“Güç” kavramı insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Uluslararası ilişkilerde çok sık karşımıza çıkan bir kavram olmakla, sosyal bilimlerdeki diğer pek çok kavram gibi, farklı tanımları yapılan ve farklı anlamlarda kullanılan bir kavramdır. Bazı düşünürlere göre kapasite, bazılarına göre etki, bazılarına göre amaç ve bazılarına göre ise amaca ulaşmada bir araçtır. Uluslararası politika analizlerinde çok sık başvurulan açıklayıcı bir kavramdır.

Uluslararası İlişkiler Teorilerinde “Güç” Kavramına Bakış

Teorik yaklaşımlarda “güç” kavramına merkezi bir önem atfedilmiştir. “Güç” kavramı genellikle realist yaklaşımla özdeşleştirilmiştir ancak idealist yaklaşımda da önemli bir yere sahiptir. İdealist yaklaşım, gücün savaş dışı yöntemlerle ve özellikle ekonomik yöntemlerle de sürdürülebileceğini savunmaktadır. Ayrıca Marksizm ve Feminizm gibi diğer eleştirel teorilerin analizlerinin odak noktasında yine güç ve güç ilişkileri bulunmaktadır. Bu noktada “güç” kavramını sadece realist yaklaşım ile özdeşleştirmek büyük bir yanılgıyı doğuracaktır. Realist yaklaşımda ki güç; şiddet odaklı sonuç doğuracak yöntemleri ifade etmekte ve savunmaktadır. Realist yaklaşım dışındaki diğer yaklaşımlar, analizlerinde güce merkezi önem vermekte ancak kaba kuvvetin aksine fikirlere ve kültürel bağlamlarda yapılan vurgular ile realist yaklaşımdan farklılaşmaktadır.

Güç Gerçeği

Uluslararası ilişkilerde hukuk kuralları bağlamında merkezi bir otoritenin ve etkin bir denetim mekanizmasının olmaması nedeniyle anarşik yapıya sahip bir ortamda ilişkiler yürütülür. Devletler kendi başlarının çaresine bakmak durumunda kaldığı bu sistemde kendi güvenliğini sağlamak için bazı stratejiler izlemektedir. Bu durumda güvende olmanın en garanti yolu güçlü olmaktır. Günümüz yazarları güç kavramını formel bir şekilde tanımlayarak, gücü bir devletin sahip olduğu fiziksel unsurlar olarak ifade etmektedir. Bazı yazarlar ise gücün fiziksel biçiminden ziyade bu gücün kullanılabilirliği üzerinde durmakta ve gerçek gücün; kullanılabilmesi ve diğer ülkeler üzerinde etki yapabilme yetisi üzerinde durmaktadırlar. Güç unsurunu, kullanılabilme ve etki oluşturma kıstaslarına göre değerlendirmeye alan bu düşünce de etki oluşturmayan ve kullanılamayan gücün, gerçekten gücü yansıtmadığı ileri sürülmektedir.

Güç kullanımında farklı amaçlar olabilmektedir. Gücü caydırıcılık veya bağ oluşturma gibi amaçlar doğrultusunda kullanılabilir. Kullanım şekli ne olursa olsun amaç aynıdır; “davranışlarda istenilen yönde değişiklik yapmaktır”. Dış politikada etkin olarak kullanılan gücü, kullanım şekline göre; yumuşak güç(soft power), sert güç(hard power), akıllı güç (smart power) olarak sınıflandırabiliriz.

Bastille baskını
14 Temmuz 1789. Burjuva sınıfı, hâkim aristokrat sınıfın baskısı altındaki halkı da yanına alarak Bastille Hapishanesi’ni bastı. Bastille baskını, Fransız devrimine ve feodalizmin yıkılmasına öncülük etti.

Toplumsal Etki Gücü: Halk

Devlet liderlerinin halkı etkileyebildiği gibi halkında liderleri etkilemesi muhtemeldir. Her toplumun mevcut liderlerini etkileme gücü kimi zaman liderleri geri adım atmak zorunda bırakacak seviyede etkileyebilmektedir. Halkın ve toplumun siyasal hayatta ne derece yere ve söze sahip olduğuyla bağlantılıdır. Toplumlar günümüz dünyasında siyasal hayatta çok önemli bir güce sahiptir ve güç doğrultusunda iç ve dış politikada liderlerinin izlediği politikalara müdahale etmekte ve geri adım atmalarına yol açabilmektedir.

Gücün El Değiştirmesi ve Kaynak Dağılımı

“Günümüzde dünyadaki üretimin1/4’ü, askeri harcamaların neredeyse yarısı, dünya nüfusunun sadece %5’ine sahip ABD tarafından gerçekleştirilmektedir.” Güç dağılımında herhangi bir denge söz konu olmadığını bu örnekten anlamak mümkündür. Geçmişten bugüne birileri güçlü ve birileri zayıf olmuştur. Zayıflar güçlenmeye başladığında orantısal olarak güçlülerinde zayıflaması kaçınılmazdır. Günümüzde süper güç olarak adlandırdığımız ülkelerden birisinin yaşayacağı bir düşüş/güç kaybı beraberinde yükselen bir diğer güç getirecektir.

nükleer santral

Soğuk Savaş bittiğinde SSCB’nin yıkılmış olması ve ABD’nin çok daha güçlü karşımıza çıkması bu duruma yakın tarihten en net örnektir. Güç konusunda geçmişte bir denge olmadığı gibi gelecekte de dengeden bahsetmek imkânsız olur. Güçlü ülkeler tarafından yaratılan hegemonya tarihsel süreçte hep savaşları beraberinde getirmiştir. Günümüz hegemonyasında da bir değişim olması durumunda savaşın beraberinde gelmeyeceğini söylemek mümkün değildir. Tarihte I.DS(I. Dünya Savaşı) nedenlerinden olarak Almanya’nın yükselişinden dolayı İngiltere’nin duyduğu rahatsızlık örnek gösterilmektedir.

Gücün Yayılması ve Teknoloji

gücün yayılması ve teknoloji

Teknolojinin yaygın kullanımı “Güç” unsurunun geniş kitlelere ulaşmasında etkilidir. Günümüz global sistemi bilginin en hızlı şekilde yayıldığı ve etkileşimin de yüksek düzeyde olduğu bir dönemde ve “güç” unsuru olarak nitelendirebileceğimiz her şey çok kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmektedir. Burada en temel unsurunun ise siber kullanımın yaygınlaşması olduğunu söyleyebiliriz.

İletişimde de devlet kontrolü ve etkisi olsa da internet ortamında bu etki daha az hissedilmektedir. İletişimde; bireyden bireye, bireyden topluma ve toplumdan topluma olmak üzere yeni kanallar açılmaya devam etmektedir. Küreselleşen dünya düzeninde “bilgiye sahip olmak” en değerli güç olarak görülmektedir ve bilgili/donanımlı insanların sayısı yeryüzünde şimdiye kadar hiç olmadığı kadar fazladır. Gücün etkili ve uluslararası ilişkilerde önemli bir yere sahip olmasında şüphesiz gelişmekte olan teknolojinin yeri büyüktür.