Bu yazı klasik bir eleştiri yazısı değil. Bu yazı 20 yaşında dünyayı değiştirmek isteyen Türkiyeli bir gencin başına gelenler ve Türkiye’deki rezil üniversite sisteminin ilk ağızdan anlatımıdır. Aynı zamanda bu ülkeden neden bilimsel çalışmaların bu kadar az olduğunu, üniversiteyi bırakıp bırakmayacağımı ve gençlerimizin neden bu halde olduğunun cevaplarını içermektedir.

Hayal edin sadece, yaşınız 19-20. Bilimle uğraşmak, insanların bir şeyler üretmesini sağlamak, gençlerin zamanını boşa harcamamasını sağlamak istiyorsunuz. Bundan daha güzel ne olabilir ki? İnsanın amacı iyi olursa önünde ne durabilir ki? Herkes yardımcı olmak ister değil mi? Hayır, eğer iyi bir şeyler yapmak istiyorsanız bu güzel ülkede karşınıza sürekli engeller çıkacaktır, benim karşıma daima çıktığı gibi…

Bölümüm Tanınsın, Bilinsin İstedim

Başından, hazırlık yılından itibaren başıma gelenleri anlatmak istiyorum, kararı yazının sonunda siz verin. Biyomühendislik gibi muhteşem bir bölümde ve dışarıdan çok güzel görünen Yıldız Teknik Üniversitesi’nde 1. sınıfta okuyorum. Hazırlık sınıfındayken fark ettim ki bizim bölümü kimse bilmiyor ve internette özellikle video anlamında hiçbir tanıtıcı materyal yok. Ben de haziran ayında bölüm başkanına durumu mail ile ilettim. Güzel bir dille yanıtlanmış mail geldi kısaca durumun farkında olduklarını ve gereğini yapacaklarını ilettiler. Çok mutlu oldum, koskoca bölüm başkanı maillerime cevap veriyordu ve gerçekten de ilgiliydi.

Yaz tatili bitti, hazırlığı geçip bölüme başladım. Başladım fakat bölümü tanıtmak adına hiçbir şey yapılmamıştı, hiçbir şey! Şansıma ki okulun ilk günü ilk dersimiz bölüm başkanımızlaydı. Ders bittikten sonra direkt yanına gittim ve hocamla ona daha önceki konuşmamızı hatırlattım. Tabii bu konuşmanın üzerine temeli olmayan bir dizi bahane sıralandı. En son ise benden bölümün tanıtımını televizyonda yapılması için bağlantı kurmamı istedi. Ben de “öyle bir şey yapabilsem size bir şey bırakmaz ve kendim çıkar anlatırım” dedim(ve eminim onlardan da daha iyi tanıtırım).

Muhteşem Fikirlerim Vardı

fikir

Daha sonra ise her hafta bir hocamız kendi alanını anlatmak için haftada bir gelmeye başladı. Çoğuna yapmak istediğim projeleri söylediğimde aldığım cevaplar aynen şöyle oldu: bunu Türkiye’de yapamazsın, bu bölümden mezun olunca bunu yapamazsın, öğrenciyken bunu yapamazsın, Türkiye’de bunun için yeterli teknoloji yok vs. vs. Örneğin bir hocamın yapamazsın dediği beyindeki bilgileri download edebilmek veya upload edebilmek birkaç ay sonra Güney Afrika’daki bir üniversite tarafından beyni internete bağlamak suretiyle teorik olarak mümkün oldu!

Faydayı Yaymak İstedim

Sonrasında okulumuzda KreatifBiri’nin tanıtımını yapmak istedim; çünkü böylesine faydalı bir projeden ne kadar çok kişinin haberi olursa o kadar iyiydi. Okulun genel sekreteriyle bu durumu görüştüm ve bana direkt OHAL döneminde olduğumuzdan ötürü okul dışı faaliyetlerin özellikle de bizim gibi resmi bir karşılığı olmayan kuruluşun broşür vs. dağıtamayacağı söylendi. Ayrıca okul dışı diğer dernek gibi kuruluşlara da izin verilmediği söylendi fakat bu sözlerin üzerinden 1 ay geçmeden her yerde Anadolu Gençlik Derneği’nin broşürleri dolaşmaya başladı. Ayrıca hazırlık binasındaki her sıraya da tek tek konulmuştu. Bu dernek daha sonra okulda stant da açtı, toplantılar da yaptı.

Bakın hiçbir kâr amacı olmayan çoğunluğu YTÜ’lü öğrencilerden oluşan tek amacı gençlerimizin üretmesini, bilgi edinmesini sağlamak olan KreatifBiri’ne izin verilmedi ve öğrenci kulübü kurmam istendi.

Öğrenci Topluluğu Kurdum

Ben yine pes etmedim ve öğrenci kulübü olmak için ekibimle birlikte çalışamaya başladım. Prosedür gereği bizim okulda belli bir alanda açılmış bir kulüp varsa ve o kulüp ne kadar berbat olursa olsun (gerekli bazı küçük şartları yerine getirmek şartıyla) siz o alanda kulüp açamıyorsunuz. Ayrıca sadece bir alanda kulüp açabilirsiniz yani çok spesifik bir alan seçmelisiniz. Eleme de iki farklı mülakat şeklinde gerçekleşiyor. Biz gerekli şartları yerine getirip ilk mülakata girdik ve sunumumuza başladık. Daha 2. dakikadan itibaren bir dizi saçma soru yağmuruna tutulduk ve sunumumuzun daha başındayken soru-cevaplarla süremiz bitti. Hayatımda girdiğim en saçma mülakattı. Sordukları soruyu da verdiğim cevabı da anlamayan, bazılarının sadece bedenen orada olduğu, mantık ve dinleme yoksunu insanlarla dolu bomboş bir mülakattı. Buna rağmen topluluk olabildik.

Ders Sistemini Anlamadım, Belki Siz Anlarsınız

Her şey bunlar değil diyeceksiniz farkındayım o zaman ders konusuna geçeyim. Geçme 34 notu olan servis dersi Fizik 1’den dersi alanların yarısı olarak kaldık. Eminim o soruları bazı hocalarımıza versek onlar bile çözemez. Peki, böylesine zor olmasının nedeni ne? Öğretmek mi? Hiç zannetmiyorum.

Yine fizikten güya laboratuvar derslerimiz var fakat deneyden çok komedi ve saçmalıklar üzerine. Derslere çalışmak için MIT’nin 1999 yılı videolarını izledim ve ağzım açık kaldı. Çünkü ders öylesine interaktif işleniyor ki konular her konunun ilgili deneyleriyle anlatılıyor. Biz de ise yıl 2018 gelen hocamız bir buçuk saat aralıksız iki bölüm halinde dersi anlatıyor(!) ve sadece kendisi konuşuyor, deneyi falan geçtim video falan bile yok sadece tahtada yazılanlar. Şimdi soruyorum bir buçuk saat aralıksız tekdüze Fizik 2 dersini nasıl anlayabiliriz?

Sonuç Olarak

Sonuçta ise artık kısmen pes ettim ve üniversiteden ümidimi tamamen kestim. Şu sıralar kendime alternatif oluşturup okuldan kurutulma planları yapıyorum. Yani elime fırsat geçtiği an bırakacağım bu lanet yok edici saçmalığı. İyi haber ise tahminlerim doğrultusunda gelecek sene okumak zorunda olmayacağım.

Kendinize iyi bakın. Tüm şeyler bir yana, kendinize ait umutlarınız hiç bitmesin. Gerisi önemli mi bilemiyorum artık…