“Herhangi bir nedenle herhangi birinin evrenin amacının tam olarak ne olduğunu ve neden burada olduğunu keşfetmesi halinde evrenin o an ortadan kalkacağını ve yerine daha da garip ve anlaşılmaz başka bir şeyin geçeceğini söyleyen bir kuram var. Bunun zaten gerçekleşmiş olduğunu söyleyen başka bir kuram daha var.”

Douglas Adams

Antik Yunan’dan günümüze süregelen kozmolojik evrim, birçok farklı evren modelinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Başlangıçta basitti bu modeller, Dünya’nın merkezde olduğu geri kalan her şeyin bu merkez etrafında döndüğünü iddia ediyorlardı. Bu tarz iddiaların geçerliliği 16. yüzyıla kadar sürdü. Önce Kopernik, sonrasında Isaac Newton’un çalışmalarıyla bu antik evren modelleri de rafa kaldırılmış oldu.

Yine de, yeni resmedilen evren basit denebilecek bir yapıdaydı. Newton’a göre, sonsuz zamandan bu yana var olan, sonsuza kadar var olacak sabit bir uzay sahnesiydi evren. Bu sade evren profili 1915 yılına kadar kabul görmeye devam etti.

Albert Einstein’ın 1915’de genel görelilik teoremini sunması, kozmolojik evrim tarihinde de bir kırılma noktası oldu. Bu tarihten itibaren, genel görelilik denklemleri kullanılarak pek çok evren modeli tanımlandı. Bazıları akla yatan, bazılarıysa bilim-kurgu gibi duran bu modeller hakkında J.J. Thomson şöyle diyordu: “Einstein uzayımız, de Sitter uzayımız, genişleyen evrenlerimiz, büzüşen evrenlerimiz, titreşen evrenlerimiz var. Aslına bakarsanız, bir matematikçi yalnızca bir denklem yazarak evrenler yaratabilir ve bireyci biriyse de kendi özel evrenine sahip olabilir.”

Tüm bu modeller arasından sıyrılan bir evren de matematik dehası Kurt Gödel’e aitti. 1940’da Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsüne katılan Gödel ile Einstein arasında kısa sürede samimi bir dostluk kurulmuştu. Bu dönemde, Einstein’ın ricası üzerine genel görelilik denklemleri üzerinde çalışmaya başlayan Gödel, çalışmalarının sonunda ekseni etrafında dönen bir evren modeline ulaştı.

1949 yılında yayınlanan “Einstein’ın Kütleçekim Alan Denklemlerine Yeni Tür Bir Kozmolojik Çözüm Örneği” adlı makalenin sonuçları, başta Einstein olmak üzere pek çok bilim insanını şaşırtmıştı. Bunun başlıca sebebiyse Gödel, evrenin zaman yolculuğuna izin veriyor olmasıydı.

Gödel
Image credit: Shutterstock

Gödel’in Zaman Kavramı

Gödel’in ulaştığı sonuçlar evrenin döndüğü anlamına geliyordu. Gerçekliğin bu halinde, evren genişlemiyordu ve içerdiği tüm maddeyle birlikte, bir eksen etrafında sabit hızla dönüyordu. Dönüşün maddeyi dışa doğru iten etkisini dengelemek içinse Einstein’ın kozmolojik sabitini negatif bir değerle çalışmasına eklemişti Gödel. Bu evrenin diğer bir ilginç özelliği de zaman yolculuğuna izin vermesiydi. Uzay-zamanın yapısında kapalı zaman döngüleri olabileceğini fark eden Gödel, bunun gerekli hızlara ulaşıldığında zaman yolculuğuna izin vereceğini keşfetmişti. Yani bir rokete atlayarak, evrende belirli bir yolu belirli bir hızla (Gödel bu hızı hesaplamaya çalışmış ancak kesin bir cevaba ulaşamamıştı) kat ederek başladığınız noktanın gerisine dönebilirsiniz. Bu yolculuk pratikte büyük zorluklar barındırsa da zamanda geri gitmeyi teoride mümkün kılıyordu. Bu durum bilim dünyasında zaman paradoksları hakkında birçok tartışmayı fitillemiş oldu.

Gödel

Bu tartışmaların çoğunda artık klasikleşen büyükbaba paradoksu gibi argümanlar yer alıyordu. Birçok kişi geçmişi değiştirmenin tutarsızlığından kaynaklanan rahatsızlıkla Gödel’in tezini reddediyordu. Ancak onun çıkarımları doğruydu, sıkıntı bizim zaman yolculuğunun özünü kavrayamamış olmamızdı. Anlaşılmamış olan konu özetle şuydu: yaşanmış ve yaşanacak olan her şey çoktan olmuştur. Netflix’in Dark serisinde de izlediğimiz gibi, değiştirmeye çalıştığınız geçmişin ancak bir parçası olabilirsiniz.

Gödel’in yaklaşımı ise farklıydı. Onun amacı zaman yolculuğunu kanıtlamaktan ziyade zamanın akışının objektif olmadığını göstermekti. “A World Without Time: The Forgotten Legacy of Godel and Einstein” kitabının yazarı Palle Yourgrau’nun sözleriyle:

“Gödel’e göre eğer zaman yolculuğu var ise, zamanın bizzat kendisi yoktur. Bu büyük mantıkçının amacı, birinin favori Star Trek bölümüne fizik disiplininde yer açmak değildi, bundan ziyade, eğer biri göreceliliğin mantığını, babasının girişimde bulunmaya istekli olduğundan daha da ileriye götürürse bunun yalnızca bulguları belirginleştirmekle kalmayıp aynı zamanda zamanın gerçekliğini de elimine edeceğini göstermekti.”

Sonuç

Bugün, Gödel’in evreninde yaşamadığımızı biliyoruz. Evrenin genişlediğine dair somut kanıtlara sahibiz ve evrenin döndüğüne dair bir gözlem de bulunmuyor.

Gödel’in dönen evren modeli kozmoloji alanındaki ilk ve tek çalışması olarak kaldı. Bu çalışma, her ne kadar evrenin gerçek bir profilini çıkartmasa da bilim dünyasına bazı önemli şeyler öğretti. Genel göreliliğin zaman yolculuğuna izin verdiğini kanıtlayan Gödel, evrenin yerel ve global anlamda ne kadar farklı olabileceğini de ilk gösterenlerden biri oldu.

Yararlanılan Kaynaklar: 1, 2

Editör: Cansu Köse