Selamlar KreatifBiri okuyucuları geçen haftaki belgesel değerlendirmemin devamı olarak bu hafta da kadınlar üzerine olan cinsellik baskısı ile devam edeceğim.

“The Story Of Femininity” olarak başlıyor ikinci bölüm. Bu sefer iki hanım var kamerada. Genel olarak onların bahar tatili ekseninde geçiyor konu. İlk haftaları ve fazlasıyla eğlenmek istediklerini söylüyorlar. Gittikleri eğlencede bir bikini dans yarışmasına denk geliyorlar ve bahsettiğim hanımlar yarışmaya katılıyor. Organizasyonu ayarlayan adam isterlerse danstan “fazlasını” yapabileceklerini söylüyor yarışmayı kazanmalarına yardımcı olması için. Kızlardan birinin dansı bitiyor ve dans bitiminde sunucu kıza “dön ve çömel benim gördüğümü onlar da görsünler” diyerek poposunu seyirciye doğru döndürüyor. Kız bu anları belgesel kameramanına “doğal değildim ve kendimi çok güçsüz hissettim.” olarak aktarıyor. Aynı sunucu diğer dans eden kıza göğüslerini açmasını söylüyor, kız reddediyor ve gösteriyi izleyen tüm erkekler hanımefendiyi yuhalamaya başlıyor.

Cinsel Taciz

Bu cinsiyetin kadın bedeni üzerinde temellendirildiği dünyada şaşırmadığımız bir tablo elbette. Kadın bedeni üzerinde hak sahibi olduğunu düşünen erkek, karşı cinsine fazlasıyla baskı göstererek hak sahibi olduğunu düşündüğü şeyi almak adına istediği her lafı söylemekte özgür olduğu kanısında..

İkinci bölümde kızlara ergenlikleri hakkında sorular soruluyor. Genel olarak şunu görüyoruz ki o dönemdeki erkek bireyler, medyanın ve popüler kültürün dayattığı ideal kadın bedeni ve güzelliği üzerine koyduğu normlar sebebiyle karşı cins akranlarını sürekli karşılaştırmaya itiyor ve içgüdüsel olarak bu durum kadın bireyinde kendi cinsine karşı kıskançlık ve kompleks sorunlarını daha fazla büyütüyor. Bundan dolayı da kadın, estetik olarak daha iyi olmalıymış hissiyatıyla kendini göstermeye ve ilgi çekmeye çalışmaya daha meyilli oluyor. Danslı müzikli partilerin baş kahramanının sürekli kadın olmasının sebebi tam olarak bu. Kendini göstermeyi, fark edilmeyi bu karşılaştırma algısından ötürü güç olarak nitelendiren hem cinslerim, her daim birbiriyle de yarışmaya devam ediyor.

Cinsellik

Medya konusu cinsiyet ve cinsellik temelinin mihenk taşı belgeselde de, ünlü şarkıcıların ve oyuncuların güzelliklerinin sürekli ön planda olması sorunsalını dile getiriyor. İnternet ve televizyon kadın cinselliği ve ideal kadın figürleri üzerindeki bir örüntüyle ilerliyor. Bulunduğu her alanda “ideal” baskısını sürekli hisseden kadın, kendini “ideal” hissetmediği her aksi durumda daha mutsuz, daha kompleksli olmaya devam ediyor. Cinsel olarak karşı cinsin onu arzulaması, kendi kendini tasdikleme şekli esasen, ”Arzulanıyorum, değer görülüyorum, hemcinslerimle belirsiz bir yarışın içindeyim ve kazananlardan olmalıyım. Ancak bu şekilde benliğimi bulabilirim.”.

İki cinsiyetin de hemcinslerine yarattığı sorunlar ne kadar da acınası değil mi? Kadın kendini ne kadar gösterebilirse o kadar kadın, erkek ne kadar kadınla beraber olabilirse o kadar erkek… Bireyler olarak birbirimiz üzerinde kurduğumuz algıya bak hakikaten çok trajik.

Cinsel Taciz Kültürü

Belgeselin devamında sahildeler. Erkeklik mesajını güç ve saldırganlık kelimeleriyle örtüştürerek vermemizin sekse de yansıdığından bundan dolayı da “cinsel saldırganlıkla yoğurulan erkeğin rızaya dayalı cinsel aktiviteden çeşitli seviyelerde cinsel baskıya geçmesinin çok zor olmayacağından, bununla beraber karşısındaki kız istemese dahi karşı cinsini cinsel açıdan müsait olmaya zorlayacaklarından” bahsediyor Dr. Robert Jensen. Çok ağır olan kısmı işte burası. Ne kadınlar ne de erkekler bu durumun ağır bir cinsel taciz olduğunun farkında bile olmuyor kendi psikolojilerinde yarattıkları bu iğrenç dayatmalar yüzünden. Belgeselin bu bölümünde plajdaki erkekler fazla içki içtiklerinde her kadının seks istediğini ve hepsinin aslında çok azgın bireyler olduklarını dile getiriyorlar. Aynı şekilde kadın bireyler fazla alkol alarak yaptıkları bilinçsizce sevişmelerin tacize ve tecavüze girebileceğinin farkında bile değiller.

Cinsel Taciz

Kısacası toplumda cinsiyetin verdikleri inanılmaz yanlış mesajları ne kadar doğru değerlendirdiğimiz çok önemli. Buradaki asıl temel ise kendimize duyduğumuz saygı ve güven. Kendi değerinin farkında olan herhangi bir birey, hangi cinsiyette olursa olsun o cinsiyetin yarattığı beklentilerle, tabularla fazlasıyla güçlü bir şekilde başa çıkabilecektir.

Kadınlığın, erkekliğin bizden daha büyük mesajlar ve algılar yaratamayacağı bir toplumda yaşıyor olma temennisi vermeyi çok isterdim. Nitekim bunlar, hiçbir zaman olamayacak kadar köklenmiş normlar… Çevrenizin ve kendinizin öz saygısına her daim sahip çıktığı güzel bir ömür diliyorum sizlere sayın okuyucularım. Haftaya görüşmek üzere.