Uzun vadede her medeniyet uzaydaki etkilerden dolayı tehlike altında olacaktır. Varlığını sürdüren her medeniyet uzay yolculuklarına çıkmak zorundadır, sırf romantik olduğundan ya da keşfetme arzusundan dolayı değil, ama düşünülebilecek en mantıklı şey için: Hayatta kalmak… Eğer uzun vadeli hayatta kalışımız tehdit altındaysa, türümüze olan temel sorumluluğumuz diğer dünyalara seyahat etmektir

Carl Sagan

Uzay başlı başına bir konu. Kabul edersiniz ki uzay hakkında konuşmak da cesaret gerektiren bir şey. Çünkü halen bilmediğimiz binlerce şeyin arasında bir avuç bilgi dağarcığı ile yetinebiliyoruz. Uzun zamandır elimizde somut verilerin oluşması için keşif yapmaya devam ediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve SSCB 1947’den beri uzaya fırlatılan roketlerin içinde hayvanları da bulundurmaya çalışıyor. Bugüne kadar birçok hayvan gönderildi. Gönderilen ilk hayvanın Laika adlı köpek olduğu sanılsa da, aslında uzaya fırlatılan ilk canlı “Meyve Sinekleri ( Drosophila Melanogaster)” idi. Doğrusunu isterseniz uzaya fırlatılan roketlerde fark edilmeden birçok bakteri ve diğer yaşam türleri taşınmış olsa da, bir amaç dahilinde isteyerek gönderilen ilk canlı Meyve Sinekleri idi. V2 roketi ile 20 Şubat 1947’de araştırma ölçeğinde bir kapsül içerisinde uzaya fırlatıldı.

Şu anda bana uzaya fırlatılan ilk canlının neden Meyve Sinekleri olduğunu sorduğunuzu duyar gibiyim. Aslında bunun çok bariz bir açıklaması var. Şöyle ki, Meyve Sinekleri ile aramızda çok benzer noktalar var. İnsanlarda ortaya çıkan hastalık genleri %77 oranında Meyve Sinekleri ile benzer. Genomları tamamen haritalanmış ve temel biyolojiyi anlamak için çok iyi bir model. Bu sayede bilim insanları, uzay uçuşu sırasında insanlar için oluşabilecek birçok problemlere çözüm arayışı sunmak için bu sinekleri gözlemlediler. İnsan biyolojisi için yapılan araştırmalarda neden denek olarak sinek ve böceklerin kullanıldığını, genetik kod benzerliği sayesinde olduğunu söyleyebiliriz.

Meyve sinekleri

Genetik kodumuzun bu kadar benzeştiği hayvanları göndermek, uzaya gönderildikten sonra ne gibi değişiklilere uğradıklarını gözlemlemek için mantıklı bir seçim idi. Sonrasında da 2006’da dünya yörüngesine gönderilen Meyve Sineklerinin bağışıklık sistemindeki düşüşler, astronotlarda da aynı sorun teşkil edebileceğini düşündürdü. Her insanın genetik kodunun farklı olduğunu düşünürsek bu araştırma her astronotun bağışıklık sistemine farklı etki edeceği de anlaşılmış oldu. Çünkü meyve sineklerindeki genetik kodlar aynı idi. Radyasyonun, onların üzerindeki etkisi araştırma tezi için çok önemli bir ölçüttü. Herhangi bir genetik değişime uğramadıkları gözlemlendiğinde uzaya farklı hayvanlar göndermek adına bir arzu ortaya çıktı. Sonrasında maymun ve köpek gönderildi.

NASA, 2014’te Uzay İstasyonuna Meyve Sineği kolonisi göndererek araştırmalarını devam ettirdi. İçinde bulundukları alana kameralar yerleştirilerek, uzayın fiziksel etkileri gözlemlendi. Enfeksiyonlara karşı hayatta kalma yetileri ölçüldü. Bu araştırmalar uzay uçuşlarında insanların yaşayabileceği herhangi bir problemin çözümlenebilmesi için çok önemli hamleler.

Uzaydaki düşük yer çekimi seviyelerinin, insanlar ve diğer canlılar üzerindeki olumsuz etkisini en aza indirgemek için çalışmalar yapılıyor. Bitkiler, mikroplar ve hayvanların (sinekler, böcekler vb.) bilim insanları tarafından birçok araştırma sonunda incelenmiş olup, roket içerisinde uzaya fırlatmada tercih edilme nedenleri farklıdır. Bilim insanların bu tür organizmaları tercih etmesinin en önemli sebebi; kısa yaşam süreleri ve hızlı üreme durumlarının var oluşu. Denek olarak kullanmaların diğer bir nedeni ise erişilebilecek kadar çok ve ucuz olmalarıdır.

Meyve Sineklerinin, uzay uçuşları sırasında büyümeleri, fizyolojik ve psikolojik yaşlanma süreleri ve gelişimleri, insan sağlığı için olumsuz etkilerin yaşanmaması adına oldukça önemli bir paya sahiptir. Uzay yolculuğunda, insan biyolojisi için en elverişli ortam oluşturulmaya çalışıldığından, genetik benzerliğimizin bu kadar benzediği hayvanlar, araştırmalarda öncü canlı modeli olarak yer alıyor.

Uzayda yaşam alanı oluşturmak için uzayı ve bize etkisini detaylı bir şekilde öğrenmemiz gerekir. Açıkçası her gün belgelerle kanıtlanan araştırma sonuçları, halen bilmediğimiz çok fazla şey olduğunu ortaya koyuyor. Bu kadar bilinmezlik daha çok araştırma yapılması gerektiğini işaret ediyor. Bence, insanoğlu halen uzayda yaşamını sürdürmek için yeteri kadar bilgiye sahip değil.

Dikkatimizi karasal meselelerle sınırlandırmak, insan ruhunu sınırlamak olacaktır.

Stephen Hawking

Okuduğunuz için teşekkür ederim. 🙂

Kaynak: 1, 2, 3

Editör: Cansu Köse