Sevilemeyenler : The Unlovable Syndrome | KreatifBiri

Sevilemeyenler : The Unlovable Syndrome

Bu hafta yüzümüze çarpacak gerçek belki de en acıklı olanı. Toplumun en çok acı çeken kesimlerinden birisine yakın çekim yapacağız bu sefer: Sevilemeyenlere. Bir çoğunuzun “işte bu ben” diye iç geçirdiğini duyar gibiyim. Ancak bahsedeceğimiz kesim sevdiği kişiden yanıt alamayanlar, açılmaya cesaret bulamayan platonik aşıklar veya acımasızca reddedilenler değil maalesef.

The unlovable syndrome; türkçesiyle sevilmeyi hak etmeme sendromu, modern psikolojide son derece ciddi bir problem olarak ele alınır ve görülme sıklığı giderek artıyor olsa bile halen toplumun çok çok ufak bir kesiminde rastlanabilmektedir. İkili ilişkilerde başarısız olan kişiler yerine sevilemez olduğuna tamamiyle ikna olmuş kimseleri kapsar. Önceleri depresyon benzeri rahatsızlıkların yan bir dalında ve kendini değersiz hissetme adı altında incelenmekte olan bu durum, nörobiyolojik sebepleri gün yüzüne çıktıkça ciddi bir ruhsal bozukluk olarak tek başına ele alınmaya başlanmıştır.

sevilemeyen

Sevilemeyenlerin Özellikleri

Sevilemeyeceğine ikna olmuş kimseler genelde dışarıdan karamsar ya da asosyal bir görüntü çizmezler. Fakat alışılagelmemiş davranışları dolayısıyla toplum tarafından kabul görmesi zor bireylerdir. Kendilerini bolca yargıladıklarından fiziksel ve zihinsel olarak iyi tanırlar. Kişisel zaaflarını ve zayıflıklarını pek saklamazlar. Her durumda sevilemeyeceklerinden emin oldukları için toplumsal kısıtlamalara daha az uyarlar. Bu durum onlara zaman zaman fazlaca özgüvenli bir görüntü verebilir. Ancak çoğu zaman konuşmalarıyla özgüvensiz bir hava verirler. Genelde dürüst ve açık sözlü insanlar olurlar. Rol yapmak veya karakterleri dışında davranmak her zaman onlar için ağır bir yüktür.

Bu kimselerin asla sevgilisi ya da arkadaşı olmaz diye bir kural yoktur. Genelde insan ilişkilerinde dürüst oldukları vakit yalnız bırakılmaktan muzdariptirler. Sevilemeyen kişiler yeni ilişkiler kurmak konusunda gönülsüzdür. Ancak bunu yapacakları zaman da kendi liglerinin üzerinde ve bir çok özelliği bir arada barındıran komplike kişilikleri seçerler. Bu durum, kendi kendine sevilebileceğini kanıtlama arzusundan kaynaklanmaktadır.

Bu kimseler kendileri ve içinde bulundukları durum hakkında çokça düşünmüştür. Bu yüzden bu kişilere söylenebilecek en kötü iki şey kötü özellikleri ve değişmeleri gerektiğidir. Örneğin kilosundan ötürü sevilemeyeceğini düşünen bir kimseye “kilo versen olur aslında” demek bir nevi onun düşüncelerini doğrulamaktır. Kişi, kilo verirse olacağının sizden çok öncesinde farkına varmıştır fakat o haliyle “olduğu gibi” sevilebilmek, kişinin asıl gerçekleşmeyen arzusudur. Bu arzunun hiç bir zaman gerçekleşmeyeceğine olan inancı bu tarz tavsiyelerle pekişir.

sevilemeyen

Sevilmeyi hak etmeme durumunun ilk aşaması şüpheyle başlar. Sevilemeyenlerde bu şüphe iki türlüdür. İlki yeterli olmama şüphesidir. Yeterince güzel, çekici, akıllı, başarılı ya da ilginç olamamak benzeri düşünceler kişide kendini “Acaba bu yüzden sevilmeyi hak etmiyor muyum?” şüphesiyle tamamlar. Diğer şüpheyse aşırılıktır. Gereğinden fazla sorunlu/sorun çıkaran, düzensiz, hassas, duygusal, karamsar vb. olma düşünceleri pekişerek yine sevilmeyi hak etmeme sonucunda birleşir.

Hepimizin kıymetsiz hissettiği zamanlar ve de yukarıda saydığımız ihtimalleri düşündüğümüz anlar olmuştur. Peki sevilemeyenleri hayatlarının geri kalanında öyle olduklarına inandıran etken nedir? Psikiyatride bunun nedeni olabilecek faktörler bir kaç başlıkta incelenmiş.

Ailede Görülen Yetersiz Sevgi

sevilemeyen

Çocukluk yıllarımızda ailemizden yeterli ilgi ve sevgi göremediğimiz zaman bu durumu ailemizin bir eksikliği olarak algılamamız çok zordur. Bunun sebebi mental irademizin, asla değiştiremeyecek olduğumuz ailemizin böyle bir konuda yetersiz olabileceğini kavrayabilecek güçte olmamasıdır. Yani küçük yaşlarda ebeveynlerimizin yetersiz olduğunu kabullenmek çok zordur. Böyle bir durumda hatayı onlarda aramak yerine kendimize bakarız. Yeterli sevgi göremeyişimizin nedeni olarak kendi kusurlarımızı görürüz.

Bu düşünme şekli zamanla bir alışkanlık haline gelerek yetişkinlikte kendini sevilmeyi hak etmeme sendromu olarak gösterir. Ancak çocukluğunda böyle travmalar yaşamamış kimselerde sendromun görülme sıklığının hemen hemen aynı olması düşündürücüdür. Çünkü yetişkin kimseler ilgi ve sevgi görmediğinde düşünce yapıları bunun sebeplerini birden fazla açıdan bakarak açıklayabilecek olgunluğa erişmiştir.

İlgi görmediği durumlarda içerisinde bulunduğu durumu:
– Belki beni seviyor ama şu anda başka endişeleriyle meşgul.
– Belki beni seviyor ama sevgisini gösteremiyor.
– Belki ben karşımdaki kişiden görmek istediğim ilgi miktarı konusunda yeterince net olamadım.
– Belki beni seviyor ama sevgisini gösterdiği vakitler fazlaca incinmiş olduğundan çekiniyor.
– Belki beni sevmiyor. Birbirine uyumlu kişiler değiliz. Ancak bu benim başkası tarafından sevilemeyeceğim anlamına gelmez.

gibi bir çok düşünceyle açıklayabilir. Sevilemeyenler ise bu şekilde düşünmeyi mantıklı bulmazlar. Onlara göre sevilemez olmalarının değişmez netlikte kanıtları vardır ve yaşadıkları her olumsuz tecrübe bu kanıtları pekiştirir.

Nörobiyolojik Sebepler

Beynimiz bazı durumlara bilinçsiz tepkiler verecek şekilde evrimleşmiştir. Bu tepkilerden birisi de “Separation distress response ” yani SDR olarak bilinir. Birisiyle bağ kurarken bu bağ herhangi bir sebepten koptuğunda veya cevap beklediğimiz bir anda cevap alamazsak beyin sapımızdan beynimize doğru bilinçsiz bir şekilde SDR alırız. SDR basitçe beynimize hangi yönde düşünmesi gerektiğini söyler.

sevilemeyen

Bu düşünce tepkisiz kalmak ya da boş vermek de olabilir, karşıdaki kişiye sinirlenmek de. Ancak bazı durumlarda SDR beynimizin hafıza merkezini tetikleyerek az önce neler olduğunu tecrübelerimizden aldığı yardımla açıklamaya çalışır. Kişilerin yaşanan durumla alakalı tecrübesi fazlaysa bu durum sıkça görülür. Bu durum her yaşandığında beynin duygusal tepki merkeziyle hafıza arasındaki nörotik bağ miktarını arttırır. Bir diğer deyişle sevilemeyen kişi sevilemez olduğuna dair tecrübe yaşadıkça geçmişi hatırlamaya ve bu konuda kendisini suçlamaya daha da meyilli hale gelecektir.

Bu süreci başlatan etmen ise tecrübeye verilen önemle alakalıdır. Sizin için kıymetli birisiyle kurmaya çalışacağınız ve olumsuz sonuçlanan bağ bir tetikleyici olabilir.

Toplumsal Yapı

Elbette yine iletişimden ve sosyal medyadan bahsedeceğiz. Günümüzde internet üzerinden hayatımızın giderek daha çok ayrıntısının paylaşıma açılması kişilerde daha çok özelliğe sahip olma gereksinimi doğurmuştur. Öyle ki çevremizde herhangi bir yeteneği ya da göze batan özelliği bulunmayan “düz insan” neredeyse kalmadı.

Hem kendimizin hem de hayatımızın sergilenebilecek bir çok farklılığa ve ilginçliğe ihtiyacı var. Bu durum daha önce bahsetmiş olduğumuz yetersizlik ve aşırılık gibi şüphelerin doğuşuna hiç olmadığı kadar zemin hazırlıyor. Gördüğünüz binlerce takipçili kişilerin başkalarıyla arkadaş olurken size cevap bile vermeyeceğini bilmek her gün defalarca kıymetsiz hissetmenize sebebiyet verebilir ve sevilememe sendromuna varacak nörotik bozukluklara yol açabilir.

sevilemeyen

Sosyal medya ve internetin yanı sıra günlük yaşamda da bu duruma yatkın kişileri kolayca içeri itecek bir çok etmen var. Adı konulmuş veya konulmamış ahlak kuralları, moda ve giyim-kuşam, cinsel ve duygusal açlık gibi bir çok şey sayabiliriz. Sevilemeyen kimseler de bir anlamda yazılı olmayan bu kuralların bir çoğuna uymaktan keyif almayan ya da bıkmış kimselerdir. Sevilmek için çabalamak yerine kabullenmek ve vazgeçmeyi tercih ederler.

Gerçek Sevilemeyen

Yine işin en ilginç kısmına geldik. Yazının bu bölümüne kadar sevgiye layık olmama durumunu, zihinsel bir yanılgı olarak ele aldık ve konuştuk. Bu kısımda ise bir başka ihtimali konuşacağız. Gerçekten sevgiye layık olmamayı.

Evet. Gerçekten sevgiye layık olmamak diye bir şey olabilir mi? Sevilmek de tıpkı yaşamak gibi temel bir hak mıdır? Sevilemeyenlerden bahsederken onların özgüvenden mahrum olduğundan, toplumsal bir çok kuralı reddettiğinden ve sürekli olumsuz tecrübeler yaşadığından söz ettik. Peki bir kişinin sevgiye layık olmadığına kanıt bunlar değilse nedir?

Özgüven kişiyi en çekici yapan özelliklerden birisidir. Bundan mahrum olan kişi sürekli olumsuz tecrübeler yaşıyorsa muhtemelen yüksek dış görünüş standartlarına da sahip değildir. Karakter özellikleriyle de toplumdan sıyrılan bu kimse niçin ille de birileri tarafından sevilmelidir? Bunun kararını veren kişiye ait özellikler dışında nedir, kimdir?

Belki de bizlerin psikolojik bir sıkıntı olarak düşündüğü bu durum, aslında yalnızca kişinin kendisine dair yaptığı objektif bir değerlendirmenin sonucudur. Yaşamış olduğu hayat sonucunda belki gerçekten de sevilmeye layık olmayan birisi haline gelmiştir.

Bu durum birazcık “deliler mi akıllı biz mi” olayına benzese de üzerine düşünülmesi gereken bir fikirdir. Zira sevilmeyi hak etmediğini düşünen birisine bunun tersini kanıtlamanın tek yolu değer verdiği kimse tarafından kendi iradesiyle sevgi görmesidir. Bu durum yaşanana kadar bu kişinin haksız olduğunu söylemek aslında mantıksızdır. Bu durumu yaşayan kimseler artık sevilemeyen olmazlar. Henüz yaşamayanların ise böyle bir tecrübe edinip edinmeyeceği meçhuldür. Bu açıdan sevgiye layık olmama durumu, tecrübeyle sabit bir gerçekten başka bir şey olamaz.

Okuyan herkese teşekkür ederim. Fikirlerinizi bana yazmaktan lütfen çekinmeyin. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Kaynaklar:

https://www.psychologytoday.com/intl/blog/stronger-the-broken-places/201605/the-myth-being-unlovable
https://lindagraham-mft.net/the-neurobiology-of-feeling-unlovable-2/
http://psychogendered.com/2016/06/do-there-exist-unlovable-people/
Article: The Unlovable Syndrome

Bilgiyi Yay
Written by Burak Cenik
Amatör hikaye yazarı. Elektrik-elektronik mühendisi. 25 yaşındayım. Bilim, felsefe ve hayat dinamiklerini bir arada düşünmeyi severim. Yazmadan duramadığım için yazıyorum.

Leave a Reply