KreatifBiri | Yaratıcılığını Keşfet!

Üçüncü Gözümüz: Epifiz Bezi

Epifiz Bezi Nedir?

Epifiz bezi  bir bezelye büyüklüğündedir ve beynin geometrik olarak tam orta noktasında yer alır. “Pinecone”- “çam kozalağı” ile bağlantılı olarak latin “pine”- “çam” kökünden gelmektedir. Çam kozalağı sembolü Sümer, Yunan ve Roma geleneklerinden Vatikan’daki  Çam Kozalağı Çeşmesi’ne ve papanın asasına kadar antik dünyanın her yerinde görülüyor. Asıl görevi seratonin, melatonin ve DMT molekülü hormonlarını salgılamaktır.

epifiz bezi

Seratonin; yaşamdan zevk almamızı sağlar. Melatonin de büyüme hormonudur. DMT molekülü ise ruhumuzla iletişimimizi sağlar, farklı bilinç seviyelerine ulaştırır ve dolayısıyla hayatımızda sezgisel gücümüzü ve psişik yeteneklerimizi geliştirmemiz için bir zemin hazırlar. DMT’nin, uyku sırasında, ruhsal ve gizemli deneyimler sırasında ve ölüm sırasında salgılandığına inanılır.  Mideye girdiğinde, diğer tüm uyuşturucu ilaçların ötesinde, en güçlü halüsinojenik etkiye sahip bir kimyasal bileşene sahiptir

Yapısal anlamda gözün yapısıyla benzerlikleri olsa da en büyük farkı gözlerimiz ışığa duyarlıyken ve fonksiyonları ortam ışıklı iken devreye girerken, bu bez işlevsel hale geçmek için karanlık ortamı beklemektedir. Epifiz bezinin en aktif olduğu zaman, gece 3 civarı olarak bilinir.

Epifiz Bezi’nin Tarihi!

Kökeni antik dönemlere, Descartes’a ve gizem bilime (okültizm) kadar uzanan sayısız hikaye anlatılır… 

“Üçüncü göz” ya da “aklın ışığı’’ olarak da adlandırılan epifiz bezinin, meditasyon yoluyla Astral seyahat deneyimi yaşamak isteyen insanın fiziksel ve doğaüstü-spiritüel dünyaları arasındaki geçiş kapısı olduğuna inanılır. Descartes insan ruhunun bu salgı bezinde “oturduğunu” iddia etmiştir.

Epifiz bezinin tarihini günümüze dek izlemek oldukça ilginç ve gizemlidir. Kadim insanlar bu minik yapıya büyük önem verdiler. M.Ö. 4’ncü yüzyılda Yunanlı anatomi uzmanı Herophilis bu beze ‘düşünce akışını düzenleyen büzücü kas’ adını verdi. Bu tanım, epifizin zihinsel ve fiziksel alemler arasında bir güç çevirici (dönüştürücü) olarak işlev yaptığını düşünmemize neden olmuştur. 

1886′da iki mikro anatomi uzmanı, H.W. De Graff ve E. Baldwin Spencer, birbirlerinden bağımsız olarak epifizin, küresel bir lens ile dolu içsel bir odayı çevreleyen pigmentli retina hücreleri olan dışsal gözlerin tüm önemli özelliklerine sahip olan, dumura uğramış bir göz olduğunu keşfetti. Daha sonraki araştırma bezin aslında hem direkt olarak hem de dışsal gözden gelen sinir yolları vasıtasıyla çevresel ışığa tepkiler verdiğini kanıtladı.

papa reiz

Epifiz bezi, Roma’da katolizmde temsil edilmektedir; epifizi sanatsal olarak çam kozalağı şeklinde resmederler. Eski çağlardaki toplumlarda, özellikle Mısır ve Romalılar epifiz bezinin yararlarını biliyor ve bunu geniş sembolojilerinde göz sembolü ile sembolize ediyorlardı.

Fransız düşünür, yazar Voltaire de epifizin sırrını çözmek için birçok otopsi yapmıştır. Epifiz bezinin deniz seviyesinde çok az, yükseklerde ise daha fazla hormon salgıladığı bilimsel bir gerçektir. Bu yüzden tarih boyunca tüm ibadethaneler olabildiğince yükseğe yapılmıştır.

Yani ibadethanelerin yükseğe yapılmasının sebebi matematiksel olarak tanrıya yakın olmak değil ama bir nevi bu hormonun da yardımıyla üst bilinçlerle daha fazla iletişimde bulunmak olarak iddia ediliyor.

Sodyum Florür(Florid) ve Epifiz Bezi

1990ların sonlarında, Jennifer Luke adlı bir bilim adamı, sodyum floridin epifiz üzerindeki etkileri konusunda ilk çalışmaları başlatmıştır. Luke,beynin orta yerinde bulunan epifiz bezinin, florid için bir hedef olduğunu bildirdi.Epifiz bezi,bedendeki kemikler de dahil diğer fiziksel maddelerden daha fazla floridi absorbe etmekte, emmekteydi.

Daha sonra yapılan çeşitli araştırmalar da sodyum floridin beyindeki en önemli bezde absorbe edildiğini kanıtlamıştır. Sodyum florid, beynimizdeki en önemli salgı bezimize saldırıda bulunmaktaydı. Sodyum florid, yiyeceklerde, içeceklerde, banyolarda,içme sularında bulunur. Japonya,Çin,Belçika,İsveç,Norveç,Finlandiya, gibi bazı ülkelerde florürün suya katılması yasak. Ülkemizde ise şebeke suyunda florür hala kullanılmaktadır. Sadece çeşme suyu değil soda, hazır meyve suları, gazlı içecekler, içine su katılan aklınıza ne geliyorsa; birçok üründe florür bulunuyor.

fluoride

Sodyum florid, Amerika’daki içme sularının %90’ına konmaktadır. Marketlerde satılan su filtreleri floridi filtre etmez, sadece tersine ozmoz ya da su damıtma ile filtrelenebilir. Bunun en ucuz yolu da bir su damıtıcısı almaktır.

Sodyum florid gerçek anlamda kitleleri aptallaştırır. Naziler ve Ruslar, konsantrasyon kamplarında kampta bulunanları otoritenin sözünü dinleyen ve otoriteyi sorgulamayan bir hale getirmek için sularına sodyum florid katmışlardır.

Ülkemizde çay tüketimi de oldukça yaygındır. Florid ayrıca siyah ve yeşil çayda da bulunmaktadır. Çay bitkisi yüksek oranda florid tutar . Kullandığımız çayların kalitesi ne kadar düşükse içindeki florür oranları da bir o kadar fazladır.

Piyasada adı geçen, kullandığımız neredeyse bütün diş macunlarında florür eksik olmaz. Yanlış bilinen bir gerçek ki; diş macunundaki florürün diş minelerini kuvvetlendirmek ve diş çürüklerini engellemek için kullanıldığı, keza şebeke sularına ve içme sularına da bu sebeple katıldığı söylenmektedir.Halbuki tam aksine araştırmalar floritli diş macunu kullanan kişilerin kullanmayanlara göre dişlerinde daha fazla çürük gözlenmiştir.

Bu şekilde Epifiz bezimiz ölüyor. Bu yüzden Kullandığınız ürünlere daha çok dikkat edin ve florürü hayatınızdan mümkün olduğu kadar çıkarın!

 

Share This Post
Merhabaa :) Ben Meysa Kardelen Akan. Moleküler biyoloji ve genetik lisans öğrencisiyim. Bilime her zaman ilgili ve meraklı oldum. Sorgulayıcı ve araştırmacı olmak beni her zaman bir adım öne taşımıştır. KreatifBiri'de hem yazarlık hem de sosyal medya yöneticiliği yapmaktayım. Sizlerin eleştiri ve yorumları kendimi geliştirmekte en büyük katkı, o yüzden yazılarım hakkında merak ettiklerinizi yorumlara ya da [email protected]'a yazabilirsiniz.
Sence Nasıldı Bu Yazı?
0 0

Bir Cevap Yazın