmak istiyorsa da iç dünyasını gerçekten farklı bir şekilde sunup duyulara iyi hitap edebilmelidir. Bu konuda tek söyleyebileceğim, sanat ticari kaygı içerir ve birilerine yaranmak için yapılırsa o zaman sanat olmaktan çıkar. İç dünyamız, kimseye yaranmak için dışa çıkmamalıdır.

Evrensellik ve Kalıcılık

orkestra

Evrenselliğin ve kalıcılığın yegane ölçütü, tek bir döneme veya ülkeye ait olan ögelerden mümkün olduğunca kaçınmaktır. Bu durum sanatçının fikirlerine göre değişebilir. Kimisi “Ben kendi ülkemin veya dönemimin sanatçısıyım.” deyip evrenselliğe ulaşmayı amaçlamaz. Peki; yaşanılan dönemden ve ülkeden kopuk olmak ne kadar doğru? Ben asla tamamen kopuk olunmaması taraftarıyım. İnsan doyduğu toprağın özelliklerini az da olsa mutlaka taşır. Sevmek ya da sevmemek önemli değildir, içimize işlemiştir bu. Bazı acılarsa, insanlık tarihinde yüzyıllardır vardır ve çoğu coğrafyada görülür(açlık, fakirlik, özlem, ölümler). Bu konular ne kadar sık işlenirse, dünyanın farklı yerlerindeki insanlar da kendilerinden bir şeyler bulacaktır. Evrensellik konusunda yapılabilecek en faydalı işlerden biri de, yabancı dil öğrenmektir. Bir sanatçı başka ülkelerde, başka dillerde kendisini ifade edebildikçe saygınlığı mutlaka artacaktır.

“Sanatçı Ruhu”

Yazının başında bir “sanatçı ruhu”ndan bahsetmiştim. Bu tanım kendi geliştirdiğim bir tanımdır ve tamamen kişisel görüşümden ibarettir. Bana kalırsa bazı insanlar gerçekten bu ruhla doğuyor. Dünyanın neresinde doğarsa doğsun, farklı düşünmeyi, olaylara farklı açılardan bakabilmeyi ve yorumlayabilmeyi becerebilen herkeste mutlaka bir sanatçı ruhu vardır. Bu ruhu kendisinde keşfeden insanaysa, sanatın hangi dalında kendisini geliştirmek istediğini seçmek kalıyor. Burada da aslında yapılacak şey basit: Denemek. Müziği, resmi, edebiyatı, dansı, oyunculuğu… Aklınıza ne gelirse, sanat dalları hakkında bilgi edinmeye başlamak bunun yolunu açacaktır. İnsan bir şeye ilgi duydu mu onu mutlaka fark ediyor. Sadece o şeyi görmek ve tanımak gerekiyor. Sanatı tanıyın, gerekirse tanıma konusunda biraz kendinizi zorlayın. Her boş gününüzün 10-15 dakikasını farklı bir sanat dalını incelemeye, o dalda verilmiş eserleri incelemeye ayırabilirsiniz.

Sonuç

Sanat Eseri Nedir, Yenir Mi? | Sanat ve Sanatçı Üzerine 1
“Bugünlerde insanlar her şeyin fiyatını bilirken hiçbir şeyin değerini bilmiyor.” -Oscar Wilde

 

Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı’nda “Sanat güzeldir, çünkü faydasızdır. Sanat hayattan kaçmaktır.” der. Yalnızca hayallerimizde saf mutluluğa ulaşırız, geri kalan mutluluklarsa sonlu ve muhakkak kusurludur. Sanat, bu hayalin mümkün mertebe gerçeğe dönüşmesinde harika bir araçtır. O an ne hissediyorsanız, onun dışa vurulmasıdır. Sanat, hayatı güzelleştirmektir.

Son olarak, sanatın herhangi bir dalına atıldıktan sonrasıyla ilgili sanatçı adaylarına birkaç ufak tavsiye vermek istiyorum:

  1. Sanat, bilim değildir. Mutlak doğrularla hareket etmenize gerek yok. Sanatta tek doğru, içinizdeki sestir.
  2. Sanat, “o an” hissedilenin dışa vurumudur. Eğer ki eseriniz yazılı bir eserse, bu eserin bazı kısımlarını ileride değiştirmenizi tavsiye etmem(biliyorsunuz bunu yapan yazar ve şairler var). Düşünce ve hisler değişkendir ama sanat eserinin değeri tekliğindedir. Bırakın, o an hissettiklerinizle kalsın.
  3. Sanat zorlamayla yapılmaz ve kesinlikle sevilmek zorunda değildir. Sevmiyor olabilirsiniz, kesinlikle sıkıntı yok :).

Yazımı sonlandırırken, Oscar Wilde’ın “Dorian Grey’in Portresi” kitabının ön sözünü incelemenizi tavsiye ediyorum:

http://www.tkitap.com/onsoz-oscar-wilde-sanat-tamamen-faydasizdir/

Sanatla, özgür düşünceyle kalın…