Sizi 2018’den alıp 1930’lu yıllara götürmek istiyorum. Yeni kurulmuş bir cumhuriyet, savaştan yeni çıkmış yorgun bir halk. Çoğunluğunu köylülerin oluşturduğu 16 milyon nüfusun %90’ı okuma yazma bilmiyor. Atatürk, kimsenin uşağı olmayan bir millet yaratmayı hayal ediyordu. Onun da tek şartı eğitimdi. İşte bir eğitim devrimi olan köy enstitüleri böyle doğmuş oldu.  Kuruluşunun üzerinden 78 yıl geçmesine rağmen hala ses getiren bu eğitim sistemini gelin birlikte inceleyelim.

Türkiye İçin İlk Eğitim Devrimi

Yarım Bırakılmış Bir Eğitim Devrimi:Köy Enstitüleri 1

Türkiye Cumhuriyeti’nin muhasır medeniyetler seviyesine ulaşmasını hayal eden Atatürk, bunun için bir çok inkılaba imza atmıştır. Bu inkılaplardan en önemlileri de eğitim için yapılan çalışmalardır. Bu çalışmalardan ilki 3 Mart 1924’te yapılan Öğretim Birliği Yasası’dır. İkinci sırayı da 1 Kasım 1928’de yapılan Harf Devrimi almıştır.

Yapılan çalışmalar yavaş yavaş sonuçlarını vermeye başlamıştı. Osmanlı döneminde %8 olan okur yazarlık oranı Cumhuriyet’in ilk yıllarıyla birlikte %20’ye kadar çıkmıştı. Bu dönemine göre oldukça büyük bir başarıydı. Fakat yeterli değildi. Çünkü o dönemde Avrupa’da okur yazarlık oranı %80 dolaylarındaydı. Türkiye’nin de bu seviyelere gelmesi için nüfusun %80 kadarını oluşturan köy halkına eğitim öğretimi götürmek şarttı. Ne yazık ki kentlerde okula gitme oranı %75’lerdeyken köylerde bu oran %20’nin altına iniyordu. Bunun en büyük nedenlerinden biri de köydeki öğretmen eksikliğiydi. O zamanlar Türkiye’deki 40 bin köy bulunmasına rağmen sadece 6 bin öğretmen hizmet veriyordu. Bu öğretmenler de köylere gitmek istemiyordu. Bunun üzerine alternatifler aranmaya başlandı ve 78 yıl sonra bile adından söz ettirecek o çözüm ortaya çıktı.

Köy Enstitüleri Kuruluyor

Yarım Bırakılmış Bir Eğitim Devrimi:Köy Enstitüleri 2

Köy Enstitüleri ilk olarak, Köy Eğitmen Uzmanı uygulaması ile başladı. İlk olarak askerliğini çavuş ya da onbaşı olarak yapan ve köylerden askere gelen kişiler Eskişehir’de bir eğitmen kursuna alındı ve köylerine eğitmen olarak döndüler. Döndükleri köylerde çocukların eğitimini sağlayacaklar; ayrıca köydeki sağlık, tarım gibi alanlarda ihtiyaç duyulan temel bilgileri, araç kullanım pratiklerini köylülere aktaracaklardı. Fakat Atatürk’ün ömrü, projeyi tamamlamaya yetmedi. Atatürk’ün miras bıraktığı projeyi Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç devraldı.

1940 yılında hayata geçirilen Köy Enstitüleri dünyada eşi benzeri görülmemiş bir eğitim devrimiydi. Bu okullar sadece eğitim için değil, köylere ihtiyacı olan sanat ve ziraat alanındaki bilgileri de aktarabilmek adına öğretmenler yetiştirecekti. Ayrıca köylerdeki sağlık problemleriyle de başa çıkmak için yine bu okullardan mezun olan köy öğretmenleri çaba harcayacaktı. Köy Enstitüleri projesini yöneten Hasan Ali Yücel proje için şöyle demiştir:

Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü, ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermeyi isteriz.

Yarım Bırakılmış Bir Eğitim Devrimi:Köy Enstitüleri 3

Köy Enstitüleri’ndeki derslerin %50’si kültür, %25’i tarım ve %25’i de teknik dersleriydi. Bu okullardan öğretmenin yanı sıra birçok sağlık görevlisi, sanatçı ve ziraatçı da çıktı.

Amaç Neydi?

Köy Enstitüleri’nin amacı özgüveni yüksek, eleştirel düşünebilen, sorun çözebilen ve cumhuriyet için fedakâr olabilen gençlerin yetiştirilmesiydi. Görülüyordu ki bu konuda istedikleri noktaya emin adımlarla gidiyorlardı. Bu başarının temelindeki nedeni adı Köy Enstitüleri’yle özdeşleşen İsmail Hakkı Tonguç şöyle anlatıyordu:

Köylüye bir şey öğretebilmek için ondan birçok şey öğrenmek gerekir. Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köylüyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği sudan içmek, yediği bulgurdan yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir.

Köy Enstitüleri, İkinci Dünya Savaşı döneminde kurulmasına rağmen başarılı bir ivmede yapılanmıştır. Bunu farkeden İnönü, 1942’de enstitülerin sayısının 60’a çıkarılmasını ister. Yücel ve Tonguç bunun imkansız olduğunu söyler. İnönü’nün onlara söylediği cevap gelecek adına mesaj niteliği taşımaktaydı:
Çok büyük fırsat kaçırıyorsunuz. Bu savaş yıllarından yararlanarak bunları yapmalıydınız. Savaştan sonra ne olacağı belli değildir, bunların hiçbirini bize yaptırmayacaklardır, ileride beni dinlemediğinize çok pişman olacaksınız.
Gerçekten de öyle olmuştu. Büyük hayallerle başlayan, Köy Enstitüleri projesi yavaş yavaş düşüse geçecekti.

Bir Eğitim Devrimi Kül Ediliyor

Yarım Bırakılmış Bir Eğitim Devrimi:Köy Enstitüleri 4

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan sorunlar, Türkiye’nin gündemini eğitimden siyasete kaydırdı. Bunu fark eden köy ağaları ve bu projeye karşı olanlar, Köy Enstitüleri’ni propaganda etmeye başladılar.Köy Enstitüleri’nde komünizm aşılandığına dair söylentiler çıkardılar. Fakat görünen hiç öyle değildi. Bunu Dönemin Van Millet Vekili aynı zamanda Van’daki toprak ağalarından olan Kimyas Kartal’ın sözlerinden de açıkça anlayabiliriz:

Köy Enstitüleri kesinlikle komünist bir uygulama değildi. Bu okullar, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu sindiremezdik! Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Beş köyüme Köy Enstitüsü mezunu geldi ve bu köylerden artık kimse bana gelip danışmamaya başladı.

Bende düşündüm 200 köyümün hepsine Köy Enstitüsü mezunu gelirse, benim ağalığım ne olur? Doğudaki bütün ağalara telefon ettim. Adnan Menderes ile pazarlığa girdik. Köy Enstitüleri kapatılırsa doğudaki tüm toprak ağaları ve batıdan Emin Sazak’ın oyları sana Kapatmazsan, oy moy yok.

1946’da yaşanan olaylar Türkiye’yi çok partili rejime yönlendirdi. Çok partili rejime geçilmesinden sonra genel seçimle başa gelen DP (Demokrat Parti) Köy Enstitüleri’ne karşı agresif bir tavır sergiledi. Bakanlıktaki kadro değişimleriyle bu okulları kuran bürokratların yerlerini gerici, tutucu politikacılar almaya başladı.

Yarım Bırakılmış Bir Eğitim Devrimi:Köy Enstitüleri 5

Öncelikle Köy Enstitüleri’nin öğretmenleri okullarından uzaklaştırıldı. Okuldaki araç gereçlere el konuldu. Kütüphanelerindeki birbirinden güzel temel eserler sakıncalı olarak görülerek yakıldı. Köy Enstitüleri’nin yönetiminde söz sahibi olan öğrencilerin hakları ellerinden alındı. Son olarak da genel eğitim sistemiyle birleştirildi. Bütün bunlardan sonra 1954’te tamamen ortadan kaldırıldı. Gerekçe olarak da bu okullarda verilen eğitimlerin toplumun kültürel ve ahlaki yapısına ters düşmesi gösterildi. Fakat asıl gerekçe Kinyas Kartal’ın da dediği gibi tamamen siyasi çıkarlardı.

Sonuç

Köy Enstitüleri bu ülkenin gelişimi için çok güzel bir projeydi. Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla halk tarımı bırakmış ve şehirlere göç başladı. Bugün “köy kahvaltısı”, “köy doğası”, “köy yaşantısı” ve benzeri popüler kültür ürünü olan yersiz övgülerle anılan, sözde herkesin çok sevdiği ve çok özendiği Anadolu köylerindeki kültürel birikimin gün be gün yok oluşuna şahit olmaya devam ediyoruz. Türkiye’ye coğrafi açıdan baktığımızda et,süt,deniz, sebze ve meyve ürünlerini üretebilecek hatta ihracat edebilecek kadar büyük potansiyele sahiptir. Fakat köylü aydın algısı oluşturulmadıkça bu potansiyel verimli olarak kullanılamayacaktır.

Her yıl bu okullar üzerine yüzlerce tez araştırması yapılıyor, sistem enine boyuna irdeleniyor ve Köy Enstitüleri’ne olan ilgi geçen zamana rağmen giderek büyüyor. Köy Enstitüleri projesini elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Bu yazı; bu proje neden eskimiyor ve hala konuşuluyor sorusuna cevap oluşturmuştur. Siz Köy Enstitüleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Haydi bunu yorumlarda konuşalım, yorumlarınızı bekliyorum. 🙂