Bilim için çoğu şeyi göze alabiliriz. Tehlikeli bir yol olsa da risk alarak o yolda devam edebiliriz. Peki hiçbir şeyden habersiz, sağlıklı 22 çocuğun hayatını asla değişmeyecek şekilde mahvetmeyi göze alabilir miyiz? İşte bu sorunun cevabı 82 yıl önce yıl önce yapılan tarihin en acımasız deneylerinden birinde saklı.

Tarihin Ürpertici Deneylerinden: Canavar Deneyi 1

Bundan 80 küsur yıl önce kekemelik büyük bir sorundu ve çözümüne dair bilim dünyasında henüz bir çalışma yapılmamıştı. Psikoloji alanının büyük ilgisini çeken bu konu hakkında 1939 yılında Iowa Üniversitesinden Dr. Wendell Johnson ve Dr. Mary Tudor, bilim etiğini yok sayarak 22 yetim çocuğun hayatını toptan değiştirecek bir deneye imza attı. Canavar çalışma deneyi olarak bilinen canavar deneyin detayları ise oldukça korkunçtu ve asıl büyük sorun da; ne çocukların bu deneyden haberi vardı ne de orada çalışan yetkili insanların.

Deney Düzeneği

Deneyin baş isimlerinden biri olan Wendell Johnson, çocukluğunda konuşma sorunu ve kekemelikle boğuşan biriydi. Bu konuda deneyimli olduğundan dolayı diğer çocuklarında aynı dertten muzdarip olmaması için Mary Tudor ile birlikte 22 yetim çocuk için bir deney düzeneği kurdular. Amaçları bu çocuklara konuşma terapisi uygulayarak konuşmalarındaki düzelmeyi gözlemlemekti.

canavar deneyi

İlk olarak araştırmacılar çocukları birinci ve ikinci grup olarak ikiye ayırdı. Deneydeki 22 çocuktan 10’u kekemeydi. Bu çocuklardan 5’i birinci gruba, diğer 5’i de ikinci gruba aktarılırken geri kalan 12’si de iki gruba dağıtıldı. Birinci gruba olumlu konuşma terapisi uygulandı ve konuşmalarının ne kadar düzgün, akıcı olduğuna dair övgülerde bulunuldu. İkinci gruba ise tam tersine olumsuz terapi uygulandı ve konuşmalarını olabildiğince kötülendi, en ufak hatalarında bile konuşamadıkları hatta kekeme olabilecekleri söylendi.

Çalışma 5 ay boyunca devam etti. 5 ay sonunda alınan sonuçlar pek de iç açıcı değildi. Birinci grupta yapılan olumlu terapi biraz olsun sonuç verse de ikinci grup beklenilen tepkiyi veremedi. Olumsuz terapi durumun daha da tersine gitmesine sebep oldu. Çalışma öncesinde hiçbir sıkıntısı bulunmayan 5 yaşındaki Norma ve 9 yaşındaki Betty, terapi sonrasında konuşmayı reddetmeye başladı. Diğer sıkıntısı olmayan çocuklar da aynı şekilde tepki vermeye başlamışlardı. Deneyin üzerinden belli bir zaman geçmesine rağmen aynı şekilde devam etti.

Ne Kadar Etik?

Deney süreci başlamadan önce ne çocukların durumdan haberi vardı ne de yetimhanede çalışan görevlilerin. Bu sebeple deney süreci bilim dünyasında uzunca bir süre etik dışı olarak görüldü. Deneyin sonucu ise daha kendi varlığının bilincinde olmayan çocuklar üzerinde hiç olmaması gereken bir etki bırakmıştı. Deney için herhangi bir dava açılmadı hatta Johnson ve Tudor defalarca yetimhaneye giderek çocuklarının durumunun iyiye gittiğini savundu. Ancak bu çocukların okuldaki başarısı da kötüye gitmeye başladı ve daha sonrasında etkilenen çocuklara belirlenen bir miktarda tazminat ödendi. Üniversite tarafından özür dilense de Tudor çalışmaların kekemelik araştırmalarına katkı sağladığını belirtti.

Tarihte yapılan daha korkunç deneyler var tabii ki ama daha kendi bilincinin farkında olamayan çocuklar için bu deney kaldıramayacakları bir düzeydeydi. Deneyin üzerinden 80 küsur yıl geçmesine rağmen hala adından söz ettiriyor ve tartışma konusu olmaya da devam ediyor.

Kaynakça: 1, 2

Editör: Sena Baki