Uyku Terörü (Hukuk Sistemi Değişiyor mu?)

Bunları Yapan Ben Değilim!

2008 yazında polis, eşinin cinayetinden dolayı Brian Thomas’ı tutuklamak üzere Batı Galler’in Aberporth bölgesindeki bir sahil kasabasında bulunan bir karavana ulaştı.

Önceki akşam oldukça gerçekçi bir kabusun içinde, Thomas karavanındaki davetsiz bir misafirle savaştığına inanıyordu. Belki de dışarıda motosikletleriyle hız yaparak uykusunu bölen çocuklardan biriydi. Oysa bu sırada yavaşça karısını boğuyordu. Uyandığında hızla 911’i arayarak operatöre olanlardan ötürü afalladığını ve dehşete kapıldığını, dahası cinayete teşebbüs ettiğinden habersiz olduğunu anlattı.

Bilinçsiz durumdaki insanın göz korkutan potansiyeline çarpıcı örnekler teşkil eden uyuyan bireylerin cinayet sayısı neyse ki az. Bununla birlikte gelişmekte olan bilinç bilimi, bugünkü hukuk sisteminde merkezi bir rolü olan sorumluluk kavramı üzerinde köklü bir etki yapmak üzere.

Savcılık, Thomas’a karşı olan davayı geri çekti. Bilirkişi raporları Thomas’ın bir hastalıktan muzdarip olduğu konusunda hemfikirdi. Bu hastalık yetişkinlerin %1’i, çocuklarınsa %6’sında görülen ve bir uyku bozukluğu olan pavor nocturnus, diğer adıyla uyku terörü hastalığıydı.

Kabusları onu düşünülemez olanı yapmaya itiyordu.

Zihinsel Sorumluluk

Batı hukukunun temel ilkelerinden biri mens rea, yani suçlu zihin kavramıdır. Sorumluluk için gerekli olan suçun maddi unsurudur- actus reus. Bununla birlikte, yalnızca eylemi gerçekleştirmek yeterli değildir. Kişinin bu eylemi için zihinsel olarak da sorumlu olması gerekir.

Sorun, suç işleyen birinin büyük oranda bilinçli olup olmadığının ayrımının nasıl yapılacağı.

Direksiyonu çevirmeden veya vites değiştirmeden uzun süre araba kullanmak epey yaygın. California Üniversitesinden psikoloji profesörü Jonathan Schooler “Aklımızın elimizdeki işten uzaklaşmış olduğunu fark ettiğimizde şaşırıp kalıyoruz” diyor. Fakat eğer dalıp gittiğim bu zamanlarda eylemlerimin bilincinde değilsem, arabayı süren gerçekten “ben” miyim?

Bu soru, başkalarının hayatları söz konusu olduğunda çok daha önemli hale geliyor.

Nisan 1990’da akşam vakti bir ağır vasıta sürücüsü Liverpool yönünde gidiyordu. Tüm o yolu bütün gün hiçbir aksilik olmadan atlatmışken güvenlik şeridinde gitmeye başlamıştı. Yol kenarındaki bir minibüse çarpıp iki adamın ölümüne sebep olmadan önce yaklaşık yarım mil yol almıştı. Dikkatsizce sürüp ölüme sebep olmak suçlamasıyla Worcester Crown Mahkemesine çıkarıldı. Savunmasında bir psikolog uzun ve monoton yolculuklarda bilinçsiz bir şekilde sürmenin mümkün olabileceğini söyledi. Jüri bu bilinç eksikliğinin otomatizme (Yani bilinçli farkındalıktan uzak, adeta kontrolden çıkmış bir makine gibi davrandığını)  sebep olduğu konusunda yeterince ikna olmuştu.

Otomatizm Ve Nöronlar

Otomatizmi kabul ettiğimizde bilinçli bireyi bilinçsiz bir makineye indirgemiş oluruz. Yine de bilmeliyiz ki, bilinçli olarak planlanmış ya da refleks ve otomatik tüm davranışlarımız nöral mekanizmaların ürünü.

Asırlar boyunca bilim insanları ve mucitler zihnin bir makine olduğu fikri karşısında büyülendiler. 18.yüzyılda İsviçreli bir saat tamircisi olan Henri Maillardet, Automaton olarak isimlendirdiği bir cihaz icat etti. Bir saat motoruna bağlanmış, pirinçten karmaşık bir dizi çarkın bir araya gelmesiyle oluşan bir bebek bir kağıda sihirli bir biçimde sevimli koyun resimleri gibi pastoral manzaralar çiziyordu. Bu ürkütücü biçimde insansı makine; Aydınlanma’nın, yaşamın sırrına erip ona hükmedebilmenin cazibesine nasıl kapıldığını gösterircesine şu an Philadelphia Franklin Enstitüsünde sergilenmekte.

Nörobilim

Hukukta “niyetin” farklı seviyeleri olduğu gibi, laboratuvarda da “farkındalığın” farklı seviyeleri var. Uyanık ve aktif olmasına rağmen, zihniniz başka bir yerde olabilir. Örneğin bir sürücü yoldan çıktığında ya da kitap okuyan bir insan dalıp gittiğinde olan şey budur.

Nörobilim, bilinçsizliğe neden olan faktörleri aydınlatacak. Bilinç ve otomatizma arasındaki sınırı yeniden değerlendirirken, beynin bilinçli ve bilinçsiz haldeki işleyiş düzeylerini de dikkate almamız gerekecek.

Hukuk sistemimiz beden ve aklın dualizmi üzerine kurulu ve bu yüzyıllardır iş görüyordu. Bilim bunu bozmak için şimdiye kadar pek az şey yapmıştı. Ancak nörobilim farklı.Doğrudan insan zihninin işleyiş mekanizmalarını hedef alan çalışmalarıyla, kapasite ve niyet konularında hüküm verme potansiyeline sahip. Bilinç bozukluklarını daha iyi anlamamız, eylemlerimiz üzerindeki kontrolümüzü artırabilir ve automatizma ile ilişkili irrasyonel ve gelişigüzel davranışlardan kendimizi alıkoyabiliriz.

Kaynaklar:

Bilgiyi Yay
Tarafından yazıldı vildanozbay
Yazdıkça kendini keşfeden, keşfettikçe daha iyisini başarmayı hedefleyen bir eczacılık öğrencisi.Hobi olarak resim yapmaya, okumaya ve seyahat etmeye bayılıyor.
Bu yazıyı beğendin mi?
00

Bir Cevap Yazın