Uykuları Kaçıracak Bir Seri Katil: Kanlı Kontes

Kanlı Kontes

Ilık bir bahar akşamı kamp ateşinin etrafında toplanılmışken anlatılan korku dolu hikayeleri bilir misiniz? İşte bu seri katil tamda o hikayelerin baş karakteri olabilecek potansiyele sahip. Uykularınızı kaçıracak bu seri katil, Kanlı Kontes’in hikayesini okumaya hazır mısınız?

Kanlı Kontes’in Doğuşu

Elizabeth Bathory Macar Krallığı’nın soylu ailelerinden birinin kızı olarak 7 Ağustos 1560 tarihinde Dünya’ya geldi. Elizabeth bir kabusun içine doğmuş gibiydi. Cadı ilan edilen ve birkaç yıl içinde idam edilen bir halası, kara büyü ile uğraşan simyacı bir dayısı, kilise tarafından günahkar ilan edilen bir abisi ve kara büyü ile uğraşan, insanları kurban eden bir bakıcısı vardı. Tüm bunların içinde  büyüyen Elizabeth 15 yaşında deliliği ve şiddet eğilimi ile tanınan Kont Ferencz Nadasdy ile evlendirildi ve Cstejhe Kalesine yerleşti.

Dehşet Verici Cinayetler Nasıl Başladı?

20’li yaşlarında olan Elizabeth için hayvanlarına ve kölelerine işkence etmek gayet normalleşmişti. Fakat işler, bir gün Kontes’in saçını tararken canını yakan hizmetçisine attığı tokatla çığırından çıkmıştı. Hizmetçisinin kanı eline bulaşan Kontes bu kanla hizmetçisinin güzelliğini aldığını düşünmüştü. Bu düşünce ile uşağını çağırarak hizmetçisinin atar damarını kestiren Kanlı Kontes tüm kanı küvetine doldurtup o kanla duş almıştı ve güzelliğin sırrını bulduğunu iddia etmeye başlamıştı.

Kanlı Kontes’in Korku Filmlerine Konu Olan İşkenceleri

Bir kez kan döken Kontes’i artık durdurmak mümkün değildi. Hizmetkarlarının ona getirdiği kızların kanlarıyla duş alan Elizabeth yeni işkence fantezileri geliştirmeyi ihmal etmemişti. Kimi kızları ateşe verip onları seyrediyor, kimisini bal ile kaplayıp arılarla kaplı bir odaya hapsediyor, kimisinin ağzını dikiyordu. Kendini iyi hissettiği günlerde kurbanları salıyor peşlerine adamlarını takıyordu. Kızlar yakalanınca adamlarını, kızların bedenleri ile ödüllendiriyordu. Kasabanın  kızları bir bir kaybolurken aileler Kanlı Kontes’in gazabından korktukları için olayları sorgulayamıyorlardı. Ama Elizabeth durmak bilmedi. Kasabanın kızları ile yetinemeyince gözlerini soylu kızlarına dikti.  Artan kız kaçırma olayları ve soylu kızların kayboluşuyla dedikodular çoğaldı.

1609’da Elizabeth bir kızı yüksek bir tepeden aşağı attıktan sonra buna intihar süsü vermişti. Bu olanları araştırmaya başlayan yetkililer dedikoduları da göz önünde bulundurdu. Kral da bu soruşturmayı destekliyordu. Söylentilere göre kralın Elizabeth’e yüklü bir borcu vardı. Eğer suçlu Elizabeth çıkarsa kral borçlardan kurtulurdu.

Kanlı Kontes’in Şatosuna Baskın

1609’da, noel zamanında, Macar Kral II. Mathias, Csetjthe şatosuna bir kaç askerini bu olayı araştırmak üzere gönderdi. Dedikodulara göre, bölgede bir kaç genç kız kaçırılmıştı. Askerler görevlerinin zorluklarını çok iyi bilmekteydiler. Çünkü devasa şatonun sahibi, son derece varlıklı ve hatırı sayılır kişilerle çok iyi bağlantıları olan bir kadındı. Macarlar tarafından kahraman ilan edilmiş “Black Hero” (Kara Kahraman) lakaplı savaşçıyla evlendikten sonra, Prensesler ve Krallar, Başpiskopos ve Kardinallerden birçok önemli kişiler ile son derece yakın ilişki içerisindeydi. Şatoya giden patika yol, engebeler ve tehlikeler ile doluydu. Gün gece yarısını çoktan geçmişti. Dolunay zaman zaman bulutların arasında kendisini gösterip askerlere ışık oluyordu. Ancak geceyi seçmelerinin bir sebebi vardı. Başarı sürprizde gizliydi. Şatonun kontesi bu saatlerde gizli toplantılarından bir tanesini düzenlemekteydi. Askerlerin aldığı talimat, kontesi suç üstü yakalamaktı. Şatonun yakınında bulunan kasabanın sakinleri, bazı gecelerde malikanenin içerisinde kız çığlıkları duyduklarını söylemişlerdi. Tam da bu saatlerde.

Askerler birçok dedikodu duymuştu. Kontes, kara büyü ile yakından ilgilendiklerini duymuşlardı. Şatoya girerken kadın tarafından lanetlenecekleri için korkuyorlardı. Şatonun arka tarafından girmeyi hedefledikleri için taşlık alanı tırmanarak aşmaya çalışıyorlardı. Şatonun ayağına ulaştıklarında, nefeslerini kontrol etmek için durdular. Pencereler kapkaranlıktı. İçeriden hiçbir ses duyulmuyordu. Her şey yolunda gibiydi. Artık şatoya baskın düzenleme zamanıydı. Şatonun arka tarafında bulunan girişin aralık olması şaşırtıcıydı. Bu gece şanslı günleriydi. Ağır ahşap kapıyı iterek içeri girdiler. İçeri girmeleri ile birlikte sağ taraflarından sıçrayan bir kedi onları korkutsa da ilerlemeye devam ettiler. Kontesin bu tür hayvanları şatosunda barındırması ile ilgili çeşitli söylentiler vardı. Askerlere bir papaz eşlik etmekteydi. Onları kötü ruhlardan korumak için görevlendirilmişti. Kediyi gören papaz, hemen parmakları ile havaya bir haç çizdi. Toplamda altı tane kedi gördü. Şatonun içine ilerledikten kısa bir süre sonra, geliş amaçlarıyla karşılaştılar. Karşılarında büyük bir salon vardı. Salonun tam merkezinde taş zeminin üzerinde yarı çıplak bir kız yatıyordu.

Kanlı Kontes’in Tutuklanışı

Askerler etraflarını gözlemledikten hemen sonra yerde yatan kıza doğru koşar adımlarla ilerlediler. Dedikodular doğruysa, en azından bir kızı kontesin elinden kurtaracaklardı. Ancak kızın yanına ulaştıklarında kızın ölü olduğunu fark ettiler. Kızın vücudundan tamamıyla kan çekilmiş gibiydi. Anlatılanların dedikodudan öte olduğunu anlamaya başlıyorlardı. Birkaç adım ötede başka bir kız yerde yatmaktaydı. Yüzü koyun yatan kızın ölüp ölmediğini anlamak için çevirdiklerinde daha da büyük bir dehşete kapıldılar. Kız halen yaşıyordu. Ancak vücudunun birçok yerinde derin kesikler vardı ve kız can çekişiyordu. Ekip ilerlemeye devam etti. Koridorda ilerlerken duvara zincirlenmiş başka bir kızla karşılaştılar. O da ilki gibi ölmüştü. Vücudunun birçok yerinde yara ve yanık izleri vardı. Vücudunun belli yerlerinde kırılmış kemikler teninden dışarı fırlamıştı.

Papaz gördükleri karşısında tutulmuş gibiydi. Burada neler oluyordu? Şu ana kadar buldukları bedenlerin ortak özellikleri kansız olmalarıydı. Kontes bu kanı ne yapıyordu? Acaba kara büyü için mi kullanıyordu? Şatonun derinliklerine inen taş basamaklara vardıklarında tereddüt etseler de, ilerlemeye karar verdiler. Etrafları ilerledikçe kararıyordu. Artık karanlıkta ilerlemek için taş duvarlara elleri ile dokunarak ilerliyorlardı. İlerden tiz çığlık seslerini duyduklarında adımları hızlandı. Koşar adımlarla bir odaya girdiler. Sesin kaynağı karşısında dehşete kapılan askerler, tüm tecrübelerine rağmen böyle bir manzara beklemiyorlardı. Önlerinde duran çeşitli ebatlardaki kafeslerin içerisinde kadınlar ve çocuklar çığlıklar atarak yardım istiyorlardı. Neredeyse tamamının vücudu derin kesiklerle doluydu. Belli ki kontesin çok kana ihtiyacı vardı.

Askerler tüm tutsakları serbest bıraktıktan sonra tekrar şatonun üst katlarına çıktılar. Kontesi bir an önce yakalamak zorundaydılar. Bu gecenin sürprizleri henüz bitmemişti. Büyük bir odanın kapılarını açtıklarında, içeride kendinden geçmiş ve dans eden, besbelli sarhoş bir insan topluluğu ile karşılaştılar. Odanın içerisindeki manzara ile ilgili kayda geçmiş bir bilgi olmasa da, mahkemeye çıkan tanıkların ifadeleri yazılı olarak kayıt altına alınmıştır. O gece tutsaklar serbest bırakılmış, aralarında Kontes’in de bulunduğu bazı kişiler ise tutuklanmıştı. Tutuklanan Kontes’in adı Elizabeth Bathory’di.

Dipnot: 1744 yılında yayınlanan bir monograftan

https://dedektifdergi.com/kadin-seri-katiller-elizabeth-bathory/

Kanlı Kontes’in İtirafları

2 Ocak 1611 yılında Kanlı Kontes’in mahkemesi görüldü. Duruşmayı yargıç Theodisus yönetti. Mahkemede 21 jüri bulunuyordu. Kontes’in tüm hizmetkarlarına ve yardımcılarına aynı 11 soru yöneltildi. Kaç kurban var? Kurbanlar nasıl şatoya getirildi? Kurbanlar kimlerdi? vs… Şato da bulunanlardan Fizcko isimli cüce kurban sayısının net bir şekilde hatırlıyordu.Kurban sayısının  37 olduğunu ve 5 kurbanı gömdüklerini belirtti. İkisini şatonun ön bahçesine, diğerlerini bir kilisenin bahçesine gömdüklerini söyledi. Sıra işkenceleri itiraf etmeye gelmişti. Fizcko tüm detayları anlatmaya başladı. “Kızların elleri ve ayakları sıkı bir şekilde bağlanıyordu. Sonrasında bağlı olan kızlar bedenlerinin her yeri kömür karası olana kadar dövülüyorlardı. Ciltlerinde derin kesikler oluşuyordu. Genç kızlardan bir tanesi yüzüne aldığı yaklaşık 200 yumruk darbesinin ardından can çekişerek öldü. Dorko (şatoda çalışanlardan bir tanesi) kızların parmaklarını teker teker makas ile kesmekle görevliydi.”

Lanetli Kale

Fizcko’nun ardından itirafların ardı arkası kesilmedi. Elizabeth kızların çenelerinden tutup aşağı çekiyor ve dudak kenarlarının yırtılmasına sebep oluyordu. Kış günlerinde ölmek üzere olan kızları dışarı bırakıyor ve donarak ölmelerini izliyordu.

Günden güne daha da iğrençleşen ifadelerin ardından mahkeme şubatta sonuçlandı. Kanlı Kontes Elizabeth bulunan kemiklerden ve cesetlerden ötürü 80 kişiyi öldürmekten suçlu bulunmuştu. Ancak bulunan başka  bir delilde  kurban sayısının daha da çok olabileceği ihtimali vardı. Kanlı  Kontes’in el yazısı ile yazılmış 650 kadın ismi olan bu delil o isimlerin kurban oldukları ispatlanamadığı için asılsız sayıldı. Bu sebepten resmi kayıtlarda 80 kurban olduğu belirtildi.

Soylu bir aileden geldiği için idam cezasına çarptırılamayan Kanlı Kontes kendi şatosunda her yanı duvarlarla örülü bir yere kapatıldı. Sadece yemek verilebilecek bir delik bırakılmıştı. Kontes, yargılanmasından 3 yıl sonra hayatını kaybetti. Duvarlar yıkılıp içeri girildiğinde ise cesedine ulaşılamadı.

Tüm zamanların belki de en korkunç seri katili olan Kanlı Kontes’in  çağımızın vampir filmlerine bolca ilham olduğu bir kesin.

2008 yapımı Bathory filmini izleyerek çılgın seri katilimiz hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

Kaynak:

https://paratic.com/elizabeth-bathory-kimdir/,

Bilgiyi Yay
Written by Eda Nur Çilesiz
Merhaba ben Eda Nur Çilesiz. Maltepe Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği 2. sınıf öğrencisiyim. İlgi alanımın çoğunluğunu çocuklar ve psikoloji oluşturduğundan bu alanlarla ilgili kitaplar, makaleler, demeçler okumak bana büyük bir keyif veriyor. Bu platformda sizlere bu zamana kadar oluşturduğum birikimimi sunabilmek öncelikli hedefim.

Leave a Reply