Çelişik gibi görünse de yalnız kalabilme yeteneği sevebilme yeteneğinin tek koşuludur.

-Erich Fromm, “Sevme Sanatı”

Kendisini “Sevme Sanatı” adlı kitabıyla tanıdığımız Erich Fromm’un günümüzdeki insanların mutluluğu hakkında oldukça önemli görüşleri var. “Üretici Kişilik” şeklinde oluşturduğu kuramda insanlara mutlu olmanın basit formülünü veriyor. Bu kuramı incelemeden önce kişilik nedir sorusuna yanıt bulalım.

Kişilik Nedir?

Erich Fromm
Erich Fromm

Kişilik, yetenek ve özellikleriyle toplumsal yaşamda etkili olan insanı, kendine özgü ve benzersiz bir varlık olarak dile getiren kavramdır. Psikolojide ağırlıklı bir yer taşır ve değişik anlayışlara göre farklı biçimlerde tanımlanır. Kısacası kişilik, insanın kendisini benzersiz bir özne olarak kavrama işlevini dile getirir. Kişilik üzerinde genetik faktörler kadar çevresel ve kültürel faktörler de oldukça etkilidir. Üretici Kişilik kuramının çıkış noktası da tam olarak bu sorun üzerine. Bireyin çevre ve kendisi arasında kurduğu veya kurmaya çalıştığı ilişki bireyin kişisel özelliklerini oldukça etkiler. Bu noktada kurduğu bu ilişkiler onu iyi bir yöne sürükleyebildiği gibi bireyin yeteneklerini keşfetmesini de engelleyebilir. Buradan baktığımızda bireyin çevre ile ilişkisini ikiye bölebiliriz: Sosyalleşme ve asimilasyon.

Sosyalleşmenin Kişilik Üzerine Etkisi

eğlence

“Yalnızlık bir tek Allah’a mahsusdur.” demiş atalarımız. Her şeyi bir kenara bırakarak cümledeki ana fikre dikkatlice bakalım. İnsan, etkileşim içerisinde olma eğilimindedir. Bazen sakin bir zaman istesek de bir süre sonra bu durumdan sıkılır ve konuşma ihtiyacı hissederiz. Bu anlamda sosyalleşmek insan kişiliği için oldukça önemlidir. Yeni kültürle edinmeyi, farklı görüşler üzerinden dünyaya farklı açılardan bakmayı sağlar. Fakat sürekli sosyal olmak bir süre sonra yalnız kalma korkusu yaratmaya başlar. Bu durum sembiyotik ilişkilere, içe çekilmeye ve yıkıcılığa dönüşebilir.

Sembiyotik ilişki kavramını kısaca açıklamak gerekirse, bireyin toplumsal ilişkilerde başkalarına bağımlı olması şeklinde tanımlayabiliriz. Bu tarz ilişkide birey kesinlikle yalnız geçirmek istemez. Kendilerini oldukça güvensiz hissederler. Bu durumdan kurtulmak için bir başkasına zarar verebilecekleri gibi kendilerine de zarar verebilirler. İçe çekilme durumundaysa birey kendini güvende hissedecek bir ortam hazırlamaya çalışır. Yıkıcılık durumunda ise birey saldırganlaşarak gücünü diğer bireylere kanıtlama çabasına girer. Bu çaba ile güven kazanacağını düşünür.

Asimile Olmuş Bireyler

Yukarıda bireylerin çevre ile ilişkilerini ikiye bölmüştük. Bunlardan ikincisi ise asimile olmuş bireyler. Asimilasyon; bireylerin somut ve soyut bütün nesneleri toplama ve kullanma biçimlerini kapsar. Bu bireyler toplum ile olan ilişkilerinde genelde kendi çıkarları için hareket ederler. Bunlar kendileri içerisinde 4’e ayrılırlar:

Alıcı Eğilim: Bu bireyler kendileri veya dünya için hiçbir şey yapmazlar. Sürekli başkalarından yardım beklerler. Al al nereye kadar. Bu dünyanın ekmeğini yiyorsun, sen de ucundan tutsan iyi olur. 😀

İstifleyici Eğilim: Bu bireyler sürekli bir şeyleri biriktirirler. Dış dünyayı kendileri için tehlikeli görürler. Bu tehlikelerden korumak için sürekli bir şeyler biriktirip onları saklarlar.

kafa dinleme

Sömürücü Eğilim: Bu bireyler hayatları boyunca sürekli başka insanları sömürürler. Üstelik, buna haklarını olduğunu iddia derler. Hepimiz bu tarz insanlarla karşılaşmış, hatta bir olay bile yaşamıştır. Böyle bir insanla karşılaştığınızda koşar adımla uzaklaşmayı unutmayın. Çünkü yapışınca bırakmıyorlar.

Pazarlayıcı Eğilim: Bu bireyler başarılı olmak için sürekli kendilerini pazarlamaları gerektiğine inanırlar. Karşı taraftaki insanlara sürekli “sizin ihtiyacınız olan benim” mesajı verirler. Bu insanlara genelde iş görüşmelerinde rast gelinir. Aslında tamamen içi boş öz güveni düşük bireylerdir. Fakat ağızları laf yapmayı bildiği için istedikleri her şeyi elde ederler. Bu insanlar göründükleri gibi değillerdir. İçten içe mutsuzdurlar. Kendilerini pazarlayabilmek için sürekli dışarıya kendilerini farklı göstermeye çalışırlar. Kişiliğinde yaşadığı ikilemlerden dolayı devamlı kendi iç dünyasında çatışma halindedir.

Üretici Kişilik

Üretici kişilik kavramı aslında yukarıdaki 4 kavramı oluşturan asimilasyon kavramının bir parçasıdır. Oldukça şaşırtıcı geldi değil mi? Aralarında en olumlu belki de bize en çok yararı olacak olan kavram olduğu için onu ayrı ele almak istedim. Bu bireyler sürekli bir şeyler üretir. Her an yeni fikirlere sahiptirler ve onları hayata geçirmek isterler. Bu fikirler genelde kişisel değil toplumsal fikirlerdir. “Toplumun yararına neler yapabiliriz, bu dünyayı nasıl iyi hale getirebiliriz”  gibi şeylere sürekli kafa yorarlar. Bencil değillerdir. Kendilerinden daha çok başkalarını severler.

Work better - possibly take photos of clients in their workplace down the track where companies are involves

Erich Fromm’a göre üretici kişiliğe ulaşmamız için öncelikle kendimizi sevmeliyiz. Kendimizi olduğumuz fiziksel özelliklerimizle kabul etmeliyiz. Buna tik koyduktan sonra kendimizi çevreye doğru ifade etmeliyiz. Bu ifade sırasında yapmacık değil kendimiz olmalıyız. Kendimizi doğru ve olduğumuz gibi ifade ettikten sonra ürettiğimiz şeyleri çevremiz ile paylaşmalıyız. Toplum için bir şeyler yapmak insanı mutlu eder. Böylece hem dışarıdan sosyal destek alınır ve duygu tatmini yaşanır. Bu yüzden elimizden geldikçe üretken olabilmek ve üretileni paylaşabilmek, olumlu kişilik yapısı için gerekli unsurların başında gelir.

“Ben dünya için ne yapabilirim” diye mi düşünüyorsun? Öyle büyük şeyler yapamıyorsan bile küçük şeylerle destek olabilirsin. Çöpünü yere atmamaya başla, geri dönüşümünü kendin ayır. Kapıya su ve kedi/köpek maması koy ya da kartondan bir ev yap. Bir konu hakkında bilgin varsa onu anlatan blog yazıları yaz, videolar çek. Hepimizin elinden gelen, az çok yapabileceğimiz, birisi ya da birileri için yararlı olabileceğimiz bir özelliğimiz muhakkak vardır. En azından bu yanını ortaya çıkartmayı dene. Bunun için çabala. Zaman içinde yaptıklarının karşılığı kendiliğinden gelecektir emin ol. Sen en kısa sürede tüm cesaretini toplayıp tüm gücünle bu konuda bir adım atmayı dene, denemekten zarar gelmez. Büyük hayaller küçük adımlarla başlar. Yapacağın şey senin için küçük, fakat insanlık için büyük olabilir. Küçük adımlarını atmaya hazır mısın?